<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486</id><updated>2012-02-07T13:10:49.207-08:00</updated><category term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>EVRiM ALDATMACASI-2</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>26</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-1784992016879136440</id><published>2011-09-12T06:22:00.000-07:00</published><updated>2011-09-12T06:40:16.241-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Fosil Kayıtlarındaki Patlamalar ve Boşluklar (Bilim Yaratılış  Diyor -11)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-k3QuKVxmDts/Tm4JOvXo7bI/AAAAAAAACDg/hiCw-xxmodw/s1600/1-JK4.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 122px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651464731234987442" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-k3QuKVxmDts/Tm4JOvXo7bI/AAAAAAAACDg/hiCw-xxmodw/s320/1-JK4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#800080;"&gt;&lt;strong&gt;(Bilim 'Yaratılış' Diyor -11) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#0000ff;"&gt;&lt;strong&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;Fosil Kayıtlarındaki Patlamalar ve Boşluklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Hayatın geçmiş tarihini gösteren bir video kaydımız olmadığından, geçmiş hakkındaki bilgileri -el yordamıyla da olsa- fosillerden elde etmek mecburiyetindeyiz. Kesik, silik, kopuk ve parçalanmış da olsa, hayatın geçmişine ait taşıdığı bilgiler sebebiyle fosiller önemlidir. Ancak evrimcilerin mübalâğa ettiği gibi fosiller evrime destek olmamakta, bilakis onu yalanlamaktadır. Bu hususu fosillere ait üç konu etrafında ele almak gerekir: 1-Kambriyen patlaması, 2- Durgunluk, 3- Boşluklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#808000;"&gt;1- Kambriyen Patlaması:&lt;/span&gt; Günümüzden yaklaşık 540 milyon yıl önce başlayıp, 490 milyon yıl önce sona erdiği tahmin edilen Kambriyen dönemine ait kayalardaki fosillere bakıldığında, hayvan çeşitlerinde birden ortaya çıkan bir bolluk görülmektedir. Bu dönem boyunca bilinen hayvan şubelerinin (filum) % 95 gibi büyük bir çoğunluğunun, 5–10 milyon yıl gibi kısa bir sürede yaratıldıkları anlaşılmaktadır. Bundan sonra, birkaç istisna dışında, jeolojik kayıtlar boyunca, yeni hayvan şubelerinin ortaya çıkması durmuştur. Hayvan şubeleri, temel özellikler bakımından çok farklı hayvan formlarına ait sistematik gruplar ihtiva eder. Bunlar vücut yapılarındaki temel morfolojik farkların büyüklüğü ile birbirinden kolayca ayrılır. Meselâ bir böcek ile denizyıldızı, bir solucan ile balık veya süngerin sistem ve organları arasındaki temel farklılıkların büyüklüğü çok açık bir ilâhi irâdenin tercihini gösterir. Evrim teorisi, hayvanlar âlemindeki filumlar gibi büyük taksonomik gruplara ait böyle büyük miktardaki değişik vücut plânlarının birdenbire ortaya çıkmasını açıklamak zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#800080;"&gt;Kambriyen patlamasından kaçan evrimciler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Kambriyen patlaması, klâsik evrim teorisi için ciddi bir problem olsa da, bazı Darwinciler, Kambriyen patlamasının kendi teorileri için gerçek bir sıkıntı olmadığını iddia etmektedir. Bu iddiaları seslendirenlerden Budd ve Jensen, çoğu taksonomist ve sınıflandırmacı biyolog tarafından kullanılan, "filum (şube)" ve "vücut plânı" isimlendirmelerinin, aslında hayvanların nasıl evrimleştiğini anlamak için bir engel olabileceğini iddia etmiştir. Bu yazarlara göre, hayvanların evrimleşme açısından birbiriyle münasebet içinde olmaları mantıkî bir gerekliliktir(!) Bu, hem vücut plânlarını belirleyen, hem de ortak atadan gelmeyi düzenleyen bir evrim ve filogenetik ölçü olabilir(!)1 Budd ve Jensen, böyle bir teklifte bulunarak, akıllarınca taksonomiyi (sınıflandırma) yeniden tanımlamaya çalışmışlardır. Ancak Kambriyen patlamasında çok sayıda vücut plânının âniden yaratılarak ortaya çıkışı böyle basit bir ifade ile açıklanamayacak kadar güçlü bir tespittir.2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir problemi yeniden tanımlamak, hiçbir zaman onu ortadan kaldırmaz. Bir midye ile bir denizyıldızı yahut bir böcek ile bir kurbağanın vücut plânlarındaki temel farklılık, sadece terminolojide oynanarak ortadan kaldırılamaz. Yaratılıştaki hiyerarşik sistematiği ve canlı vücutlarında görülen matematikî mükemmelliği gördüğü halde reddeden bir taksonomistin, belli karakterlere dayandırarak yaptığı sınıflandırma sistemi, ister istemez objektiflikten uzak olmaya mahkûmdur. Ancak, kelime oyunları ile başka mânâlar verilemeyecek ve hasıraltı edilemeyecek gerçek farklılıklar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kambriyen patlamasından önceki zamanlardaki geçiş fosillerindeki eksiklik, atalardaki eksikliği gösterir." fikrini reddetmek için, evrimcilerin sığındıkları diğer bir makaleye göre,3 Kambriyenden 40–50 milyon yıl öncesine ait, mikroskobik, yumuşak vücutlu çift taraflı (iki yanlı veya bilateral) simetriye sahip solucanlar gibi hayvanlar bulunmuştur. Kambriyen patlamasında ortaya çıkan hayvan filumları için ortak bir ataya ihtiyaç duyulduğundan, evrimcilerin yeni senaryosu için bu küçük solucan benzeri hayvanlar güzel birer adaydır. Bu fosilleşmiş organizmanın Kambriyen'deki hayvan filumlarının ortak atası olduğuna ve evrimleştiğine dâir ise, hiçbir müşahhas delil yoktur. Bu delil yetersizliğine rağmen karar verebilmek, ancak ideolojik bir saplantıyı gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu solucan benzeri fosiller, herhangi bir şeye evrimleşmemiş ve yaratıldığı şekilde kalmış canlılar da olabilir. Kambriyen patlamasından 40–55 milyon yıl önce yaratıldığı düşünülen, iki yanlı simetri gösteren bu solucanların, Kambriyen'deki diğer organizmalara nasıl dönüştüğüne dâir hiçbir delil yoktur. Pre-Kambriyen dönemine ait iz fosilleri yıllardan beri bilinmektedir. Sözkonusu fosiller de belki, zaten dolaylı delillerin var olduğu pre-Kambriyen solucan şubesi için doğrudan bir delil olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin, Türlerin Menşei adlı kitabında, "Eğer teori doğru ise, yer kabuğunun en alt [Kambriyen] tabakası zaman içinde birikmeden önce... dünyanın canlı yaratıklarla dolup taşması kaçınılmazdır." demektedir. Ancak, Darwin de, "hayvan âleminin ana bölümlerinin birçoğunun fosil taşıyan, bilinen en alt kayalarda –ki bu tabaka Kambriyen dönemine aittir- birden bire ortaya çıktığını" biliyordu. Darwin bu zor durumu kendisi de, "şuan için açıklanamaz olarak kalması gereken" ve "belki burada öne sürdüğümüz iddialara karşı geçerli bir düşünce olduğu..", "ciddi bir problem.." gibi ifadeleriyle itiraf etmiştir.4&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin'in takipçilerinin çoğu, Kambriyen patlamasına dâir fosil delillerini küçük göstermeye veya açıklamaktan kaçınmaya çalışmıştır. Bunun için de pre-Kambriyen dönemine ait fosillerin "kolaylıkla korunamayan", "bu hayvanların mikroskobik seviyeye yakın küçüklükte ve yumuşak vücutlu olmalarından dolayı" fosilleşemediklerini ve bulunamadıklarını imâ etmeye başlamışlardır. Kambriyen zamanına veya ondan önceye ait küçük yumuşak vücutlu fosilleri tanımlayan yayınlardan yukarıda bahsetmiştik.3 Eğer bu hayvanlar fosilleşebilmişlerse, evrimcilerin ihtiyaç duyduğu sayısız atalar neden fosilleşemesin? Kambriyen patlaması konusunda uzman olan paleontolog James Valentine ve Douglas Erwin'in de yazdığı gibi, "Patlama gerçektir ve fosil kayıtlarındaki eksikliklerle maskelenemeyecek kadar büyüktür."5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlardan sonra, Kambriyen'de âniden yaratılan hayvan şubelerinin ortak atalarının olmadığını söylemek daha gerçekçi değil midir? Binlerce fosil bulunmasına rağmen, Kambriyen öncesine ait geçişlerin hâlâ olmaması, onların hiçbir zaman mevcut olmadığını düşünmeyi daha mantıklı hâle getirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#808000;"&gt;2-Durgunluk:&lt;/span&gt; Fosil kayıtlarıyla ilgili ikinci problem, durgunluk (staz) olarak tarif edilebilir. Bir canlı formuna ait fosil, herhangi bir tabakanın kayıtlarında görüldükten sonra, birçok kaya tabakası boyunca, büyük nispette değişmeden kalma eğilimindedir. Bu canlının nesli günümüze kadar devam edebilir; ancak onlarca hattâ yüzlerce milyon yıl boyunca hiçbir değişme göstermez. Diğer bir tabirle canlı organizma formlarının, uzun ve değişmeyen bir tarihçe boyunca üzerlerindeki sanatları yeryüzünde sergiledikten sonra nesilleri tükenmiştir. Organizmaların, fosil kayıtlarında görüldükleri süre boyunca, bu değişmeden kalma karakteristikleri durgunluk olarak adlandırılır. Anlaşılacağı üzere bir türün kademeli olarak diğer bir türe dönüştüğünü göstermek yerine, fosiller herhangi bir tür içerisinde baskın bir şekilde küçük değişmeler gösterir. Bu açıdan bakıldığında, fosil kayıtları, hayvan ve bitki ıslahçılarının her zaman yaptıkları faaliyetlere benzer şekilde, aynı tür içinde çeşitlerin meydana geldiğini göstermektedir. Islah çalışmalarıyla belki güllerin, domateslerin, köpeklerin ve güvercinlerin enteresan ve sıra dışı çeşitleri üretilebilir; ancak bu çeşitlerin her birisi, onları bir gül, bir köpek veya güvercin yapan karakteristikleri taşımaya devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#808000;"&gt;3. Boşluklar: &lt;/span&gt;Fosil kayıtları, kabaca takip edildiğinde, belli bir doğrultuda ilerleme gösteriyor gibi görünmesine rağmen (meselâ, balıkların sürüngenlerden önce onların da memelilerden önce ortaya çıkması gibi), Darwin'in, büyük taksonomik grupların birbirlerine biyolojik ortak ata vasıtasıyla bağlı olduğuna dâir iddiasını desteklemez. Meselâ, fosil kayıtlarında, balıklardan sürüngenlere veya sürüngenlerden kuşlara doğru giden kademeli fosil serileri bulunmaz. Fosil cinsleri, fosil kayıtlarında ilk ortaya çıktıkları ânda, tam olarak gerekli bütün donanımlara sahip bir organizma hâlindedir ve mükemmel fonksiyoneldir. Bilinen en eski balık fosili, günümüzdeki balıklara ait bütün karakteristikleri göstermektedir. Aynı şekilde, fosil kayıtlarındaki sürüngenler, günümüzde yaşayan sürüngenlerin bütün karakteristik özelliklerine sahiptir. Fosil kayıtlarındaki bu görüntü, bütün fosil çeşitleri için geçerlidir. Burada çok açık olarak ara türlerin ve/veya kademeli geçiş fosil serilerinin kıtlığı görülür, yani fosil kayıtları boyunca sayısız boşluk vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu boşluk ve kesikliklere biraz daha yakından bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda geniş şekilde zikredildiği üzere bu kesikliklerin en önemlilerinden biri, Kambriyen patlaması olarak bilinen dönemde, hayvan şubelerinin âniden meydana çıkmasıdır. Farklı şubeler içerisinde bulunan hayvanlar, temel vücut yapıları açısından çok köklü farklılıklar gösterir. Bu kadar büyük bir farklılık gösteren şubelerdeki yeni organ sistemlerinin ve vücut tiplerinin ancak son derece detaylı, hassas ve büyük bir ilim gerektiren evrimci modifikasyonlarla ortaya çıkması gerekir. Ancak, yaşayan hayvan şubelerinin (sistematikçilere göre yaklaşık 30–35 arası değişir) büyük çoğunluğu dikkat çekici şekilde jeolojik açıdan çok kısa bir süre (preKambriyen-Kambriyen sınırına 5 ila 10 milyon yıllık yakınlıktaki bir dönemde) içerisinde ortaya çıkmıştır. Hayatın 3,8 milyar yıllık tarihçesi düşünüldüğünde, bu süre göz açıp kapamak kadar kısa bir süredir. Buna rağmen, fosil kayıtları, hâlâ yaşayan şubelerden herhangi birisinin evrime ait ara formlarla bağlantılı olduğuna dâir hiçbir delil sunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kambriyen periyodu, yaklaşık 550 milyon yıl önce başlamıştır. Jeologlar, Kambriyen döneminden çok daha öncesinde hayatın olduğuna dâir deliller bulmuşlardır. Meselâ, Afrika ve Avustralya'da üç milyar yıldan daha yaşlı olduğu düşünülen fosilleşmiş tek hücreli organizmalar bulunmuştur. Bunlardan sadece biraz daha genç tabakalarda, stromatolitler olarak bilinen fosillerin (yani fotosentetik bakterilerin oluşturduğu hasırımsı tabakalar) bulunduğu tespit edilmiştir. Demek ki, Kambriyen'den az öncesine kadar, preKambriyen fosilleri, sadece tek hücreli organizmalardan meydana gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="WIDTH: 400px; HEIGHT: 330px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-KzYWaDOkwYQ/Tm4KoXrOGOI/AAAAAAAACDo/LRZJUNc-VaI/s1600/2-b689a9ae8b66768deaad2edeb92b9626_1315833407.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Çok hücreli organizmalar, Kambriyen'den az daha yaşlıdır (620 milyon yıldan daha eski değildirler) ve ilk olarak, 1940'ta Avustralya'da Ediakara tepesinde bulunmuşlardır. O zamandan beri, Ediakaran fosilleri dünya üzerinde pek çok noktada bulunmuştur. Ediakaran canlı formları, Kambriyen'dekilerden ciddi mânâda farklılık gösterir (Şekil–1). Birçoğu o kadar değişiktir ki, tam olarak bir hayvan olduklarını düşünmek konusunda bile şüpheler vardır. Ediakaran fosilleri, disk şeklinde ve eğreltiotlarına benzer organizmalardan meydana gelmektedir. Bazı paleontologlar, bunların hayvanlardan ziyade likenlere yakın olduğunu düşünmektedir. Cambridge Üniversitesi'nden paleontolog Simon Conway Morris, bazı Ediakaran fosillerinin hayvan olduklarına inanmaktadır. Ancak, Morris, aynı zamanda, en fazla birkaç istisna dışında, Ediakaran organizmalarının Kambriyen'de ortaya çıkan şubelerin ataları olmadığını da savunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kambriyen'den az önce var olan çok hücreli hayvanlara ait üç örnekten daha söz edilebilir. Bunlardan bir kısmı fosilleri bildiğimiz diğer gruplara benzemeyen kabuklu küçük organizmalardır. İkinci gruptaki organizmaların kendi fosilleri olmayıp, sadece aktivitelerinin bıraktığı izlerin fosilleri mevcuttur. Son gruptakiler ise Kambriyen'den 40–55 milyon yıl öncesine ait mikroskobik, yumuşak bedenli iki yanlı simetriye sahip solucanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örnekler ve muhtemelen az sayıda Ediakara döneminden hayatta kalanlar dışında, Kambriyen döneminden önce çok hücreli hayvanlara dair hiçbir fosil delili yoktur. PreKambriyen fosil kayıtları şu an için gayet güzel bir şekilde incelenip kataloglanmıştır. Ancak, hiçbir noktada preKambriyen'den Kambriyen'e geçiş, Darwin teorisinin gerektirdiği gibi, kademeli bir farklılaşmanın uzun tarihçesini göstermemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kambriyen sonrası kayaları da, Kambriyen patlamasını aydınlatmakta çok fazla yardımda bulunmamaktadır. Eğer Kambriyen sonrası kayalarda ek hayvan şubeleri bulunursa, bunların da geçmişinin Kambriyen patlamasına dayanacağından şüphelenmişlerdir. Meselâ; yassı solucanların (Platyhelminthes) daha sonralara ait hiçbir fosil kaydı bulunmamaktadır, yine de paleontologlar bu şubenin diğer birçok filumdan önce var olması gerektiğine inanmaktadırlar. Buna ek olarak, şuan nesilleri tükenmiş yumuşak vücutlu hayvanlara ait başka muhtemel şubeler (bu organizmaların sınıflandırılması tartışmalıdır), Orta Kambriyen dönemde bulunmuştur. Ancak, daha fazla fosil delilleri ile nesli tükenmiş bu grupların menşei daha dar bir zamana, genellikle Kambriyen patlaması ile örtüşen kısa bir zaman dilimine dayanmaktadır. Bu periyot boyunca, en az 40 yeni şube âniden ortaya çıkmıştır. Şekil–2 hemen hemen bütün hayvan şubelerini açıklayan Kambriyen patlamasının ne kadar geniş tesirli ve ihâtalı olduğunu göstermektedir. Paleontolog James Valentine, bazı şubelerin hâlâ keşfedilmeyi beklediğini öne sürmüş ve en azından 60 şubenin kaynağının bu âni başlangıca dayandığını iddia etmiş, birçok yüksek sınıflandırma birimlerinin de bu patlamayla hem hızlı hem de geniş tesirli olarak ortaya çıktığını düşünmüştür.5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="WIDTH: 400px; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-_S3ykVkD7sg/Tm4LVIdjTRI/AAAAAAAACDw/KHYRA-Ip7jg/s1600/3-14_2.jpg" /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Kambriyen patlaması sadece ânsızın başlamamıştır, ânsızın da bitmiştir. Yeni hayvan şubelerinin patlaması, Erken-orta Kambriyen dönemi içerisinde meydana gelmiştir ve bunu neredeyse tamamen bir sessizlik takip etmiştir. Yeni hayvan şubelerinin yaratılması, geri kalan 500 milyon yıl veya daha fazla jeolojik zaman boyunca durmuştur. Buna ek olarak, yeni sınıfların (filumun hemen altındaki sınıflandırma birimi) ortaya çıkması da azalmıştır. Meselâ, 62 adet iyice belirlenmiş ve kolaylıkla fosilleşebilen deniz canlıları sınıfının yarısından fazlası, Kambriyen dönemi kapanmadan ortaya çıkmıştır ve diğer % 29'u ilk defa Ordovisyen döneminde (Kambriyen'den hemen sonraki yaklaşık 490 milyon yıl önceye ait jeolojik periyot) ilk olarak meydana gelmiştir.6&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Sınıf kategorisinin altında yer alan yeni takımların (ordo) çıkışı da zamanla azalmaktadır: "Deniz canlılarına ait takımların görülmesi daha dağınıktır; ancak yine de erken Paleozoik Dönemde [Kambriyen ile başlayan jeolojik çağ] büyük bir yenilenme gösterirler."7 Bu desen, mevcut organizmaların kademeli ve yavaş yavaş çeşitlenmesinin, aralarındaki temel farklılıklardan önce geldiğini öne süren, Darwin'in büyük hayat ağacı teziyle uyuşmamaktadır. Gerçekten de, şube, sınıf ve takım gibi daha yüksek sınıflandırma seviyelerinde fosil kayıtları bunun tamamen tersini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi bilinen hayvan şubelerinin neredeyse aynı zamanda ortaya çıkmalarının, bir şubenin içerisindeki farklılıkların tamamının, şubeler arasındaki farklılıklardan oldukça küçük olduğu düşünüldüğünde, daha dikkat çekicidir. Farklı şubeler temel vücut yapıları açısından birbirinden ayrılır; fakat aynı filumdaki organizmalar aynı temel vücut yapısını taşır. Netice olarak, birbirinden ayrı iki şube (meselâ, eklembacaklılar ile yumuşakçalar) arasındaki morfolojik mesafe, aynı şube içerisindeki o şubenin iki temsilcisini (meselâ, böcek ile örümceği veya ahtapot ile salyangozu) birbirinden ayıran mesafeden daha büyüktür. Hayvan formlarının çeşitlenmesindeki en büyük kaynaklar bu yeni şubeler olmuştur ve yeni hayvan filumlarının menşei fosil kayıtlarının ilk yüzde birlik veya ikilik kısmına sıkışmıştır. Ayrıca, farklı şubelerin arasındaki morfolojik mesafeyi inşa etmek ve böylece, bunların evrim için gerekli olan menşelerini belgelemek için ihtiyaç duyulan fosiller ortada yoktur. Hayvan şubelerinin çok erken bir zamanda ve tamamen müstakil bir şekilde ortaya çıkışları, fosil kayıtlarının en önemli özelliğini teşkil etse de, bu bilgilere biyoloji ders kitaplarında çok az dikkat çekilmektedir; çünkü Kambriyen patlaması, evrim teorisi için başa çıkılması gereken büyük bir problemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kambriyen patlamasındaki geçiş fosillerine dâir eksiklik durumu fosil kayıtlarının geri kalanı için de geçerlidir. Dünyanın her yerinden ve öne sürülen yaşlarına bakılmadan bütün kayalardan alınan fosilleri toplasak bile, yine de, kesin yumuşak bir geçiş serisi oluşturamayız. Yeni fosiller bulundukça, aralarındaki boşluklar daha da açık bir hâle gelmektedir. Chicago Üniversitesi'nden paleontolog David Raup, bu gerçek üzerine şu yorumu yapmıştır: Fosil kayıtlarına dair bilgi gittikçe artmıştır [Darwin'in Türlerin Menşei adlı kitabının yayımlanmasından bu yana]... Ancak ne gariptir ki, şu ânda elimizde, Darwin'in zamanındakinden daha az sayıda geçiş formu vardır. Bununla demek istediğim, fosil kayıtlarındaki klâsik Darwinci değişimlerin bazıları, Kuzey Amerika'daki atların evrimi örneğinde olduğu gibi, kullanımdan çıkarılmak veya daha detaylı bilgilerin sonucunda değiştirilmek zorundadır.8&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer şekilde, Harward'dan paleontolog Stephen Jay Gould da şuna dikkat çekmiştir: "Fosil kayıtlarındaki geçiş formlarının aşırı derecede azlığı, paleontolojide, mesleki bir sır olarak kalmaya devam etmektedir. Ders kitaplarımızı süsleyen evrim ağaçları, sadece ağacın dallarının uçlarında ve düğüm noktalarındaki bilgilere sahiptir; gerisi yorumdur, mantıklı fosil kaydı delilleri değildir."9 Ancak kendisi de bir evrimci olan Gould, bu tespitlerine rağmen evrim düşüncesini daha farklı bir teoriyle sürdürmede ısrarlıdır. Ona göre zaten çoğu tür dünyada bulundukları süre içerisinde hiçbir yönde değişme göstermez. Fosil kayıtlarında ilk göründüklerinden, fosil kayıtlarında yok oldukları zamana kadar benzer görünüşte olurlar. Morfolojik değişmeler genellikle sınırlı ve kontrolsüzdür. Ayrıca herhangi bir lokal bölgede, bir tür, kademeli ve yavaş bir şekilde, kendine ait bir atadan devamlı bir dönüşme ile meydana gelmez. Bir ânda ve tam olarak yeni bir forma sahip olarak ortaya çıkar.9 Bu ifadeler de yine bir nevi âni yaratılışın ifadesidir; ama Gould bunları Allah'ın bir yaratması olarak değil, evrimin âni bir sıçraması olarak değerlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka önemli paleontolog, Johns Hopkins Üniversitesi'nden Stephen Stanley, evrimcilerin iddia ettiği geçişlere ait fosil kayıtlarındaki eksikliği cins seviyesinde tarif etmiştir: "Avrupa'daki Pleistosen memelilerine dâir yapılan detaylı çalışmalara rağmen, bir cinsten ötekine evrimi gösterecek bir geçiş için geçerli tek bir örnek bilinmemektedir."10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar, hep hayvanların fosil kayıtları üzerinde durduk. Ancak, bitkilerin fosil kayıtları da, tıpkı hayvanlarınki gibi eksiktir. Meselâ, biyolog Harold Bold, bilim adamlarını fosil kayıtlarında "delil ve spekülasyon arasındaki ayrımı kesin olarak" yapma konusunda zorlamakta ve şöyle demektedir: "Şu anda, [bitkiler âleminde], öne sürülen herhangi iki bölüm arasındaki kesin bir münasebete dair bilinen hiçbir hayat formu veya fosil yoktur."11 Bu cümle 45 yıl önce yazılmasına rağmen hâlâ doğruluğunu sürdürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem bitkiler hem de hayvanlar için geçiş formlarındaki bu kıtlık, Darwin teorisi için can sıkıcı bir problemdir. Bu boşlukları yorumlamak ve bu problemi çözmek için evrimciler tarafından dört açıklama öne sürülmüştür: Onlar, ilk olarak boşlukların fosil kayıtlarındaki eksiklikten kaynaklandığını, geçmişte yaşamış organizmaların sadece çok küçük bir bölümünün fosil olarak korunduğunu belirterek, gelecekteki araştırmalarla bu boşlukların doldurulacağını beklemektedirler. İkinci olarak fosilli tabakaların yeterli derecede incelenmediğini iddia ederler. Üçüncü olarak "Aralıklı Denge" adını verdikleri kavrama göre, evrimin sıçrayarak oluşmasından dolayı bu boşlukların ortaya çıktığını söylerler. Dolayısıyla, Darwin'in "evrimin yumuşak ve yavaş olduğu konusunda" yanıldığını söylerler(!) Son olarak da boşlukların gerçek olduğunu kabul ederek, bunu normal görürler. Bu, "tabiattaki süreksizliğin yansımasıdır" diyerek, organizmaların temel gruplarının birden bire ortaya çıktığını ve bu temel grupları birbirine bağlayan geçiş gruplarının hiçbir zaman olmadığını kabul ederler (aslında bu bir mânâda yaratılışın itirafı demektir). Bütün bu iddiaların cevabını gelecek sayıda verebilmek ümidiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;Dipnotlar&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;1. Budd, G. E. and Jensen (S). (2000): A Critical Reappraisal of the Fosil Record of the Bilaterian Phyla. Biological Reviews of the Cambridge Philosophical Society 75: 253–295.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Meyer, S. C. (2004): The Origin of Biological Information and the Higher Taxonomic Categories. Proceedings of the Biological Society of Washington 117(2): 213–239.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Chen, J-Y., Bottjer, D.J., Oliveri, P., Dornbos, S.Q., Gao, F., Ruffins, S., Chi, H., Li, C.-W. and Davidson, E.H. (2004): Small Bilaterian Fossils from 40 to 55 Million Years Before the Cambrian, Science 305: 218–222.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Darwin, C. (1859): Origin of Species, 307–308.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Valentine, J.W. and Douglas H. Erwin, D.H. (1987): "Interpreting Great Developmental Experiments: The Fossil Record," in R. A. Raff and E. C. Raff, eds., Development as an Evolutionary Process (New York: Alan R. Liss), 71–107.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Gould, S.J. (1989): Wonderful Life (New York:W.W. Norton, p.64).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Erwin, D., Valentine, J.W. and Sepkoski, J.J. (1987): A Comparative Study of Diversification Events: The Early Paleozoic Versus the Mesozoic. Evolution 41:1177-1186.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Raup, D. (1979): Conflicts between Darwin and Paleontology. Field Museum of Natural History Bulletin 30 (I):25.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Gould, S.J. (1977): Evolution's Erratic Pace. Natural History 86(5):12-16.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Stanley, S.M. (1979): Macroevolution: Pattern and Process (San Francisco: W.H. Freeman, p.82&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Bold, H.C.(1967): Morphology of Plânts (New York: Harper and Row, p.515.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;&lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/fosil-kayitlarindaki-patlamalar-ve-bosluklar-eylul-2011.html"&gt;&lt;strong&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/fosil-kayitlarindaki-patlamalar-ve-bosluklar-eylul-2011.html&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-1784992016879136440?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/1784992016879136440/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/09/fosil-kaytlarndaki-patlamalar-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1784992016879136440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1784992016879136440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/09/fosil-kaytlarndaki-patlamalar-ve.html' title='Fosil Kayıtlarındaki Patlamalar ve Boşluklar (Bilim Yaratılış  Diyor -11)'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-k3QuKVxmDts/Tm4JOvXo7bI/AAAAAAAACDg/hiCw-xxmodw/s72-c/1-JK4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-1103150412756774623</id><published>2011-09-12T03:53:00.000-07:00</published><updated>2011-09-12T04:14:13.560-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Fosil Yorumları Objektif mi? (Bilim 'Yaratılış' Diyor -10)</title><content type='html'>&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#ff6600" size="4"&gt;Fosil Yorumları Objektif mi? (Bilim 'Yaratılış' Diyor -10) &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;font color="#0000ff" size="3"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;font color="#0000ff" size="3"&gt;&lt;strong&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;font color="#800080" size="3"&gt;&lt;strong&gt;Fosil Yorumları Objektif mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="3"&gt;Evrim teorisinin &amp;ccedil;ıkmasından itibaren en fazla tartışılan saha; paleontoloji, dolayısıyla fosiller olmuştur. Fosil kayıtları uzun zamandır incelenmekte, bunlardan elde edilen neticeler, bizleri hayrete d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rmektedir. Aristo (M.&amp;Ouml;. 384&amp;ndash;322) bile, hayatın topraktan birden bire kendiliğinden &amp;ccedil;ıktığını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nm&amp;uuml;ş; fosilleri de bu s&amp;uuml;re&amp;ccedil; i&amp;ccedil;erisinde bir &amp;quot;hayata tutunma veya kabaca ortaya &amp;ccedil;ıkma&amp;quot; teşebb&amp;uuml;s&amp;uuml; olarak g&amp;ouml;rm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. Peki, toprak altında g&amp;ouml;m&amp;uuml;l&amp;uuml; kalmış ve taşlaşmış bitki ve hayvan şekilleri ne m&amp;acirc;n&amp;acirc;ya gelmektedir? Modern bilimin ortaya koyduğu bilgiler &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evesinde bakarsak, daha &amp;ouml;nce yaşamış bitki ve hayvanlar uygun fizik&amp;icirc; ve kimyev&amp;icirc; şartlar altında taşa d&amp;ouml;n&amp;uuml;şebilmektedir. &amp;Ouml;lm&amp;uuml;ş bir organizma; &amp;ccedil;&amp;uuml;r&amp;uuml;meden ve leş yiyiciler tarafından t&amp;uuml;ketilmeden evvel, yeterince hızlı bir şekilde toprak altına gerekli mineral karışımıyla g&amp;ouml;m&amp;uuml;l&amp;uuml;rse fosilleşebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://1.bp.blogspot.com/-Z9i-xAp0yak/Tm3oJ32mGeI/AAAAAAAACCg/qyqH9pOEZp4/s1600/1-12_1.jpg" /&gt; &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="3"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="3"&gt;Paleontologlar, fosil kayıtlarını, &amp;ouml;nceki zamanlarda yaşamış canlılara ait tarih&amp;icirc; bir zaman &amp;ouml;l&amp;ccedil;er olarak okumaktadır (Şekil&amp;ndash;1). İskeletler, ayak izleri, yapraklar, sporlar, hayvan izleri, t&amp;uuml;yler, solucan delikleri ve bir par&amp;ccedil;a deri kırıntısı bile fosil olarak bulunabilmektedir. Bu ipu&amp;ccedil;larını yorumlayarak, paleontologlar, ge&amp;ccedil;mişteki canlıların neye benzediklerini bulmaya &amp;ccedil;alışmaktadır. Kayalar ne hik&amp;acirc;yeler anlatmaktadır? Bilimdeki bir&amp;ccedil;ok soru gibi, cevabın bir kısmı, altyapıda verilerin hangi faraziyelere g&amp;ouml;re elde edildiğine bağlıdır. Mesel&amp;acirc; bir kişi, bilimdeki materyalistik a&amp;ccedil;ıklamalara olan sadakatinden dolayı, başlangı&amp;ccedil;ta peşin şekilde Allah'ın yaratmasının imk&amp;acirc;nsızlığını kabul ederse, fosil kayıtlarını, k&amp;ouml;r fizik&amp;icirc; ve kimyev&amp;icirc; tabiat kuvvetlerinin, herhangi bir hedef veya maksat g&amp;ouml;zetmeden işlediği bir tarih&amp;ccedil;e olarak yorumlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimin ne kadar objektif olduğu her zaman m&amp;uuml;nakaşa mevzuu olmuştur. Bazıları bilimin, uzun zamandan beri, insanların sosyal sahalardaki s&amp;uuml;bjektifliğine karşı daha korunaklı olduğunu s&amp;ouml;yleseler de, durum hi&amp;ccedil; de iddia edildiği gibi değildir. Bilimin metodolojisi, bilim adamlarının şahs&amp;icirc; olarak sahip oldukları felsefe ve değerlerin muhtemel bozucu tesirlerini ortadan kaldıracak bir filtre sağlayabilir mi? Şayet bilimi idealize ederek, onun uyulması gereken b&amp;uuml;t&amp;uuml;n şartlara bağlı kaldığını kabul edersek, bu objektiflik sağlanmış sayılabilir. Nitekim bilime ait bir&amp;ccedil;ok teori, şu anki h&amp;acirc;dise ve fenomenlerin işleyişi hakkında &amp;uuml;retilmiştir. Mesel&amp;acirc;, hastalıklar hakkındaki mikrop teorisi; yer&amp;ccedil;ekimi teorisi, Mendel'in kalıtım teorisi gibi bir&amp;ccedil;ok keşif artık genel ge&amp;ccedil;er prensipler h&amp;acirc;line gelmiştir. Bu tarz teorilerin doğruluğu, mevcut h&amp;acirc;diselerle kıyas edilerek kolayca test edilebilir. Mesel&amp;acirc;, Ay'ın D&amp;uuml;nya'nın, D&amp;uuml;nya'nın da G&amp;uuml;neş'in etrafında d&amp;ouml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;ne d&amp;acirc;ir bir teorimiz olsa, bu teorinin doğruluğunu test etmek kolaydır. Y&amp;ouml;r&amp;uuml;ngelere ve hızlara ait eldeki bilgileri değerlendirerek g&amp;uuml;neş tutulması tahmininde bulunup, daha sonra tutulmanın tahminimizdeki gibi olup olmadığını m&amp;uuml;şahede edebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneylere, hesaplara ve doğrulama testlerine dayalı bu tarz konularda bilim geniş &amp;ouml;l&amp;ccedil;ekte n&amp;ouml;tr değerli veya objektif g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmektedir. Bu y&amp;uuml;zden, aynı deneyleri aynı şekilde yapan bilim adamlarının, şahs&amp;icirc; felsefelerinden veya bakış a&amp;ccedil;ılarından bağımsız olarak, aynı neticeyi almaları beklenir. Bu tarz tekrarlanabilen fenomenler i&amp;ccedil;in doğrudan bir delil olma, a&amp;ccedil;ık bir ispat veya &amp;ccedil;&amp;uuml;r&amp;uuml;tme imk&amp;acirc;nı mevcuttur. Bu tarz teoriler ge&amp;ccedil;mişe ait g&amp;ouml;zlemlerden bağımsızdır. Mesel&amp;acirc;, fiziğe ait bir teori, D&amp;uuml;nya'nın eliptik bir y&amp;ouml;r&amp;uuml;ngede seyahat ettiğini s&amp;ouml;yler. Bunun ger&amp;ccedil;ekte b&amp;ouml;yle olup olmadığının ispatı i&amp;ccedil;in, D&amp;uuml;nya'nın y&amp;ouml;r&amp;uuml;ngesine ait ge&amp;ccedil;mişteki b&amp;uuml;t&amp;uuml;n kayıtlar bir &amp;acirc;nda yok olsa bile, astronomlar tarafından ihtiya&amp;ccedil; duyulacak tek şey, yeni bazı g&amp;ouml;zlemler yapmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bunların tersine, evrim teorisi ge&amp;ccedil;mişte meydana gelmiş m&amp;uuml;nferit h&amp;acirc;diseler &amp;uuml;zerinde durmaktadır. Bilhassa, evrimci iddiaların konusu olan fosiller, gezegenlerin d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml; gibi tekrarlanamayan, bir kerelik tarih&amp;icirc; h&amp;acirc;diseleri temsil eder. &amp;Ouml;ncelikle, bir canlının nasıl ortaya &amp;ccedil;ıktığından (Sonsuz Bir İrade ve Kudret'in yaratmasıyla mı, yoksa kendiliğinden meydana gelme ile mi sorusundan) ve balina veya farelerin nasıl meydana geldiğinden (Allah'ın takdir ve tercihi ile mi, yoksa tabii seleksiyon yolu ile mi sorusundan) bağımsız olarak, bu tarz olaylar yeniden yeniye meydana gelmemektedir. Bunlar ge&amp;ccedil;mişte bir defa yaşanmış ve ge&amp;ccedil;miştir. Genetik&amp;ccedil;i Theodosius Dobzhansky'nin dikkat &amp;ccedil;ektiği gibi: &amp;quot;Evrime ait vakalar, bir kereye mahsustur; tekrar edilemez ve geri d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;r&amp;uuml;lemez.. Bu h&amp;acirc;diselerin geriye d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml; sağlamak, karada yaşayan bir omurgalıyı bir balığa d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;rmek kadar imk&amp;acirc;nsızdır.&amp;quot;1 Akıllı tasarımla a&amp;ccedil;ıklanan biyolojik k&amp;ouml;ken de belki, bir kereye mahsus, tekrar edilemez ve geri d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;r&amp;uuml;lemezdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;font color="#800080" size="3"&gt;Dolaylı deliller ile akıl y&amp;uuml;r&amp;uuml;tme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="3"&gt;Genel olarak, canlıların biyolojik menşei ile ilgili teoriler, tekrarlanabilen fenomenleri a&amp;ccedil;ıklayan teoriler gibi doğrudan deneye dayalı testlerle doğrulanamaz. Bu, iddiaların dolaylı deliller ile test edilmesi gerektiği m&amp;acirc;n&amp;acirc;sına gelir. Elbette, dolaylı ispatlar da g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; (veya mantıklı) olabilir. Mesel&amp;acirc;, Ali'nin, Veli'yi 7.65'lik bir tabanca ile vurduğu iddia edilebilir; &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Ali'nin parmak izi, Veli'nin cesedinin yanında bulunan 7.65'lik bir tabancanın &amp;uuml;zerinde bulunmuştur;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Cinayetten &amp;ouml;nceki gece, Ali, Veli'yi &amp;ouml;l&amp;uuml;mle tehdit etmiştir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Ali ge&amp;ccedil;mişte, Veli'yi gizlice takip etmekten tutuklanmıştır; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Cinayet zamanında Ali, Veli'nin yakınlarında g&amp;ouml;r&amp;uuml;lm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali'yi su&amp;ccedil;&amp;uuml;st&amp;uuml; yakalayacak bir m&amp;uuml;şahede olmasa bile, bu sebepler onun cinayeti işlediğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeye zorlayıcı sebeplerdir. Ancak, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n dolaylı deliller bu kadar inandırıcı değildir. &amp;Ccedil;oğu zaman, dolaylı delil, bir &amp;acirc;nda pek &amp;ccedil;ok y&amp;ouml;ne işaret eder. Bazen, aynı anda birbirine zıt iki y&amp;ouml;ne işaret ettiği bile olur. B&amp;ouml;yle bir durum olduğunda, delillerin birbirine aykırı olan yorumlanma şekillerinin dikkatli bir şekilde tartılması gerekir. Darwin de bu fikirdedir. Onun da dediği gibi: &amp;quot;Doğru/&amp;acirc;dil bir sonu&amp;ccedil;, ancak her sorunun her iki tarafındaki ger&amp;ccedil;eklerin ve arg&amp;uuml;manların tamamıyla belirlenmesi ve tartılmasıyla elde edilebilir.&amp;quot;2 Dolaylı delil &amp;uuml;zerine inşa edilen bir ger&amp;ccedil;ek, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n hata ihtimallerini bertaraf eden kesin mantık&amp;icirc; bir ispatlama değildir. Dolaylı delil, kesin bir ispatlamanın yerine, akla yatkınlık ve inandırıcı olmayı hedefler. Neticede, dolaylı delillerin değerlendirilmesinde, s&amp;uuml;bjektif fakt&amp;ouml;rler rol oynar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B&amp;uuml;t&amp;uuml;n deliller aleyhine olsa bile, iyi bir avukat, m&amp;uuml;vekkilinin su&amp;ccedil;suzluğunu ispatlayabilir: Ali, tabancayı &amp;ccedil;ok eskiden almıştı, bir s&amp;uuml;re sonra s&amp;ouml;zkonusu tabanca &amp;ccedil;alınmıştı, daha sonra asıl su&amp;ccedil;lu tabancayı Veli'nin cesedinin yanına koymuştu, sesini taklit eden birisi telefonda kendisine Ali s&amp;uuml;s&amp;uuml; vererek maktul&amp;uuml; tehdit etmiş ve Ali'ninkine benzer bir elbiseyle maktul&amp;uuml; takip ederken g&amp;ouml;r&amp;uuml;lm&amp;uuml;şt&amp;uuml;. Daha bir&amp;ccedil;ok farklı senaryoyla zanlının su&amp;ccedil;suzluğu g&amp;ouml;sterilebilir. Ali'nin aleyhine olan bu durum sarsılabilir, hatt&amp;acirc; durum tersine d&amp;ouml;n&amp;uuml;p, Ali'nin masumiyetinin m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olduğu bir senaryo ile yer değiştirebilir. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n iş, avukatın ve savcının delilleri değerlendirmedeki ustalık ve maharetlerine bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu y&amp;uuml;zden paleontoloji tarihsel bir bilimdir. Dedektiflik &amp;ccedil;alışması gibi, ge&amp;ccedil;mişte neyin meydana geldiğine d&amp;acirc;ir veya ge&amp;ccedil;mişteki durumun ne olduğunu yeniden inşa etmek &amp;uuml;zere ipu&amp;ccedil;ları arar. Bu tarz yeniden inşa etmelere genellikle tarih&amp;icirc; hik&amp;acirc;yeler denir. Paleontologların tarih&amp;icirc; hik&amp;acirc;yelerini meydana getirmek i&amp;ccedil;in &amp;uuml;zerinde &amp;ccedil;alıştıkları ipu&amp;ccedil;ları fosillere ve molek&amp;uuml;ler dizilere aittir. Her zaman i&amp;ccedil;in eksik olan bu tarz verilerin m&amp;acirc;n&amp;acirc;sı da genellikle belirsizdir; bu tarz verilerde bazı a&amp;ccedil;ıklamalar diğerlerinden daha &amp;ccedil;ok delille desteklense de, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bunlar &amp;ccedil;ok sayıda a&amp;ccedil;ıklamaya ve yoruma imk&amp;acirc;n sağlar. &amp;Ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;ne kadar (2005), Harward'da Amerikalı evrimcilerin başkanı olan Ernst Mayr, &amp;quot;Biyolojiyi Eşsiz Yapan Nedir?&amp;quot; isimli son kitabında bu noktaya temas ederken, &amp;ouml;nemli bir itirafta bulunmaktadır: &amp;quot;Tarih bilgisi.. tarih&amp;icirc; zamanın boyutlarını i&amp;ccedil;eren yaşayan d&amp;uuml;nyanın b&amp;uuml;t&amp;uuml;n y&amp;ouml;nlerine d&amp;acirc;ir bir a&amp;ccedil;ıklama i&amp;ccedil;in ka&amp;ccedil;ınılmazdır... Bunun cevabını elde etmek i&amp;ccedil;in, &amp;ouml;zellikle deney yapmanın m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olmadığı durumlarda, evrim biyolojisi kendi metodolojisini, yani bazı tarih&amp;icirc; hik&amp;acirc;yelerini (belirsiz/farazi/kesin olmayan senaryolarını) geliştirmiştir.&amp;quot;3 Kısacası, Mayr'e g&amp;ouml;re, ge&amp;ccedil;miş yery&amp;uuml;z&amp;uuml; hayatının şekil veya taslağını &amp;ccedil;ıkarmak i&amp;ccedil;in, paleontologlar, &amp;ccedil;eşitli derecede ger&amp;ccedil;ekleşme imk&amp;acirc;nı olan veya olmayan faraz&amp;icirc; senaryolar &amp;ouml;ne s&amp;uuml;rm&amp;uuml;şlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih&amp;icirc; hik&amp;acirc;ye, faraz&amp;icirc; senaryo, muhtemel hipotez gibi ifade ve kavramlar, hassas ve kesin sınırları olması gereken bir bilim i&amp;ccedil;in, hammadde olmaktan &amp;ccedil;ok uzaktır. Ancak Darwinciler yine de, fosil kayıtlarını bir koz olarak g&amp;ouml;rmektedir. Evrimin nasıl meydana geldiği hususu bir yana, Darwinciler, fosil kayıtlarının her hal&amp;uuml;k&amp;acirc;rda evrimin meydana geldiğini g&amp;ouml;stermekte olduğunu savunmaktadır. Onların iddiasına g&amp;ouml;re fosiller, d&amp;uuml;nya &amp;uuml;zerindeki hayatın tarih&amp;ccedil;esinin kademeli olarak dallanan bir ağa&amp;ccedil; gibi geliştiğini ve &amp;ccedil;eşitli organizmaların sayısız nesiller sonunda birbirine belli belirsiz şekilde karıştığını g&amp;ouml;stermektedir. En vahimi ise, fosil kayıtlarının ağır basan bir bi&amp;ccedil;imde, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ouml;l&amp;ccedil;ekli (makroevrim) evrim değişmelerini doğruladığı iddiasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimcilere g&amp;ouml;re, sadece evrimin bazı Darwinizm gibi materyalistik formları fosil kayıtlarına mantık&amp;icirc; bir a&amp;ccedil;ıklama getirebilir. H&amp;acirc;lbuki evrimcilerin bu faraziyeleri yanlıştır. Yaratılışa inanan ilim adamları, fosil kayıtları i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok daha mantıklı a&amp;ccedil;ıklamalar getirmektedir. Allah'ın sonsuz ilim ve kudretiyle yaratırken sebepleri icraatına perde olarak kullanmasını kabul eden yaratılış&amp;ccedil;ı ilim adamları da deneylerden elde edilen ciddi bilgilere gayet uyumlu, makul ve tutarlı izahlar yapmaktadır. Yaratılış inancı bilhassa, kesin hatlarıyla ve organ sistemleriyle m&amp;uuml;kemmel bir şekle sahip organizmaların, fosil kayıtlarında bir &amp;acirc;nda g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmesi ve diğer fosilleşmiş organizmalarla aralarında bulunan b&amp;uuml;y&amp;uuml;k&amp;ccedil;e boşluklarla ayrılması ger&amp;ccedil;ekleri ile uyum i&amp;ccedil;erisindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;font color="#800080" size="3"&gt;Ortak ata var mı, ara formlar yaşamış mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="3"&gt;Darwin, yaşayan b&amp;uuml;t&amp;uuml;n canlıların menşeinin bir veya birka&amp;ccedil; orijinal forma dayandığını &amp;ouml;ne s&amp;uuml;rm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. G&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;z&amp;uuml;n Darwincileri, bu iddianın mantık&amp;icirc; olarak son noktasını, yani b&amp;uuml;t&amp;uuml;n organizmaların başlangıcının tek bir ortak atadan geldiği g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml; savunmaktadır. Bu silsile i&amp;ccedil;erisinde, bir organizma kademeli olarak bir başkasına d&amp;ouml;n&amp;uuml;şmektedir. &amp;Acirc;ni değişmeler yoktur. Darwin'e g&amp;ouml;re, bu tarz d&amp;ouml;n&amp;uuml;şmeler &amp;quot;sayısız başarılı k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k modifikasyonlar&amp;quot; ile meydana gelmiştir.4&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://4.bp.blogspot.com/-U1134UvwSbQ/Tm3ooaCX-AI/AAAAAAAACCo/YLqZvGioWmQ/s1600/2-12_2.jpg" /&gt; &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="3"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="3"&gt;Darwin, teorisini ifade etmek i&amp;ccedil;in, ağa&amp;ccedil; metaforunu kullanmıştır. Buna g&amp;ouml;re ağacın g&amp;ouml;vdesi ortak atayı, dalların u&amp;ccedil;ları da h&amp;acirc;len yaşayan organizmaları temsil etmektedir. Darwin'e g&amp;ouml;re hayatın tarih&amp;ccedil;esi, bir ortak atadan kaynaklanan, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n t&amp;uuml;rlerin dallara serpiştirildiği &amp;quot;B&amp;uuml;y&amp;uuml;k Hayat Ağacı&amp;quot; olarak isimlendirilen, dallanan bir ağa&amp;ccedil; yapısında g&amp;ouml;sterilebilir (Şekil&amp;ndash;2). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaynaktan &amp;ccedil;ıkan ortak ata fikri doğru kabul edildiğinde, Darwin teorisi fosil kayıtları ile nasıl bir uyum g&amp;ouml;stermektedir? Eğer Darwin teorisi doğru ve fosil kayıtları da hi&amp;ccedil; olmazsa b&amp;uuml;y&amp;uuml;k nispette tamamlanmış olsaydı, organizma gruplarına ait fosillerin yavaş ve tedrici bir şekilde birbirine d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml;/harmanlandığı, sayısız ge&amp;ccedil;iş formları bulunduran devamlı bir gelişme silsilesini g&amp;ouml;stermesi gerekirdi. Ancak ger&amp;ccedil;ekte, canlıların sınıflandırılması ve isimlendirilmesi ile uğraşanlar, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k grupları birbirinden ayıran farklılıkların &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k olduğunu g&amp;ouml;rmektedir. Dolayısıyla Darwinci teorisyenler de &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k sayıdaki ge&amp;ccedil;iş formunun gerekliliğinden ka&amp;ccedil;ınamamışlardır. Darwin kendisi de T&amp;uuml;rlerin Menşeii'nde ş&amp;ouml;yle yazmıştır: &amp;quot;Tabi&amp;icirc; seleksiyon teorisi ile b&amp;uuml;t&amp;uuml;n yaşayan t&amp;uuml;rler, her cinse ait ana-t&amp;uuml;rler vasıtasıyla birbiriyle bağlantılıdır ve aralarındaki farklılık g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde yaşayan aynı t&amp;uuml;r&amp;uuml;n i&amp;ccedil;erisinde g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z farklılıklardan daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k değildir. Bug&amp;uuml;n genelde nesilleri t&amp;uuml;kenmiş olan bu ana-t&amp;uuml;rler de benzer şekilde daha eski t&amp;uuml;rler vasıtasıyla birbiriyle bağlantılıdır ve ge&amp;ccedil;mişe doğru bu b&amp;ouml;yle her b&amp;uuml;y&amp;uuml;k sınıfın ortak atasına doğru yakınlaşarak gitmektedir. Bu a&amp;ccedil;ıdan, eğer bu teori doğru ise ve bu t&amp;uuml;rler d&amp;uuml;nya &amp;uuml;zerinde yaşadıysa, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n yaşayan ve soyu t&amp;uuml;kenmiş t&amp;uuml;rler arasındaki, ara ve ge&amp;ccedil;iş bağlantılarının sayısı anlaşılmaz derecede &amp;ccedil;ok olmak mecburiyetindedir.&amp;quot; 5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://3.bp.blogspot.com/-lADwVu_VHJ8/Tm3pSHe73oI/AAAAAAAACCw/PCFZGiVvcE4/s1600/3-12_3.jpg" /&gt; &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="3"&gt;Herhangi iki organizmaya ait bir ortak ata, bu iki organizmayı birbirine bağlayacak ge&amp;ccedil;iş formlarına ihtiya&amp;ccedil; duyar. Ayrıca Darwin'in teorisi, kademeli bir değişimle evrim teklif ettiğine g&amp;ouml;re, iki organizma arasında ne kadar b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir farklılık varsa, bu iki organizmayı birbirine bağlamak i&amp;ccedil;in o kadar &amp;ccedil;ok sayıda ge&amp;ccedil;iş formunun olması gerekir. Darwin'in b&amp;uuml;y&amp;uuml;k hayat ağacının temelinde, yani ge&amp;ccedil;mişten bug&amp;uuml;ne var olan b&amp;uuml;t&amp;uuml;n canlıların k&amp;ouml;keninde, en son ortak bir ata olacaktır. Zaman ge&amp;ccedil;tik&amp;ccedil;e, bu ağa&amp;ccedil; b&amp;uuml;y&amp;uuml;yecek, yavaş yavaş cins k&amp;uuml;meleri, daha sonra familyalar ve sırasıyla takımlar, yaşayan canlılar dallanmaya ve ayrılmaya devam ettik&amp;ccedil;e sınıflar, şubeler ortaya &amp;ccedil;ıkacaktır. Bu gruplanmaların bazıları hayat ağacının k&amp;ouml;k&amp;uuml;ne daha yakın olacaktır; ancak bunlar daha &amp;ccedil;ok ağacın dallarının &amp;uuml;st kısımlarında g&amp;ouml;r&amp;uuml;lecektir (Şekil&amp;ndash;3).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin kendi zamanında teorisini desteklemek i&amp;ccedil;in hi&amp;ccedil;bir fosil deliline sahip değildi. Darwin'in zamanında yaşayan bilim adamları, onun teorisinin gerektirdiği &amp;quot;eksik halkaları&amp;quot; hen&amp;uuml;z keşfetmemişti. Darwin'in T&amp;uuml;rlerin Menşei'nde belirttiği gibi, &amp;quot;Vaktiyle d&amp;uuml;nya &amp;uuml;zerinde yaşamış ara &amp;ccedil;eşitlerin sayısı, ger&amp;ccedil;ek m&amp;acirc;n&amp;acirc;da &amp;ccedil;ok fazla olmalıdır.&amp;quot;6 Ancak, bu anormal derecede b&amp;uuml;y&amp;uuml;k sayıda olan ara formlar, fosil kayıtlarında bulunamamıştır. Fosil kayıtları balıkları, s&amp;uuml;r&amp;uuml;ngenleri veya kuşları netice veren canlılara ait devamlı bir zincir h&amp;acirc;linde bir kayıt g&amp;ouml;stermemektedir. Darwin bu ger&amp;ccedil;eği kabul etmiştir: &amp;quot;O zaman, neden, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n jeolojik oluşumlar ve her bir tabaka bu tarz ara t&amp;uuml;rler ile dolu değildir? Jeoloji, kesinlikle, b&amp;ouml;yle g&amp;uuml;zelce derecelendirilmiş herhangi bir organik zincirin varlığını g&amp;ouml;stermemektedir.&amp;quot;7 Zaten daha sonraki beyanının devamında itirafını a&amp;ccedil;ıklayarak tamamen teslim-i sil&amp;acirc;h etmektedir: &amp;quot;Bu durum, benim teorimi zorlayabilecek, en a&amp;ccedil;ık ve g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; itirazdır.&amp;quot;8&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin'in bu kabullenmesine rağmen, bir&amp;ccedil;ok bilim adamı, bu durumda bile Darwin'in evriminin doğru olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeye devam etmektedir. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n &amp;uuml;mitleri de, eksik olan ge&amp;ccedil;iş formlarının daha sonra bulunacağı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncesidir. Darwin'in g&amp;uuml;nlerinde, fosil buluntuları hakikaten eksik ve fosil araştırmaları da sistematik değildi. Darwin gibi bir&amp;ccedil;ok bilim adamı da, daha istekli ve sistematik &amp;ccedil;alışıldığında, eksik olan ge&amp;ccedil;iş formlarının (eksik halkaların) bulunacağını umuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paleontologlar y&amp;uuml;z seneden fazla bir zamandır araştırıyor; elbette, bir&amp;ccedil;ok yeni fosil buldular. Ancak bulamadıkları şey, olması gereken daha &amp;ouml;nce yaşamış sayısız miktardaki ara formdur. Hatt&amp;acirc; tam aksine, yeni bulunan fosiller, var olan boşlukları doldurmak yerine, yeni boşluklar meydana getirme eğiliminde. Ortak ata olduğu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;len az sayıdaki tuhaf tipler de, &amp;ccedil;ok farklı organizmaların &amp;ouml;zelliklerini kombine ettiğinden &amp;ouml;t&amp;uuml;r&amp;uuml; d&amp;uuml;zenli şekilde, var olan kategorilerin i&amp;ccedil;ine d&amp;acirc;hil edilememiştir. Dikkat &amp;ccedil;eken iki &amp;ouml;rnek, bazı s&amp;uuml;r&amp;uuml;ngen &amp;ouml;zelliklerine sahip eskiden yaşamış bir kuş olan Archaeopteryx ile &amp;ouml;rdek gibi bir gagaya ve memeli gibi bir k&amp;uuml;rke sahip gagalı memeli Ornithorhynchus'dur (Şekil&amp;ndash;4). Buna rağmen, bu garip canlılar bile, iddia edildiği gibi tam olarak iki veya daha fazla kategorinin &amp;ouml;zelliklerini eşit şekilde bulundurmaz. Dikkatle incelendiğinde bunlar, &amp;ouml;ncelikli olarak belli bir taksonomik kategoriye (kuş yahut s&amp;uuml;r&amp;uuml;ngen veya memeli) girme eğilimindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9Qmmi93YsTE/Tm3mBGZQRsI/AAAAAAAACCY/2YNol-3moTw/s1600/12_4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 263px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-9Qmmi93YsTE/Tm3mBGZQRsI/AAAAAAAACCY/2YNol-3moTw/s320/12_4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651426013990635202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="3"&gt;Mesel&amp;acirc;; Archaeopteryx'in t&amp;uuml;yleri, g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde yaşayan kuşlarda bulunan t&amp;uuml;ylerle aynı yapıdadır ve bu canlı onlar gibi ger&amp;ccedil;ek bir kanat yapısına sahiptir. Ancak, kuşların standart &amp;ouml;zelliklerinin yerinde, Archaeopteryx kemiksi bir kuyruk, gagasında bulunan dişler ve kanatlarındaki tırnaklar ile s&amp;uuml;r&amp;uuml;ngen &amp;ouml;zelliği g&amp;ouml;stermektedir. Ornithorhynchus &amp;ouml;rneği de benzer bir durum sergiler. Ornithorhynchus yumurta bırakır, onun da &amp;ouml;rdeğinkine benzer bir ağzı vardır. Ancak bu kuş benzeri &amp;ouml;zelliklerin dışında, diğer memeliler gibi, kıllı bir deriye ve yavrularına s&amp;uuml;t verme gibi memeli &amp;ouml;zelliklerine de sahiptir. Taksonomistler, onu bir memeli olarak sınıflandırır ve asla, kuşlar ile memeliler arasında bir ge&amp;ccedil;iş formu olarak g&amp;ouml;rmez. Bunlara dayanarak taksonomik grupların bir ağa&amp;ccedil; dalında birleştirilmesi m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olamaz; &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; bunlar iki gruptan sadece birisine d&amp;acirc;hil olabilecek yaratılıştaki canlılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bug&amp;uuml;n, Darwin'in bilmediği binlerce fosil organizma şu anda bilinmektedir. Ancak b&amp;uuml;y&amp;uuml;k hayvan grupları arasındaki boşluklar, h&amp;acirc;l&amp;acirc; kapanmayı reddetmektedir. Darwin teorisinin yayımlanmasından bug&amp;uuml;ne, ge&amp;ccedil;iş formlarına ait fosillerdeki bu b&amp;uuml;y&amp;uuml;k eksiklik aşılmaya &amp;ccedil;alışılmaktadır. Paleontoloji biliminin daha yeni olduğu Darwin zamanında, eksik halkaları bulmayı &amp;uuml;mit etmek m&amp;uuml;mk&amp;uuml;nd&amp;uuml;, bilim adamlarının yeterli &amp;ccedil;alışmadıkları d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;lebilirdi. Fakat bug&amp;uuml;n, topraktan &amp;ccedil;ıkartılan fosillerin sayısı, insanı sarsacak kadar fazladır ve bulunanlar kategorize edilmeden, başka yeni fosiller bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paleontologlar fosil bulduk&amp;ccedil;a, bunların evrim teorisi ile uyuşmayan bir yapı meydana getirdikleri daha a&amp;ccedil;ık g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmektedir. Fosiller, kademeli olarak dallanan bir ağa&amp;ccedil; yapısı meydana getirmemekte ve tam tersine, boşluklar ile birbirinden ayrılan i&amp;ccedil; i&amp;ccedil;e yuvalanmış k&amp;uuml;melerin toplamı bir yapı arz etmektedir. Aslında bu yapı &amp;ccedil;ok da şaşırtıcı olmamalıdır; &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; fosillerde g&amp;ouml;r&amp;uuml;len bu desen, g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde yaşayan organizmaların oluşturduğu varlık pl&amp;acirc;nı ile aynıdır. Mesel&amp;acirc;, bir&amp;ccedil;ok at cinsi vardır; ancak b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bu cinsler a&amp;ccedil;ık bir şekilde sığır veya geyiklerden ayrılmıştır. Benzer şekilde, bir&amp;ccedil;ok mısır t&amp;uuml;r&amp;uuml; vardır; ancak hi&amp;ccedil; kimse bunları buğdayla veya pirin&amp;ccedil;le karıştırmaz. &amp;Ccedil;eşitlilikler, bir tipin diğer bir tip ile tedrici birleşmesinden ziyade, temel bir tipe ait morfolojik yapının etrafında k&amp;uuml;melenmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;font color="#ff6600" size="3"&gt;Dipnotlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="3"&gt;1. Dobzhansky, T. (1957): On Methods of Evolutionary Biology and Anthropology. American Scientist 46: 388.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Darwin, C. (1859): On the Origin of Species, facsimile; reprinted Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 1964), 2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Mayr, E. (2004): What Makes Biology Unique? Considerations on the Autonomy of a Scientific Discipline. Cambridge University Press, p.24-25.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Darwin, C. (1859): On the Origin of Species, facsimile; reprinted Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 1964), 189.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Age, s. 281&amp;ndash;282&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Age,, s. 280&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Age, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Age, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;font face="Arial"&gt;&lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-10-agustos-2011.html"&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-10-agustos-2011.html&lt;/a&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="3"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="3"&gt;&amp;nbsp;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-1103150412756774623?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/1103150412756774623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/09/fosil-yorumlar-objektif-mi-bilim_12.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1103150412756774623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1103150412756774623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/09/fosil-yorumlar-objektif-mi-bilim_12.html' title='Fosil Yorumları Objektif mi? (Bilim &apos;Yaratılış&apos; Diyor -10)'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Z9i-xAp0yak/Tm3oJ32mGeI/AAAAAAAACCg/qyqH9pOEZp4/s72-c/1-12_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-5392337288717421782</id><published>2011-08-23T20:27:00.000-07:00</published><updated>2011-08-23T20:31:39.374-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>ALLAH'IN MUHTEŞEM YARATMA SANATI KELEBEKLER</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-bbff79bdbab33755" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v13.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dbbff79bdbab33755%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331274370%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1AA5CA4726781B9D62CD59F11545C338C097EC47.20117D4F8097C50C0998BC8FEA197CE3E6EAF672%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dbbff79bdbab33755%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DS8zXWU1yQed8albtFoJjb5re-u8&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v13.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dbbff79bdbab33755%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331274370%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D1AA5CA4726781B9D62CD59F11545C338C097EC47.20117D4F8097C50C0998BC8FEA197CE3E6EAF672%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dbbff79bdbab33755%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DS8zXWU1yQed8albtFoJjb5re-u8&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-5392337288717421782?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/5392337288717421782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/08/allahin-muhtesem-yaratma-sanati.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/5392337288717421782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/5392337288717421782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/08/allahin-muhtesem-yaratma-sanati.html' title='ALLAH&apos;IN MUHTEŞEM YARATMA SANATI KELEBEKLER'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-1950638199970357164</id><published>2011-08-23T19:19:00.000-07:00</published><updated>2011-08-23T19:30:27.377-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>HÜCREDEKİ PROTEİN SENTEZİ BİR MUCİZEDİR</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-caf5bd0bfd40c15" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v12.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3D0caf5bd0bfd40c15%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331274370%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D103E48CC6ED75D440D8FB6CF65707886BDF6FF62.29EDBCD955FE0767CB8087C00457A22EEF5B6A47%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dcaf5bd0bfd40c15%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DmtQhLjtyWmNBCgu844sUbyd4CY4&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v12.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3D0caf5bd0bfd40c15%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331274370%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D103E48CC6ED75D440D8FB6CF65707886BDF6FF62.29EDBCD955FE0767CB8087C00457A22EEF5B6A47%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dcaf5bd0bfd40c15%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DmtQhLjtyWmNBCgu844sUbyd4CY4&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-1950638199970357164?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/1950638199970357164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/08/hucredeki-protein-sentezi-bir-mucizedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1950638199970357164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1950638199970357164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/08/hucredeki-protein-sentezi-bir-mucizedir.html' title='HÜCREDEKİ PROTEİN SENTEZİ BİR MUCİZEDİR'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-1745224476812942667</id><published>2011-08-23T19:13:00.000-07:00</published><updated>2011-08-23T19:19:52.790-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>ALLAH'IN KUSURSUZ SANATI ''KRISTAL TIRTIL''</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="375" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-5216d2eedfd2f54d" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v3.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3D5216d2eedfd2f54d%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331274370%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D11AA75A35860F2D32EF9C949707C323A860B2485.84AEE3E0DD82E236C3568035A0B61F130F2E4167%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D5216d2eedfd2f54d%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D2_0v_Ykl9GlR-Bf_6e2FzgufbSg&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="400" height="375" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v3.nonxt7.googlevideo.com/videoplayback?id%3D5216d2eedfd2f54d%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1331274370%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D11AA75A35860F2D32EF9C949707C323A860B2485.84AEE3E0DD82E236C3568035A0B61F130F2E4167%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D5216d2eedfd2f54d%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D2_0v_Ykl9GlR-Bf_6e2FzgufbSg&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-1745224476812942667?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/1745224476812942667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/08/allahin-kusursuz-sanati-kristal-tirtil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1745224476812942667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1745224476812942667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/08/allahin-kusursuz-sanati-kristal-tirtil.html' title='ALLAH&apos;IN KUSURSUZ SANATI &apos;&apos;KRISTAL TIRTIL&apos;&apos;'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-4190914303872722758</id><published>2011-07-12T10:01:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T10:05:24.458-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Yeni Bir Masal: "Evo-Devo"</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-hJ535ZT6p8s/Thx-K83mLeI/AAAAAAAACA4/PGsvlI-5W-Y/s1600/3-45697_2.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 274px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628512360909385186" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-hJ535ZT6p8s/Thx-K83mLeI/AAAAAAAACA4/PGsvlI-5W-Y/s320/3-45697_2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-N_tlioRi2mw/Thx-EUUBzZI/AAAAAAAACAw/59IfUngaCxA/s1600/1-2227.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; DISPLAY: block; HEIGHT: 171px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628512246943567250" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-N_tlioRi2mw/Thx-EUUBzZI/AAAAAAAACAw/59IfUngaCxA/s320/1-2227.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff6600;"&gt;Yeni Bir Masal: "Evo-Devo"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Darwinciler, kurdukları makroevrim senaryosunun çıkmazları karşısında insanları ikna etmede âciz kalınca, yeni bir teklif olarak "evo-devo" şeklinde formülleştirdikleri bir kavram etrafında bazı fikirlerle çıkış yolları aramaya başladılar. 1990'larda kullanılmaya başlanan bu tâbir, Evrimsel gelişme biyolojisi (evolutionary developmental biology) mânâsına gelmektedir. Tamamen peşin hükümlü ve ideolojik bir bakış acısıyla, biyolojinin iki alt disiplini (evrim+gelişme biyolojisi) birleştirilmeye çalışılmaktadır. Canlı topluluklarının nesiller boyunca evrimleşerek geliştikleri(!) iddiasıyla, bir türe ait fertlerin döllenmiş yumurta hâlinden, tam gelişmiş bir vücuda sahip oluncaya kadar doku ve organlarında olan değişiklikleri incelemeyi, birbirini tamamlayacak bir anlayışla ele alma düşüncesinden doğmuştur. Böylece mücerret 'evrim' ile müşahhas 'gelişme biyolojisi', hayalî ile gerçek, teori ile hakikat, zorlanarak birleştirilmeye çalışılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evo-devo kavramında, başlangıç noktası olarak bilinen genetik mekanizmaların, hem evrim hem de gelişme biyolojisi için anahtar konumundaki durumundan hareket edilmiştir. Bir türe ait fertlerin hayat süreleri içinde (deney ve gözlemle sabit) geçirdikleri değişiklikler ile, türlere ait nesillerin geçmişten günümüze (deneyden uzak, kısmî gözlemlere ait hayalî) ne gibi değişiklikler geçirebileceğine ait yorumlar birleştirilmek istenmiştir. Evrim ideolojini güçlendirme gibi bir anlayıştan doğan bu kavrama, giydirilmek istenen mânâlardan birincisi, embriyolojik gelişmeye tesir eden genlerin, makroevrime de sebep olabilecek, anahtar rolleri olabileceğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselâ; embriyolojik gelişmenin kontrolünde kendisine rol verilen bir gen, eğer gelişmenin erken bir safhasında herhangi bir sebeple bir değişikliğe uğrarsa (mutasyon v.s.) ne olur? Gelişmenin erken dönemlerinde genomdaki küçük bir değişme bile, organizmanın anatomisinde ve fizyolojisinde büyük neticelere sebep olabilir. Bunu şöyle bir misâlle akla yakınlaştırabiliriz: Hedefe atılan bir ok, kendi hâlinde uçmasına izin verildiğinde, hedefi tam on ikiden vuracaktır. Ancak, henüz uçuşunun başındayken küçük bir dokunma ile ok yörüngesinden saptırılırsa, okun vurduğu nokta, hedeften çok ayrı bir yer olacaktır. İşte evo-devo düşüncesi de, gelişmenin başında meydana gelen küçük değişmelerin, kolayca ortaya çıkabilecek bir mahiyette olmasına rağmen, neticede makroevrim biçiminde, büyük değişmelere sebep olabileceğini iddia eder. Böylece Neo-Darwincilerin, 'devamlı ve küçük (mikro evrim seviyesinde) değişmelerin birikerek, makroevrimi meydana getireceği' şeklindeki geleneksel yaklaşımlarındaki problemlerine çözüm yolu aranmaktadır. Neo-Darwinizm'in aksine olan bu evo-devo anlayışı, gelişmenin erken safhalarını kontrol eden az sayıda genlerin mutasyona uğraması gibi, küçük bedelleri olan, fakat evrim için önemli olabilecek hızlı değişmelerin, makroevrim seviyesinde neticeler ortaya çıkaracağını iddia etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün evrimci düşünceler gibi başlangıçta cazip gelen bu iddialarına rağmen, evo-devo anlayışı da şu ân bir kriz içerisindedir. Embriyolojik gelişmeyi kontrol eden genler üzerindeki çalışmalar ve bunlara dair genetik mekanizmaların mikro değişmelere nasıl yardımcı olduğu konusunda gayretler hızla devam etmekte ve bunların evrimle bir alâkasının olmadığı görülmektedir. Maryland Üniversitesi'nde çalışan evo-devo biyoloğu William Jeffery'in itirafıyla, embriyolojik gelişmeye ait genlerin nasıl makroevrimci değişiklikler meydana getirdiğini anlama yolundaki evo-devo gayreti "çıkmaz bir sokaktadır."1 Problemin asıl kaynağı, makroevrim olarak değerlendirilecek değişikliklerin nasıl meydana geldiğini açıklamak için, korunan genler (çok çeşitli organizmalarda, hattâ farklı filumlarda bile temelde aynı şekilde mevcut olan genler) üzerinde durulmasıdır. Bu sıkıntıyı çok iyi bir şekilde gören Elizabeth Pennisi, Science dergisinde, evo-devo hakkında 2002'de yayımladığı bir raporda problemi şu şekilde açıklamıştır: "[korunan genlerin] listeleri neticede, aynı gene sahip olan organizmaların, nasıl bu kadar farklı olduklarına dair ciddi bir bilgi ve kavrama derinliği kazandırmamaktadır."1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://3.bp.blogspot.com/-E6TRCC-Vsgc/Thx-QnT2lvI/AAAAAAAACBA/GXups0n3APM/s1600/2-457_1.jpg" /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Yüzyıldan fazla bir zaman önce, biyologlar bazı hayvanların ara sıra, normalde organizmanın belirli bir yerinde bulunan vücut parçalarının, olması gereken yerden başka yerlerde ortaya çıktığını müşahede etmişlerdir. Meselâ; böceklerin başında antenlerinin bulunduğu yerlerden bazen bacaklar çıkmaktadır (Şekil-1). Bozulan vücut kısımlarının, organizmanın başka kısımlarına benzediğini ifade etmek için, bu tarz transformasyonlara, 1894'te, "homeotik" denilmiştir.2 Modern genetiğin ilerlemesi ile bu tip anomalilere, embriyonik gelişme sırasında, belirli grup hücrelerin kimliğini belirlemekten sorumlu olan "homeotik genlerdeki" mutasyonların sebep olduğu anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda homeotik genler, makroevrimi destekleyen anahtar konumunda bir delil olmaktan otomatik olarak çıkmaktadır. Çünkü burada trajikomik bir durum söz konusudur. Homeotik genler "evrensel" olmalarından dolayı, organizmalardaki makroevrim sayılabilecek değişikliklere ait farklılıkları açıklayamaz. Eğer Neo-Darwinizm'in öne sürdüğü gibi, biyolojik yapılar kendilerine ait genler tarafından açıklanıyorsa, o zaman, farklı yapılar, farklı genler tarafından belirlenmelidir. Şayet aynı gen, meselâ, bir meyve sineğinin bacağı ve bir farenin beyni ile veya bir böcek gözü ile insan veya mürekkep balığı gözü gibi, çok farklı yapılarla alâkalı ise, o zaman, aslında bu gen gerçek mânâda bir şey belirlemiyor demektir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir televizyon, bir teyp ve bir klima gibi üç elektrikli cihazda bulunan kontrol anahtarının, birbirinden oldukça farklı âletlerde bulunduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu durum bize, sadece âletlerin kontrol anahtarının açılmasıyla çalışmaya başladığını bildirir. Bunun dışında, kontrol anahtarlarının benzer olması bu âletlerin yapıları ve fonksiyonları hakkında herhangi bir bilgi vermez. Aynı şekilde, homeotik genler de embriyonun, hücrelerinin çok sayıda inşa edici gelişme yollarından birine ait olduğunu bildirir; fakat bunun dışında, gerçekte bu sürecin neticesinde nasıl bir yapı ortaya çıkacağı hakkında bir bilgi vermez. Homeotik genlerin çok daha fazla nispetlerde "evrensel" olduğu ortaya çıktıkça, bunlara yüklenmiş "kontrol" işi giderek daha az hususi bir yerde ve konumda kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişme açısından en önemli genlerin, dikkat çekici şekilde, solucanlardan, meyve sineklerine ve memelilere kadar birçok farklı tip hayvanda benzer olduğu bulunmuştur. Bu durum önceleri, gelişmeyi kontrol eden genetik program için bir delil olarak görülmüşse de, bugün biyologlar aslında bunun bir paradoks olduğunun farkına varmışlardır. Eğer genler gelişmeyi kontrol ediyorsa, o zaman niçin aynı genler, bu kadar farklı hayvan üretmektedir? Bir tırtıl niçin, sardalye balığı veya kertenkele yerine, bir kelebeğe dönüşmektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Bu durumda şunu açıkça söyleyebiliriz ki: Makroevrimi kolaylaştırmak için embriyonik gelişmede ihtiyaç duyulan değişmeler meydana gelmemekte ve evo-devo iddiaları geçersiz kalmaktadır. Yolun başında hedefinden saptırılan bir ok benzetmesine dönersek; merkezden ilk çıkışta ok hedefe doğru olan yörüngesinden ne kadar erken saptırılırsa, istenen hedeften o kadar daha uzağa düşecektir. Merkezdeki çok küçük bir sapmanın, çevrede çok büyük bir açı meydana getirmesi gibi, gelişme hâlindeki bir embriyoya, herhangi bir şekilde bilemediğimiz bir sebepten mutasyona maruz kaldığında, kendisine verilmiş İlâhî programın ve sevkin yönlendirmesiyle, aslî gelişme çizgisine döndürülmek için bazı düzeltme hamleleri yaptırılır. Ancak İlâhî hikmetin ve imtihanın gereği bu tamir mekanizmalarına, bazen dur denir ve embriyo ne kadar erken safhada bozucu tesire maruz kalmışsa, o kadar ciddi ve ağır derecede kusurlu olur. Diğer bir tabirle o embriyonun gelişme oku tam hedefini vuramamış olur. Çok şükür ki embriyonik gelişme yörüngeleri, okların hedefe giderken sapması gibi olmayıp, çoğu zaman Rahmeti Sonsuz'un takdiriyle gelişmenin devamı sırasında, başka gelişme süreçlerinin sebep olarak devreye sokulmasıyla düzeltilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişme biyologları lâboratuvar deneylerinde çoğunlukla, embriyonik gelişmeyi bozacak şekilde cenin üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Gelişen bir embriyonun en dikkat çekici özelliği, gösterdiği esneklik ve dirençle, zorlukları yenme gücüdür. Deney için çok yoğun müdahaleye maruz kalsa bile, çok sayıda embriyonun hayretengiz bir şekilde gelişmesini tamamladığı görülür. Yaratıcı'nın (celle celâlühü) koyduğu esas gelişme hedefinin cebrî süreci, dış müdahalelerin meydana getireceği mutasyonlara direnir ve neticede deformasyonlar meydana gelse de, gelişmenin temel son noktası asla değişmez. Embriyolar eğer hayatta kalırlarsa, meyve sineği yumurtaları her zaman meyve sineği olur, kurbağa yumurtaları kurbağa, tavşan yumurtaları da her zaman tavşan olur. Türleri bile değişmez. Her embriyo gelişip, belirli bir tür hayvan olmak için, sonsuz bir ilim ve kudretle programlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmeye ait süreçlerin her safhasının genetik programlarla kontrol edilmediği hususunda çok sayıda delil ve çalışma vardır. Elbette, sebepler açısından genlere gelişmede belirli roller verilmiştir. Ancak, genlerin bütün gelişmeyi kontrol ettiğini veya belirlediğini söylemek oldukça mübalağalı bir ifadedir. Genlerin gelişmeyi tek başlarına kontrol etmediğine dâir delillerin en başında, şu deneyi gösterebiliriz: Bir yumurtanın genleri yumurtadan çıkarılıp, başka gruptan farklı bir hayvanın genleri o yumurtanın içerisine konulduğunda, gelişme orijinal yumurtanın yolunu takip etmekte, tabiî ki bu gelişme doğru proteinlerin yokluğundan dolayı, ancak embriyo ölünceye kadar sürmektedir. Bu kaidenin çok nadir istisnaları vardır, meselâ; melez üretmek için, normal olarak çiftleşebilen hayvanların genomu birbirine nakledildiğinde kendi özelliklerini sergileyebilir. Bilim kurgu senaryosunda, dinozor üretmek için fosilden elde edilen DNA'ları devekuşu yumurtalarının içerisine koymak, "Jurasik Park" filmini seyrederken heyecan verse de, ilmî gerçeklerle uyuşmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DNA'nın tamamen yer değiştirmesi yerine, DNA'yı mutasyona uğratsak ne olur? "Doygunluk mutagenezi"nin (doyuncaya kadar genetik mutasyona yol açma hâdisesi) çoğunlukla ölüme veya deformasyona sebep olduğu görülmüş; fakat organizmaya fayda sağlayacak bir anatomik değişiklik asla üretilememiştir. DNA mutasyonları embriyonik gelişmedeki hedefin son noktasını değiştiremediğinden, türler de başka bir türe değiştirilememektedir. Bir embriyonun, yeni proteinler yapması için doğru genlere ihtiyacı vardır ve onlar olmadan embriyonun gelişme süreci zarar görür. Fakat genlere bağlı olmak ile genler tarafından yönetilmek aynı şey değildir. Biraz açarsak; bir ev inşa ederken, uygun yapı malzemelerine ihtiyaç duyarız; ancak bu malzemeler ve âletler, yapacağımız binanın plânını belirlemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik Program Bütün Gelişmeyi Kontrol Ediyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimcilerin pek dikkat etmedikleri ve gözden uzak tuttukları diğer bir husus da genetik programın mutlak cebrîliği konusudur. Bütün temel biyolojik yapılar genetik kodlama programına bağlı gibi görülse de, gerçek tam böyle değildir. Bu durumda "Genetik program bütün bir gelişme sürecini tam olarak mevcut genomun mutlak bilgisiyle sürdürmektedir." denemez. Diğer bir tâbirle, "biyolojik bir kaderleri" vardır ve bu süreç tamamen deterministik değildir. Bu hususu biraz daha akla yakınlaştırmak için yine biyolojik varlıklara ait bazı misâller verebiliriz. Eğer, DNA gelişmeyi tek başına kontrol ediyor olsaydı, o zaman, kendi DNA'nızı, DNA'sı çıkartılmış bir yumurtanın içerisine koyarak, kendinizin bir kopyasını yapabilirdiniz. On sene kadar önce yaşadığımız "klonlama" mübalağasının arkasındaki bu mantıktır. Ancak böyle bir "klon", sizin tamamen aynı olan bir kopyanız olmayacaktır. Sizden daha genç olsa da, bu klonun neye benzeyeceği, büyük ölçüde, içine DNA'nızı koyduğunuz, çekirdeği çıkarılmış yumurtadaki bilgiye bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tek yumurta" ikizleri bile tamamen birbirlerinin aynısı olan kopyalar değildir. Ekseriya fizikî kabiliyetlerinde farklıdırlar ve her zaman bu ikizlerin mizaç ve kabiliyetleri de değişiklik gösterir. "Tek yumurta" ikizleri sadece aynı DNA'ya sahip olmakla kalmayıp, aynı zamanda aynı yumurta hücresinden ve aynı rahmin içinde meydana gelmişlerdir. "Tek yumurta" ikizlerinde görünen mükemmel olmayan benzerlik bile, aynı DNA'dan daha fazla unsurların hesaba katılması gerektiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DNA'nın gelişmeyi tamamen kontrol ettiği iddiasına karşı diğer delil de, yetişkin fertteki hücrelerin, döllenmiş yumurta ile aynı DNA'yı taşıması gerçeğinden kaynaklanan, fakat yetişkin bir hayvanın hücrelerinin, hem sahip oldukları formlar hem de fonksiyonlar açısından birbirlerinden önemli bir şekilde farklılık göstermeleridir. Eğer hepsi aynı DNA'ya sahip ise, neden bu kadar farklıdırlar? Bu hâdise "Gelişme Biyologları"nı en çok meşgul eden hususların başında gelir. İnsanın bütün hücrelerinde aynı DNA zinciri olduğu hâlde, farklı biyokimyevî mekanizmalara, fonksiyonlara ve hususiyetlere sahip, 210 çeşit farklı fabrika gibi, farklı hücreler ortaya çıkmaktadır. Demek ki, DNA dışında bazı faktörler, bazı genlerin çalışmasını durdurmakta ve neticede her hücre tipi, sahip olduğu genetik bilginin sadece bir kısmını kullanmaktadır. Emriyonik gelişme, DNA'nın dışındaki faktörler tarafından kontrol edilmeyi gerektiriyorsa, o zaman, DNA bütün gelişmeyi kontrol etmiyor demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir açıdan da, solucanlar, sinekler ve memeliler gibi çok farklı hayvanlarda benzer gelişme genleri bulunduğu hâlde, bu genler ait oldukları organizmanın bütünlüğü içinde, farklı ürünler (organ kısımları) meydana getirebilmektedir. Bütün bunların dışında, yumurta içinde, DNA'dan bağımsız olarak gelişmeye tesir ettiği bilinen, mikrotübül dizileri ve zar yapıları gibi çok sayıda organel kısımları veya moleküllerin bulunması, gelişme sürecindeki kompleksliğin, sadece DNA programıyla ve bu molekül dizisinde tesadüfen ortaya çıkabilecek mutasyonlarla izah edilemeyecek kadar müthiş olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, o zaman, genetik programların gelişmeyi kontrol ettiği görüşünün bu kadar câzip olmaya devam etmesinin sebebi nedir? Çünkü büyük ölçüde bu görüşün mantığı ile Neo-Darwinci evrim mantığı arasında bağlantı vardır. Neo-Darwinizm'e göre, "Genetik mutasyonlar evrim için hammadde sağlarlar ve tabiî seleksiyon da organizmaları, gen frekanslarındaki değişmeye göre ayarlar. Gelişme, tek bir hücreyi, fare yerine solucana dönüştüren şeydir." Böylece, eğer evrim solucanların genlerini ayarlayıp düzenleyerek, bir fareye dönüştürebilir ise, o zaman bunu, gelişmeyi kontrol eden genleri değiştirerek yapmak zorundadır. Tersinden söylersek, eğer gelişme genler dışında başka bir şey ile kontrol ediliyor ise, o zaman, evrim, genetik mutasyonlar ve gen frekanslarındaki değişikliklerden farklı bir şey yapmak zorundadır. Netice olarak, genetik programların bütün gelişmeyi kontrol ettiği ifadesi eğer yanlış ise, o zaman, Neo-Darwinizm de yanlıştır. Çünkü Neo-Darwinizm mantıkî olarak, gelişmenin bütünüyle genetik programlar tarafından kontrol edilmesini gerektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neo-Darwinizm'i diğer sahalarda destekleyen deliller çok güçlü olsa idi, belki genetik programın evrim düşüncesindeki merkezî yeri, yukarıda anlatılan karşı delillere rağmen yine de savunulabilirdi. Ancak, Neo-Darwinizm'i desteklediği iddia edilen delillerin, şaşırtıcı bir şekilde zayıf oldukları ortaya çıkmaktadır. Neo-Darwinci evrim için hammadde sağladığı öne sürülen mutasyonlar, bunu ancak organizma için faydalı iseler yapabilirler; fakat gelişmeye ait veya homeotik genlerde meydana gelen mutasyonlar, her zaman zarar vericidir. Aslında, faydalı olduğu bilinen tek mutasyon, mutasyona uğramış bir proteinin diğer moleküller ile doğrudan bağlantılarına tesir eden mutasyonlardır. Allah'ın rahmetinin bir tecellisi olarak canlı neslinin korunmasına müteveccih DNA'daki bu tarz mutasyonlar antibiyotiklere ve böcek ilâçlarına karşı canlıya direnç kazandırmakta, böylece aynı türe ait bu dirençli fertler sâyesinde nesilleri yok olmaktan korunmaktadır. Fakat asla Darwinizm'e uygun bir evrim için gerekli olan yapıya ait büyük değişmelere sebep olmamaktadır. Mutasyonlar yeni bir tür dahi üretemezken, nasıl olacak da bir balığı sürüngene veya bir dinozoru bir kuşa dönüştürebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmede rol verilen homeotik genlerin ortak bir atada mevcut olması düşünüldüğünden evrensel olduğu öne sürülmüştür. Ancak eldeki delillerin çoğunluğu, homeotik genlerin hâlen kontrol ettiği düşünülen özelliklerin, hayalî ortak atada bulunmadığı yönündedir. Darwinci bir perspektiften bakıldığında bu ciddi bir problemdir. Neo-Darwinizm'e göre, kompleks gen dizileri, onlara sahip olan organizmalara sağladıkları seçici avantaja göre kademeli olarak evrimleşmiştir. Ancak, seçici avantaj sağlayan gen dizileri, eğer faydalı adaptasyonların gelişmesini programlıyorsa, bunu yapabilir. Fakat pratikte durum böyle değildir. Homeotik genlere sahip ortak ata konumundaki bir hayvanın, sahip olduğu genler, bugün alâkalı olan adaptasyonların hiçbirini taşımıyorsa, o zaman bu genlerin, sanki karşılaşacağı ortam şartlarını bilip, akıllı gibi davranması, her şeyi hesaplayıp tahmin ederek, bu adaptasyonlardan önce meydana getirilmiş olması gerekir ki, böyle bir durum muhaldir. Bu takdirde homeotik genler nasıl ortaya çıkıp, evrimleşmiştir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neo-Darwinizm, bu tarz genlerin, keşfedilmeyi bekleyen ilkel adaptasyonları kodlayarak evrimleştiği fikrini sürdürmektedir. Ancak bu özel ve geçici olarak, baştan kurgulanmış bir gâye için, keyfi bir biçimde ve hiçbir temeli olmadan meydana getirilmiş (ad hoc) bir spekülasyondur. Çok büyük farklılıklar gösteren organizmalarda, aynı homeotik genlerin bulunmasına, mühendislerin çalışmalarından örnek verebiliriz. Mühendisler tekerleği yeniden icat etmek yerine, mevcut tekerlekle ilgili bilgi birikimlerini yeniden kullanırlar. Bir mühendis, benzer veya kısmen aynı olan bir elektrik motorunun hem çamaşır makinesinde, hem bulaşık makinesinde, hem bir otomobilin marş dinamosunda kullanılmasına şaşırmaz. Aynı benzer homeotik genlerin de farklı cins hayvanlarda bulunmasına şaşırmamalıyız. Bu tarz gen dizilerinin, canlılar âleminde farklı organizmalar içinde yaygın olması, ortak yeryüzü ortamının şartlarına uygun yaratılış süreçlerini gösterir. Oksijen almak mecburiyetindeki hayvanların büyük bir çoğunluğunda hemoglobin ve hemocyanin moleküllerinin yaygın olması, bunların benzer gen gruplarıyla kodlanmasını gerektirebilir. Ancak oksijen taşıyıcı farklı pigmentler de vardır. Dolayısıyla birçok organizmadaki bazı yapıların veya temel süreçlerin, kısmî benzerliklere sahip olmaları, Yaratıcı'nın benzer programlar kullanmasının hikmetini mükemmel bir şekilde açıklar. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;span style="color:#800080;"&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Dipnotlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Pennisi, E. (2002): Evo-Devo Enthusiasts Get Down to Details. Science 298:953.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Bateson, W. (1894): Materials fort he Study of Variation Treated with Especial Regard to Discontinuity in the Origin of Species (London: MacMillan).&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-temmuz-2011.html"&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-temmuz-2011.html&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-4190914303872722758?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/4190914303872722758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/yeni-bir-masal-evo-devo_6724.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/4190914303872722758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/4190914303872722758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/yeni-bir-masal-evo-devo_6724.html' title='Yeni Bir Masal: &quot;Evo-Devo&quot;'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-hJ535ZT6p8s/Thx-K83mLeI/AAAAAAAACA4/PGsvlI-5W-Y/s72-c/3-45697_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-2166782001182032658</id><published>2011-07-12T09:38:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T09:41:00.921-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Makroevrimin İmkânsızlığı</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/font&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#ff0000" size="5"&gt;Makroevrimin İmk&amp;acirc;nsızlığı&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://2.bp.blogspot.com/--EfYN2S025k/Thx465Q8CzI/AAAAAAAACAI/pKdafnFzBQ4/s1600/1-52188.jpg" /&gt;Mutasyonlar ve tabi&amp;icirc; seleksiyon, yeni adaptasyonlara ve orijinal organlara sahip bir canlı &amp;uuml;retilmesine d&amp;acirc;ir herhangi bir g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; delil ortaya koymamasına rağmen yine de; &amp;quot;Makroevrimle bir yeniliğin ortaya &amp;ccedil;ıkması acaba m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n m&amp;uuml;d&amp;uuml;r?&amp;quot; şeklinde bir soru sorabilir ve b&amp;ouml;yle bir değişme olması i&amp;ccedil;in, ka&amp;ccedil; genin değişmesi gerektiğini merak edebiliriz. H&amp;uuml;cre biyologu, E. J. Ambrose: &amp;quot;Bir organizmada daha &amp;ouml;nce bilinmeyen en basit bir yapının ortaya &amp;ccedil;ıkmasında bile, en az ihtimal ile beşten daha az sayıda genin rol alması pek m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değildir.&amp;quot;1 tahmininde bulunmaktadır. Nitekim daha sonra, sadece beş genle kodlanabilen yeni ve nispeten basit bir yapı i&amp;ccedil;in gerekli olan fonksiyonel bilginin bile, şans eseri olarak mutasyonlarla meydana gelmesinin akıl almaz derecede imk&amp;acirc;n dışı olduğu Ambrose tarafından g&amp;ouml;sterilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ambrose, işe sadece zararlı olmayan mutasyonların (faydalı veya n&amp;ouml;tr olan mutasyonlar) meydana gelme oranları ile başlamıştır. İhtiyatlı bir tahmin ile 1.000 kişilik bir toplulukta, her nesilde birden daha fazla yeni, zararsız mutasyon olmamaktadır (&amp;ccedil;oğu gen 100.000'de 1'den daha d&amp;uuml;ş&amp;uuml;k, mutasyona uğrama/olma sıklığına sahiptir ve bu mutasyonların &amp;ccedil;oğu da zararlıdır). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu takdirde, aynı organizmada iki zararsız mutasyonun olma ihtimali 1.000.000'da 1 olacaktır (birbirinden bağımsız iki h&amp;acirc;disenin birlikte olma ihtimali, bu h&amp;acirc;diselerin m&amp;uuml;stakil olarak g&amp;ouml;r&amp;uuml;lme ihtimallerinin &amp;ccedil;arpımıdır; b&amp;ouml;ylece 1/1000 x 1/1000 = 1/1.000.000 olur). Beş adet zararsız mutasyonun bir organizmada olma ihtimali bu hesaba g&amp;ouml;re, bin milyon kere milyonda birdir! (Bu ihtimali hesaplamak i&amp;ccedil;in, 1/1.000'i kendisiyle beş kere &amp;ccedil;arpmak gerekir; netice 1/1.000.000.000.000.000'dir.) B&amp;ouml;yle korkun&amp;ccedil; bir rakamın bize birinci olarak s&amp;ouml;ylediği şudur: &amp;quot;Bu beş mutasyonun tek bir organizmanın hayat s&amp;uuml;reci i&amp;ccedil;erisinde meydana gelme şansı yoktur.&amp;quot; İkinci olarak da ş&amp;ouml;yle s&amp;ouml;ylenebilir: &amp;quot;Nispeten basit bir biyolojik yapının bile tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; mutasyonlarla meydana gelme şansı 'sıfırken' ve ortada hi&amp;ccedil;bir model yokken, mesel&amp;acirc;; bir akciğerin, bir bacağın veya kanadın ortaya &amp;ccedil;ıkma şansı olabilir mi?&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik prensipler evrime karşı &amp;ccedil;ıkıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimcilerin tatlı hayallerinin hatırı i&amp;ccedil;in, bu beş zararsız mutasyonun tek bir organizma yerine, organizma topluluklarının teşkil ettiği, t&amp;uuml;r&amp;uuml;n gen havuzu i&amp;ccedil;erisindeki farklı fertlerinde meydana geldiğini farz edelim. Hatt&amp;acirc; daha fazla taviz vererek, her şeye rağmen bu mutasyonların zaman i&amp;ccedil;erisinde meydana geldiğini ve heterozigot şekilde korunduğunu da kabul edelim. Hardy-Weinberg Genetik Prensibi'ne g&amp;ouml;re; &amp;quot;Seleksiyon veya başka dış fakt&amp;ouml;rler olmadan meydana gelen tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; &amp;ccedil;iftleşmelerle, bir populasyonun i&amp;ccedil;erisindeki gen nispetleri nesilden nesile aynı kalmaktadır.&amp;quot; Bu durumda, bu beş mutasyona uğramış genin y&amp;uuml;zdelerinin, populasyonun geri kalanındaki mutasyona uğramamış eşlerine olan oranı sabit kalacağından, sadece daha fazla yavru &amp;uuml;retiminin, bu genlerin yeniden dizilip yerleşerek (rekombinasyon) bir araya gelme nispetlerini artırmaz. Bu oran ancak, bu mutasyona uğramış genleri taşıyan fertlerin &amp;ccedil;iftleşmesinin &amp;ouml;zel olarak se&amp;ccedil;ilmesi veya bu mutasyonların daha k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir topluluk i&amp;ccedil;erisinde meydan gelmesi olarak tarif edebileceğimiz, genetik s&amp;uuml;r&amp;uuml;klenme ile artabilir. Genetik s&amp;uuml;r&amp;uuml;klenme ile ayrılmış k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir topluluk zaman i&amp;ccedil;inde sadece altt&amp;uuml;r veya ırk dediğimiz, aynı t&amp;uuml;re d&amp;acirc;hil, k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k farklılıklara sahip fertler meydana getirebilir. Başta insan ırkları olmak &amp;uuml;zere &amp;ccedil;eşitli, koyun, k&amp;ouml;pek, sığır ve g&amp;uuml;vercin ırklarının ortaya &amp;ccedil;ıkışı genetik s&amp;uuml;r&amp;uuml;klenmeye &amp;ouml;rnek verilebilir; fakat bunlar hi&amp;ccedil;bir zaman makromutasyon değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutasyonlar, genomun kodlama yapmayan bir kısmında meydana gelmiş ise, herhangi bir &amp;ouml;zellik kodlamayan bir gen, hayvana herhangi bir avantaj veya dezavantaj sağlamayacağı i&amp;ccedil;in se&amp;ccedil;ilemez ve bu y&amp;uuml;zden de tabi&amp;icirc; seleksiyon, b&amp;ouml;yle bir mutasyonu eleyemez. Ancak bu durumda yine de, ihtimale dayanan b&amp;uuml;y&amp;uuml;k engeller vardır.&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://2.bp.blogspot.com/-SEXwhvQQIMg/Thx5A_soKdI/AAAAAAAACAQ/zzjTzumyhbk/s1600/2-189.jpg" /&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Tesad&amp;uuml;f &amp;uuml;st&amp;uuml;ne, mutlu tesad&amp;uuml;fler(!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu birbirinden ayrı genleri taşıyan organizma fertlerinin, diyelim ki, bir milyon n&amp;uuml;fusa sahip bir toplulukta birbirlerini bulma ihtimali nedir? Bu beş genin hepsinin bir organizmada bir araya gelmesi i&amp;ccedil;in, doğru zamanda ve doğru bir sıra ile &amp;ccedil;iftleşmelerine ihtiya&amp;ccedil; vardır. Buna ek olarak, neticede meydana gelen yeni beş gen takımı, organizmanın komplekslik seviyesini, ait olduğu t&amp;uuml;r&amp;uuml;n &amp;ouml;zelliklerinden daha yukarıya &amp;ccedil;ıkarmak i&amp;ccedil;in (makroevrimin gerektirdiği gibi) ger&amp;ccedil;ek m&amp;acirc;n&amp;acirc;da yeni bir yapıyı kodlamak zorundadır. Ancak, b&amp;ouml;yle bir senaryo tamamıyla inanılmaz ve imk&amp;acirc;nsız g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmekte, tesad&amp;uuml;f &amp;uuml;st&amp;uuml;ne tesad&amp;uuml;flerin ardı ardına tam hedefine varmasını gerektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B&amp;ouml;yle bir senaryoyla makromutasyon olduğunu a&amp;ccedil;ıklamak evrimcilere mak&amp;ucirc;l gelse bile, h&amp;acirc;l&amp;acirc; izaha muhta&amp;ccedil; &amp;ccedil;ok şey vardır. Beş yeni genden meydana gelen &amp;ouml;zellikler toplamının aynı fertte tesad&amp;uuml;fen(!) bir araya geldiğini ve yine taviz olarak, homozigot seviyede (iki eş kromozomdan her ikisinin de mutant) olduğunu da farz edelim. Şayet heterozigot olursa (iki eş kromozomdan birisinin sağlam olduğu), diğer sağlam kromozomdaki mutasyonlu genlere karşılık gelen genler, dominant (baskın) olacağı i&amp;ccedil;in, mutasyonlu beş geni perdeleyecek ve onların kendini g&amp;ouml;stermesini (ekspresyonunu) engelleyecektir. Bunlara il&amp;acirc;ve olarak, beş genin hepsinin kromozomun aynı b&amp;ouml;lgesinde bir araya geldiğini de farz edelim ki bu, kromozomları kırıp yeniden bir araya getiren mekanizma a&amp;ccedil;ısından d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nde, imk&amp;acirc;nsız olmasa da, akla son derece uzak bir durumdur. Eğer bu genler ger&amp;ccedil;ekten bir tek sahada toplanmış olsalardı, bir başka gende meydana gelecek ek bir mutasyon (bu gen topluluğu i&amp;ccedil;in anahtar/a&amp;ccedil;ma kapama d&amp;uuml;ğmesi geni gibi &amp;ccedil;alışarak), o alanı &amp;ccedil;ekinik h&amp;acirc;lden baskın h&amp;acirc;le d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;rebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renk ve desen değişikliği t&amp;uuml;r&amp;uuml;n mahiyetini değiştirmez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kromozom &amp;uuml;zerindeki genlerdeki b&amp;ouml;yle bir d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;m, bir organizmada ger&amp;ccedil;ekten yeni bir yapının ortaya &amp;ccedil;ıkmasına sebep olabilir mi? Bu tarz beş-altı genin teşkil ettiği bir gen k&amp;uuml;mesinin Afrika'daki Papilio dardanus gibi taklit&amp;ccedil;i kelebeklerin renklenmesinin kontrol&amp;uuml;ne vesile olduğu bilinmektedir.2 Ancak, renk ve desen gibi sadece pigment h&amp;uuml;crelerinin faaliyetine ait değişikliklerin kontrol edilmesi, altt&amp;uuml;r seviyesinde bir değişikliktir ve organlar gibi kompleks yeni yapıların t&amp;uuml;retilmesi yanında &amp;ccedil;ok k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k kalmaktadır. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; yeni &amp;ouml;zellikler kazanmış, daha farklı pl&amp;acirc;nda ve kompleks yapıların ortaya &amp;ccedil;ıkmasını a&amp;ccedil;ıklayan, beş-altı genden ibaret k&amp;uuml;melere ait herhangi bir &amp;ouml;rnek g&amp;ouml;sterilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistemler &amp;quot;koordinasyon&amp;quot; ve &amp;quot;entegrasyona&amp;quot; muhta&amp;ccedil;tır &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ambrose, zararsız mutasyonlara uğramış beş birimlik bir gen k&amp;uuml;mesinin tesad&amp;uuml;fen oluşmasının m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olmamasının dışında, makromutasyonların ortaya &amp;ccedil;ıkamayacağına d&amp;acirc;ir &amp;ccedil;ok daha gayrim&amp;uuml;mk&amp;uuml;n y&amp;ouml;nlere de dikkati &amp;ccedil;ekmektedir. Her şeyden &amp;ouml;nce, en basit bir biyolojik yapı i&amp;ccedil;in bile, &amp;ouml;rnek olarak verdiğimiz beş genden &amp;ccedil;ok daha fazlasına ihtiya&amp;ccedil; vardır. Ayrıca &amp;quot;Gen k&amp;uuml;melerinin i&amp;ccedil;erisindeki genlerin her birinin fonksiyonlarının birbiri ile ve aynı &amp;acirc;nda, organizmanın b&amp;uuml;t&amp;uuml;n&amp;uuml;n&amp;uuml;n gelişmesi ile sıkı bir m&amp;uuml;nasebet (koordinasyon ve entegrasyon) i&amp;ccedil;erisinde olmak mecburiyetinde olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;zde, doğru genleri bir k&amp;uuml;me h&amp;acirc;line getirmenin muhtemel olmaması zaten &amp;ouml;nemini kaybetmektedir.&amp;quot;1 Ambrose bu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncelerinin devamında şu neticeye varmıştır: &amp;quot;Bir topluluktan ayrılıp izole olan yeni &amp;ccedil;iftler, &amp;uuml;remeleri sırasında yoğun bir yeni bilgi girişini kabul etmedikleri s&amp;uuml;rece, t&amp;uuml;rlerin menşei ile al&amp;acirc;kalı hipotezler, ge&amp;ccedil;erliliklerini kaybedeceklerdir.&amp;quot;1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ambrose'un otuz yıl &amp;ouml;nce evrimciler i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;izdiği bu soğuk ve &amp;uuml;mitsiz resim, aradan ge&amp;ccedil;en zaman i&amp;ccedil;erisinde de daha parlak bir netice vermemiştir. Evrimci biyologlar, Ambrose'un işaret ettiği soruları &amp;ccedil;&amp;ouml;zmek i&amp;ccedil;in gittik&amp;ccedil;e artan bir şekilde ko-opsiyon ve koevrim ismini verdikleri yeni kavramlara başvurmaktadırlar. Bu yeni hayal&amp;icirc; hipotezlere g&amp;ouml;re, evrim, beş genin (veya &amp;ccedil;ok sayıda genin) hepsinin, istenen bir yapının ortaya &amp;ccedil;ıkması i&amp;ccedil;in bir &amp;acirc;nda var olmasına gerek duymayabilir. Bunun yerine, bir gen, kendisinin evrimleştiği genden farklı bir fonksiyona ve bazı yapılar i&amp;ccedil;in de se&amp;ccedil;ilmek i&amp;ccedil;in yeni bir avantaja sahip olarak oluşabilir. Daha sonra bu ilk geni farklı bir fonksiyona sahip bir başka yapıyı oluşturması a&amp;ccedil;ısından kuvvetlendiren bir başka gen ortaya &amp;ccedil;ıkabilir(!) B&amp;uuml;t&amp;uuml;n bu tesad&amp;uuml;flerden sonra, yeni genler kademeli olarak ortaya &amp;ccedil;ıkabilir ve belli bir fonksiyon i&amp;ccedil;in yerleşebilir, daha sonra yine evrimcilerin geniş hayallerine uyarak(!) başka bir fonksiyon i&amp;ccedil;in yeniden başka bir yere kayabilir (ko-opsiyon) ki, b&amp;ouml;ylece bir organizmanın yapıları ve fonksiyonları zaman i&amp;ccedil;erisinde kademeli olarak evrimleşir (buna da ko-evrimleşme diyorlar!).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masal &amp;ccedil;ok, ama delil yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu masaldaki ana problem, iddiaları destekleyen hi&amp;ccedil;bir delilin olmamasıdır. Sadece hayal&amp;icirc; kavramlara dayanan bir ihtimal olarak, başlangı&amp;ccedil;ta bir inandırıcılığı vardır. Ancak, herhangi yeni bir kompleks biyolojik yapı (bir organ, &amp;ouml;zel bir doku veya yeni bir sistem) &amp;uuml;reten, ko-opsiyon ve ko-evrimleşme ile adım adım delillendirilmiş hi&amp;ccedil;bir yol bilinmemektedir. Aslında belli bir g&amp;acirc;ye i&amp;ccedil;in hikmetlerle donatılarak &amp;ccedil;alıştırılan biyolojik yapıların, bazen hikmetli bir şekilde başka g&amp;acirc;yeler i&amp;ccedil;in de &amp;ccedil;alıştırılması (ko-opted olması) sonsuz bir ilim ve kudretin eseri olan yaratılışa ait neticelerdir.3 &amp;Ccedil;ok sayıda gen gerektiren kompleks bir yapı i&amp;ccedil;in gereken ise, bu genlerin kademeli olarak eklenmesi, fonksiyonlar ve yapılar kademeli olarak değiştik&amp;ccedil;e, yani inşa h&amp;acirc;linde olan bir yapı veya fonksiyon &amp;uuml;zerinde birleşmesi ve işleyen sisteme ters d&amp;uuml;şmeden, &amp;acirc;henkli b&amp;uuml;t&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; devam ettirecek pl&amp;acirc;nlanmış bir yeniden d&amp;uuml;zenlenme s&amp;uuml;recidir. Birbirine ardına uyumlu, dengeli, sıralı, sistem b&amp;uuml;t&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;ne entegre ve kademeli şekilde, yeni bir d&amp;uuml;zenleme s&amp;uuml;recine ait hi&amp;ccedil;bir delil yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki zorluk, sadece bazı yeni biyolojik yapıların evrimleşmesinin de &amp;ouml;tesinde her canlı sisteminin kendi b&amp;uuml;t&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; i&amp;ccedil;indeki m&amp;uuml;kemmelliğinin bozulmamasının teminidir. Biyolojik organizmaların sistem kompleksliğinin derecesi, akıl almayacak kadar m&amp;uuml;thiş olup, genlerin bir araya gelerek teşkil ettikleri k&amp;uuml;melerin ve sebep oldukları yapıların kompleksliğinin &amp;ccedil;ok &amp;ouml;tesindedir. Bizler bu kompleksliği ve sistemlerdeki &amp;ccedil;oklu hikmetlerle irtibatlı g&amp;acirc;yeli yaratılışı, bug&amp;uuml;nk&amp;uuml; ilmimizin ve teknolojik imk&amp;acirc;nlarımızın sağladığı kolaylıklarla, bilgisayarlarla kısmen anlayabiliyoruz. Hi&amp;ccedil;bir model, &amp;ouml;rnek ve bilgi birikimi yokken, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bu kompleks organları ve s&amp;uuml;per kompleks sistemleri, akılsız ve şuursuz &amp;quot;evrimin makro mutasyonlarına&amp;quot; vermek, insan zek&amp;acirc;sıyla alay etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistem biyolojisi evrimi reddeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her bir &amp;quot;biyolojik varlık&amp;quot; &amp;ccedil;ok sayıda birbirinden bağımsız yapılardan meydana gelmiş sistemlerin, hiyerarşik bir şekilde i&amp;ccedil; i&amp;ccedil;e ge&amp;ccedil;mesi şeklinde organize bir yaratılışa sahiptir. Bir organizmanın d&amp;uuml;zg&amp;uuml;n şekilde &amp;ccedil;alışabilmesi i&amp;ccedil;in, sahip olduğu hassas sanatlı yapıların mutlaka birbiriyle uyumlu olması ve her bir yapının, y&amp;uuml;ksek seviyedeki diğer bir sistemin par&amp;ccedil;ası olan sistemler manzumesinin i&amp;ccedil;erisine, arızasız bir şekilde oturtulması ve burada &amp;ccedil;alıştırılması gerekir. B&amp;ouml;yle i&amp;ccedil; i&amp;ccedil;e kompleks yapı sistemlerini kodlayan DNA, y&amp;uuml;zlerce, hatt&amp;acirc; binlerce genin işbirliğine ihtiya&amp;ccedil; duyacaktır. Yaratılışın mahiyeti gereği aynı sisteme d&amp;acirc;hil biyolojik yapılar asla birbirinden habersiz ve &amp;acirc;l&amp;acirc;kasız (izole olmuş h&amp;acirc;lde) olmadıkları gibi, aksine organizmanın mevcut şartlarla optimum derecede uyumlu yaşamasına yardım eden daha geniş sistemler i&amp;ccedil;erisinde koordine edilmişler ve bir arada &amp;ccedil;alıştırılmaktadırlar. Akılsız ve şuursuz Darwinci mekanizmaların ise b&amp;ouml;yle bir koordinasyon icra ettirme g&amp;uuml;&amp;ccedil;leri ve ilimleri yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipnotlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Ambrose, E. J. (1982): The Nature and Origin of the Biological World. NewYork: Wiley Halsted, p.120.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Ford, E. B. (1975): Ecological Genetics. 4 th. Ed. (London: Chapman and Hall)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. True, J. R. and Carroll, S. B. (2002): Gene Co-option in Physiological and Morphological Evolution. Annual Review of Cell and Developmental Biology 18: 53-80.&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#0000ff" size="4"&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4" face="Arial"&gt;&lt;strong&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-8-haziran-2011.html&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-2166782001182032658?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/2166782001182032658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/makroevrimin-imkanszlg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/2166782001182032658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/2166782001182032658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/makroevrimin-imkanszlg.html' title='Makroevrimin İmkânsızlığı'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/--EfYN2S025k/Thx465Q8CzI/AAAAAAAACAI/pKdafnFzBQ4/s72-c/1-52188.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-6025022650647177877</id><published>2011-07-12T09:34:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T09:37:39.899-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Bilim 'Yaratılış' Diyor -7</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" width="200" height="242" src="http://3.bp.blogspot.com/-GNJYJxO2Y9c/Thx4BPDwltI/AAAAAAAAB_4/ZEGTgFHqlj0/s1600/1-51884.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#ff0000" size="5"&gt;Bilim 'Yaratılış' Diyor -7 &lt;/font&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="renk11"&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Hayvan şubeleri (phylumlar) birbirinden &amp;ccedil;ok farklı temel pl&amp;acirc;nlara g&amp;ouml;re inşa edilmeleriyle ayrılır. Benzer şekilde, bir phylum i&amp;ccedil;indeki sınıflar arasında da &amp;ccedil;ok bariz bir mahiyet farkı g&amp;ouml;r&amp;uuml;l&amp;uuml;r. Halkalı solu-canlarla, eklembacaklılar, derisidikenliler veya yumuşak&amp;ccedil;alar şubeleri arasındaki farklar temel inşa pl&amp;acirc;nlarında hemen g&amp;ouml;ze &amp;ccedil;arpar. Omurgalılara d&amp;acirc;hil olan balıklar, amfibiler, s&amp;uuml;r&amp;uuml;ngenler, kuşlar ve memeliler sınıfları arasındaki farklar ise, organlar seviyesinde hemen kendini belli eder. Balıkların y&amp;uuml;zgeciyle, s&amp;uuml;r&amp;uuml;ngenlerin bacakları, kuşların kanatları ve atların toynakları arasındaki farklar; solun-ga&amp;ccedil;lar ile akciğerler arasındaki, kalblerin odacıkları ve ana kan damarları şebekesindeki hususi vazifeler, yumurtlayarak veya doğurarak &amp;uuml;reme gibi temel embriyolojik farklar, v&amp;uuml;cut boşlukları, b&amp;ouml;brekler, deri t&amp;uuml;revlerinin (kıl, pul, t&amp;uuml;y) farklı yapılarındaki hususi g&amp;acirc;yeler g&amp;ouml;zetilerek inşa edilen hikmetli icraatlar, modern evrimcilere g&amp;ouml;re mutasyonlarla ve makroevrimle meydana gelmektedir. Y&amp;uuml;ksek derecede kompleks ve sanatlı yapılar olan ve farklı vazifeler i&amp;ccedil;in yapılmış organların kaynağının mutasyon olup olmadığı konusu, biyologların b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;oğunluğu i&amp;ccedil;in ciddi ş&amp;uuml;pheler taşımaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADAPTASYON PAKETİNİ KİM HAZIRLIYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makroevrim dedikleri b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;aplı farklılaşmalar i&amp;ccedil;in ne &amp;ccedil;eşit genetik değişmeler gerekmektedir? Evrimcilerin bunu s&amp;ouml;yleyebilmeleri i&amp;ccedil;in şunu bilmeleri gerekir ki, biyolojik bir organizma, kendisine verilmiş ferd&amp;icirc; yapılarının toplamından daha fazlasıdır. Biyolojik evrim tartışmalarında, bu nokta sıklıkla unutulur, sanki evrim akıllı ve şuurlu bir mahiyete sahipmiş gibi, tesad&amp;uuml;fen meydana gelen avantajları biriktirerek işlediği d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;l&amp;uuml;r. Ancak, organizmalar, sadece birikmiş avantajlardan yapılmış bir demet değildir. Bir organizmanın hayatta kalması ve verimli şekilde &amp;ccedil;alışabilmesi, onun b&amp;uuml;t&amp;uuml;n v&amp;uuml;cut anatomisinin ve fizyolojisinin en ince detaylarına kadar bilinmesine ve ona g&amp;ouml;re &amp;ccedil;ok sayıda birbiriyle &amp;ccedil;elişmeyen tedbirlerin alınmasına bağlıdır. Sonsuz ilim ve kudret sahibi bir M&amp;uuml;debbir-i Hakiki'nin yaratabileceği onlarca, belki y&amp;uuml;zlerce hikmetli yapı dikkatli bir şekilde birbirleri ile koordine olmuş bir sistem h&amp;acirc;linde işleyebilen b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bir adaptasyon paketinin, eksiksiz hazır olması gerekir. Yaşanılan ortamda yabancı ve uyumsuz kalıp &amp;ouml;lmemek i&amp;ccedil;in, orada ge&amp;ccedil;erli b&amp;uuml;t&amp;uuml;n iklim ve beslenme şartlarının bilinip ona g&amp;ouml;re bir uyum paketinin hazırlanmasında, makroevrim denilen ve tesad&amp;uuml;fen ortaya &amp;ccedil;ıkması beklenen bir s&amp;uuml;re&amp;ccedil;, nasıl iş g&amp;ouml;rebilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adaptasyon paketinin en m&amp;uuml;kemmel bir &amp;ouml;rneği z&amp;uuml;rafalardır. Bir z&amp;uuml;rafanın insanlara en &amp;ccedil;ok tesir eden y&amp;ouml;n&amp;uuml; onların sahip olduğu uzun boyunlardır. Darwin kendisi de z&amp;uuml;rafaların boynuna dikkat &amp;ccedil;ekmiş, T&amp;uuml;rlerin Orijini'ninde ş&amp;ouml;yle yazmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azametli boyları, uzun boyunları, &amp;ouml;n bacakları, başı ve dili ile bir z&amp;uuml;rafa ağa&amp;ccedil;ların y&amp;uuml;ksek dallarından otlanmak &amp;uuml;zere &amp;ccedil;ok g&amp;uuml;zel bir şekilde adapte olmuş bir bedene sahiptir. B&amp;ouml;ylece, z&amp;uuml;rafalar, diğer Ungulat'ların veya aynı &amp;uuml;lkede yaşayan diğer toynaklı hayvanların &amp;ccedil;ok &amp;ouml;tesinde yiyeceklerini elde edebilir ve bu onun i&amp;ccedil;in b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir avantaj olmalıdır.1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Z&amp;uuml;rafaların uzun boyunlarının &amp;quot;ağa&amp;ccedil;ların y&amp;uuml;ksek dallarından otlama&amp;quot; noktasında sağladığı avantaj, aslında Darwin'in d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; kadar a&amp;ccedil;ık değildir. Dişi z&amp;uuml;rafaların boyunlarını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nelim, ortalama olarak, erkek z&amp;uuml;rafalarınkinden 60 cm. kadar daha kısadır. Eğer, daha uzun bir boyun, var olan otlanma &amp;ccedil;izgisinin &amp;uuml;zerine ge&amp;ccedil;mek i&amp;ccedil;in cidden gerekli olsaydı, o zaman, dişiler bir m&amp;uuml;ddet sonra a&amp;ccedil;lıktan &amp;ouml;l&amp;uuml;r ve z&amp;uuml;rafaların da soyu t&amp;uuml;kenirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin, z&amp;uuml;rafalar &amp;quot;G&amp;uuml;zel bir şekilde adapte olmuşlar.&amp;quot; derken haklıdır; ancak Darwin'in, z&amp;uuml;rafaların yaratılışındaki hikmetleri g&amp;ouml;recek, onu her y&amp;ouml;n&amp;uuml; ile takdir edecek yeterli bilgisi yoktu. Hayvanat bah&amp;ccedil;esinde bazı z&amp;uuml;rafaların yemek yemesini ve su i&amp;ccedil;mesini m&amp;uuml;şahede ederseniz, sadece boyunlarını ağa&amp;ccedil;ların tepelerindeki yaprakları yemek i&amp;ccedil;in yukarı kaldırmadıklarını, aynı zamanda, yerdeki otları yemek ve su i&amp;ccedil;mek i&amp;ccedil;in, boyunlarını yere doğru da eğdiklerini fark edeceksiniz. Uzun bacaklarını hesaba kattığımızda, z&amp;uuml;rafaların ağa&amp;ccedil;ların tepelerine yetişmekten &amp;ccedil;ok, yerden su i&amp;ccedil;mek i&amp;ccedil;in uzun bir boyna ihtiya&amp;ccedil;ları vardır. &amp;Ccedil;oğu b&amp;ouml;lgelerde z&amp;uuml;rafaların beslenme kaynağı sadece ağa&amp;ccedil;lar değildir. Onlar yerden ot da yemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin kanaması i&amp;ccedil;in alınan tedbir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu a&amp;ccedil;ılardan baktığımızda z&amp;uuml;rafayı, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n v&amp;uuml;cut par&amp;ccedil;aları birbiri ile &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;l&amp;uuml; ve hassas şekilde koordine edilmiş, komple bir uyum paketi olarak tahayy&amp;uuml;l edebiliriz. B&amp;ouml;yle b&amp;uuml;t&amp;uuml;n kısımlarıyla paket h&amp;acirc;lde hikmetlerle y&amp;uuml;kl&amp;uuml; bir organizmanın, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n h&amp;uuml;creleri, dokuları ve organları ancak k&amp;uuml;ll&amp;icirc; bir ilim ve iradenin tecellisi olarak hayat bulabilir. Deneme-yanılma yoluyla her bir par&amp;ccedil;anın tesad&amp;uuml;fen en uyumlu h&amp;acirc;lini bulması m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n m&amp;uuml;d&amp;uuml;r? Yaşayacağı &amp;ccedil;evreyle kusursuz bir uyum g&amp;ouml;sterebilmesi i&amp;ccedil;in, ihtiya&amp;ccedil; duyacağı uzun bacaklar verilmiştir; ancak uzun bacaklara sahip olmak, uzun bir boyna sahip olmayı da ihtiya&amp;ccedil; h&amp;acirc;line getirir. Ayrıca uzun bir boynu kullanmak i&amp;ccedil;in de, daha başka adaptasyonlara ihtiya&amp;ccedil; vardır. Bir z&amp;uuml;rafa normal ayakta duruş pozisyonunda iken, boyun arterlerindeki kan basıncı, boynun en alt kısmında en y&amp;uuml;ksek, başın beyin kısmında ise en azdır. Bu y&amp;uuml;zden kanı z&amp;uuml;rafanın kafasına kadar pompalayabilmek i&amp;ccedil;in z&amp;uuml;rafa kalbinin aşırı derecede y&amp;uuml;ksek bir basın&amp;ccedil;la pompalama yapması gerekir. Ancak bu takdirde, başını yere eğdiği zaman, z&amp;uuml;rafa potansiyel olarak tehlikeli bir durumla karşılaşır. Başını &amp;ouml;n bacaklarının arasına doğru eğmekle, boynundaki ve başındaki kan damarlarında b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir basın&amp;ccedil; meydana gelir. Boynun i&amp;ccedil;erisindeki kanın ağırlığı, kan basıncı ile birleştiğinde &amp;ouml;yle bir basın&amp;ccedil; meydana gelir ki, eğer bir koruyucu olmazsa bu basın&amp;ccedil;, kafatası i&amp;ccedil;indeki kan damarlarını patlatabilir (Resim-1).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" width="400" height="500" src="http://1.bp.blogspot.com/-r4H4nsbjF5Q/Thx4HDte5EI/AAAAAAAACAA/nb7qLGSm9yg/s1600/2-51885.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Allah'tan ki, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n canlılar gibi z&amp;uuml;rafa da b&amp;ouml;yle koruyucu tedbirler alınarak yaratılmıştır. Z&amp;uuml;rafanın dolaşım sistemine, kan basıncını kontrol edecek m&amp;uuml;kemmel bir koordinasyon sistemi ihsan edilmiştir. Boyun arteri boyunca yerleştirilmiş olan basın&amp;ccedil; alıcıları vasıtasıyla kan basıncı otomatik olarak &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;l&amp;uuml;r ve z&amp;uuml;rafanın su i&amp;ccedil;mesi veya yerden otlaması gibi, kan basıncını artıracak bir durumla karşılaşıldığı zaman, diğer mekanizmalar harekete ge&amp;ccedil;irilir. Kan damarlarının duvarlarındaki kasılmalar, atardamardaki kanın y&amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml;n beyni kestirmeden ge&amp;ccedil;ecek şekilde değiştirilmesi ve arterler ile beyin arasında bulunan k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k kan damarlarından yapılmış bir damar ağı (rete mirabilis) gibi, hususi sistemler b&amp;uuml;t&amp;uuml;n&amp;uuml; vasıtasıyla z&amp;uuml;rafanın başındaki kan basıncı kontrol edilir. Z&amp;uuml;rafaların yaşayacağı hayat şartlarına uygun yapıların (adaptasyonlar) her birinin tesad&amp;uuml;fen kendi başına meydana gelmesi m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n m&amp;uuml;d&amp;uuml;r? Her bir hususi yapının meydana getireceği biyolojik tesirin diğerleriyle &amp;ccedil;akışmadan veya terslik meydana getirmeden birbirleriyle konuşup anlaşmaları(!) d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;lebilir mi? Bu gibi sorular sa&amp;ccedil;ma gibi gelse bile, evrimciler aslında bu sorulara gizli olarak m&amp;uuml;spet cevap vermiş olmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası, z&amp;uuml;rafalar sadece, tek başına var olan &amp;ouml;zelliklerin bir toplamı olmayıp, birbirleri ile uyumlu ve rabıtalı &amp;ccedil;ok sayıda &amp;ouml;zelliklerin toplanmasıyla inşa edilmiş hususi bir pakettir. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n par&amp;ccedil;aların tek bir gaye i&amp;ccedil;in birleştirildiği, yekp&amp;acirc;re bir sanat eseri sergilenmektedir. Pekiyi, b&amp;ouml;yle m&amp;uuml;kemmel uyumlu par&amp;ccedil;alardan pl&amp;acirc;nlanmış bir sanat eseri nasıl ortaya &amp;ccedil;ıkmıştır? Neo-Darwinizm'e g&amp;ouml;re, tek tek meydana gelen tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; genetik değişikliklerin tabi&amp;icirc; seleksiyon tarafından par&amp;ccedil;a par&amp;ccedil;a korunup, birikmesi ile z&amp;uuml;rafalar şu anki formlarına evrimleşmiştir(!) Bunun i&amp;ccedil;in mutasyonların ve seleksiyonun &amp;ccedil;ok akıllı ve şuurlu olarak organizmaya gelecekte sağlanacak faydaları bilmeleri gerekir. Evrimcilerin ifadesine g&amp;ouml;re, bu iki kavram anlık olarak işlemektedir. H&amp;acirc;lbuki b&amp;ouml;yle bir sanat eseri tamamlanıncaya kadar, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n par&amp;ccedil;alar l&amp;uuml;zumsuz ve hatt&amp;acirc; zararlı olacak hi&amp;ccedil;bir tesir ortaya &amp;ccedil;ıkarmadan, uyumlu şekilde birleşerek b&amp;ouml;yle bir evrimi nasıl ger&amp;ccedil;ekleştirebilir? Bu şekilde b&amp;uuml;t&amp;uuml;n kısımlarıyla b&amp;uuml;t&amp;uuml;nleşmiş biyolojik bir sanat, tamamlanıncaya kadar par&amp;ccedil;alarının faydalı-faydasız şeklinde nasıl ayıklandığı tam bir muammadır. Bu problem &amp;quot;indirgenemez komplekslik&amp;quot; kavramı olarak evrimin aşamadığı &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir problem olarak durmaktadır. Kısaca &amp;ouml;zetlersek, kompleks ve fonksiyonel bir b&amp;uuml;t&amp;uuml;n h&amp;acirc;lindeki bir sistemi teşkil eden b&amp;uuml;t&amp;uuml;n par&amp;ccedil;alar birlikte ve uyumlu olarak bulunmalıdır. Bu durum da her par&amp;ccedil;anın hususiyetini ve yerini bilen sınırsız bir İlim ve Kudret Sahibi'ni gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir z&amp;uuml;rafanın, kısa bacaklı ve kısa boyunlu bir hayvandan evrimleşmesi, koordineli adaptasyonların &amp;ccedil;ok geniş &amp;ccedil;er&amp;ccedil;eveli bir b&amp;uuml;t&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; gerektirir. Z&amp;uuml;rafaların kompleks dolaşım sistemleri, onların uzun bacakları ve boyunları ile aynı anda ortaya &amp;ccedil;ıkmak zorundadır, yoksa hayvan &amp;ouml;l&amp;uuml;r. Bu par&amp;ccedil;aların birbirine bağlılığı kuvvetli bir şekilde, &amp;ouml;nceden z&amp;uuml;rafa gibi bir organizmanın yapısına ait m&amp;uuml;hendislik hesaplarını tepeden tırnağa bilen sınırsız ilim sahibi bir Yaratıcı'yı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;rmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biyoloji literat&amp;uuml;r&amp;uuml; bu tarz m&amp;uuml;kemmel hazırlanmış, her par&amp;ccedil;asıyla uyumlu ve ahenkli &amp;ouml;rneklerle doludur. Bazı organizmalar, mesel&amp;acirc;, eklembacaklıların (yenge&amp;ccedil; ve ıstakozların dahil olduğu grup) en k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k par&amp;ccedil;alarına kadar birbiriyle uyumlu ve hususi yapıdaki organları Kambriyen patlaması sırasında bile g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmektedir. Kambriyen patlaması, fosil kayıtlarında &amp;acirc;niden &amp;ccedil;eşitli v&amp;uuml;cut pl&amp;acirc;nları ile &amp;ccedil;ok sayıda &amp;ccedil;okh&amp;uuml;creli organizmaların yaratıldığını g&amp;ouml;stermektedir. Bu hayvanların bir iki istisna dışında &amp;ccedil;oğunluğu i&amp;ccedil;in, ata olabilecek herhangi bir fosil delil yoktur. (Prekambriyen &amp;ouml;nc&amp;uuml;leri olarak bilinen birka&amp;ccedil; form vardır; fakat onların da ata olduğuna ait bir delil bilinmemektedir). Bu organizmalar, fosil kayıtlarında niha&amp;icirc; formlarına sahip olarak, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n organları birbiriyle uyumlu yaratılmış bir şekilde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abartarak mikroyu makro g&amp;ouml;sterme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki problem, mikrodeğişme değildir. Nesiller boyunca renkleri, a&amp;ccedil;ıktan koyuya değişen gece kelebeği populasyonları veya DDT'ye karşı diren&amp;ccedil; g&amp;ouml;steren b&amp;ouml;cekler, &amp;ccedil;ok sık olarak tabi&amp;icirc; seleksiyonla meydana gelen evrime &amp;ouml;rnek g&amp;ouml;sterilir. H&amp;acirc;lbuki bu tarz &amp;ouml;rnekler, sadece aynı t&amp;uuml;re ait populasyonun gen frekansı i&amp;ccedil;erisindeki k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k değişmeleri g&amp;ouml;sterir. Gece kelebeklerinin dominant rengindeki bir değişme yeni bir genetik bilgi gerektirmez; &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; bu genin alelleri (varyant genler) zaten yaratılışlarında populasyon i&amp;ccedil;erisinde bulunmaktadır. Evrimciler ise bunun aksine, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k değişmeler, d&amp;uuml;zenli ve pl&amp;acirc;nlı b&amp;uuml;y&amp;uuml;k adaptasyonlarla yeni ortaya &amp;ccedil;ıkmış organlar beklemektedir ki, bunlar da &amp;ccedil;arpıcı miktarda yeni fonksiyonel ve genetik bilgi gerektirir. B&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;apta uyumlu ve b&amp;uuml;t&amp;uuml;n h&amp;acirc;lde adaptasyonlar taşıyan bir organizma ş&amp;ouml;yle dursun, &amp;ccedil;ok k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k ve g&amp;ouml;sterişsiz yeni bir &amp;ouml;zelliğin menşei i&amp;ccedil;in lazım olan bilgileri bile tam olarak anlamaya &amp;ccedil;alıştığımızda, bunun mutasyon ve tabi&amp;icirc; seleksiyon gibi k&amp;ouml;r mekanizmalar tarafından a&amp;ccedil;ıklanmasının, ger&amp;ccedil;ekleşmesinin m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olmadığını g&amp;ouml;rebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E. J. Ambrose g&amp;ouml;re, &amp;ccedil;evreden kaynaklanan seleksiyon baskısı, evrimin istekleri i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok fazla zayıf ve yetersizdir.2 Herhangi bir davranışı yerine getirmek ve hayatta kalmak i&amp;ccedil;in gerekli basit bilgiler muhal farz, zaman i&amp;ccedil;erisinde birikse bile, yeni kompleks biyolojik yapılar veya v&amp;uuml;cut formları inşa etmek i&amp;ccedil;in mutlaka gerekli olan sayısız pl&amp;acirc;nlı, d&amp;uuml;zenli ve uyumlu değişmeler i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok sıkı bir şekilde b&amp;uuml;t&amp;uuml;nleşmiş bir bilgi oluşturamazlar. Yeni mimar&amp;icirc; pl&amp;acirc;nlara sahip orijinal organlarla te&amp;ccedil;hiz edilmiş canlıların evrimleşmesi i&amp;ccedil;in, bu akılsız ve şuursuz evrimin, &amp;ouml;nce bilgi probleminin &amp;uuml;stesinden gelmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filogenetik durgunluk, olarak isimlendirebileceğimiz bir tespite g&amp;ouml;re, populasyonlar ortalama bir morfolojide kalma eğilimine sahiptir. Bu aynı zamanda bir populasyonun ortalama kabul edebileceğimiz umum&amp;icirc; bir tip etrafında sınırlı bir derecede &amp;ccedil;eşitlilik g&amp;ouml;sterme m&amp;acirc;n&amp;acirc;sına da gelir. Yeni pl&amp;acirc;nlara ve hususi organ sistemlerine sahip canlı şubelerinin ortaya &amp;ccedil;ıkabilmesi i&amp;ccedil;in mutasyonlar, bu filogenetik durgunluğu nasıl aşabilir? Hen&amp;uuml;z b&amp;ouml;yle bir durum g&amp;ouml;zlenmemiştir, evrimcilerin bunun olacağını tahmin etmeleri, bunun kesinlikle olacağı demek değildir. Kromozom mutasyonları gen dizilmelerinde bazı par&amp;ccedil;aları değiştirebilir. Fakat, b&amp;ouml;yle meydana gelmiş 'yeni' genlerin, evrimde m&amp;uuml;essir olabilmesi i&amp;ccedil;in tabi&amp;icirc; seleksiyonun ihtiya&amp;ccedil; duyduğu yeni &amp;ouml;zellikleri ortaya &amp;ccedil;ıkarmak &amp;uuml;zere belli bir sıra ve d&amp;uuml;zen i&amp;ccedil;inde s&amp;uuml;rekli biriktiğine dair bir delil de yoktur. Kromozom mutasyonları sadece yaratılıştan mevcut genlerin yerlerini/vazifelerini kısmen değiştirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ger&amp;ccedil;ekten yeni bir genetik bilgiyi, gen havuzuna sokmanın bilinen tek yolu, tek tek genlerin n&amp;uuml;kleotid bazlarını değiştirmektir. Bu, DNA'nın bir kısmının duplike olduğu, ters d&amp;ouml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;, kaybolduğu veya DNA i&amp;ccedil;erisinde bir başka yere taşındığı kromozom mutasyonlarından farklıdır. Nokta mutasyonları var olan genleri sadece yeniden d&amp;uuml;zenlememekte aynı zamanda temel olarak onların yapılarını değiştirmektedir. Bu tarz mutasyonlar, genel olarak DNA kopyalamasında meydana gelen zahiren tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; kopyalama hatalardır, hastalıklara ve &amp;ouml;l&amp;uuml;me perde olması i&amp;ccedil;in yaratıcı irade tarafından ortaya &amp;ccedil;ıkarılan bu mutasyonların oluş sıklığı, sıcaklık, kimyev&amp;icirc; maddeler veya radyasyon ile artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makroevrim i&amp;ccedil;in delil var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kromozom ve nokta mutasyonlarının makroevrim seviyesinde değişimler i&amp;ccedil;in gerekli olan imk&amp;acirc;nı sağlayıp sağlayamayacağı hususundaki &amp;ccedil;alışmalar ge&amp;ccedil;tiğimiz yarım y&amp;uuml;zyıl boyunca s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;lm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. Genomları ile kolaylıkla oynanabilen ve kısa hayat s&amp;uuml;releri ve &amp;uuml;reme s&amp;uuml;re&amp;ccedil;leri ile &amp;ccedil;ok sayıda nesli g&amp;ouml;zlemlemeye izin veren meyve sinekleri bu noktada iyi bir &amp;ouml;rnektir. Sayısız deneye t&amp;acirc;bi tutulan meyve sineklerinde mutasyon oranlarını artırmak i&amp;ccedil;in bu sinekler radyasyona maruz bırakılmıştır. Bunların arasında yeni yapıları meydana getiren bir mutasyona d&amp;acirc;ir hi&amp;ccedil;bir delil yoktur. Mutasyonlarla buruşuk, normalden b&amp;uuml;y&amp;uuml;k veya k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k kanatlar, iki &amp;ccedil;ift kanata sahip, bozuk bacaklara ve antenlere sahip mutantlar &amp;uuml;retilmiş; ancak mutasyonlar u&amp;ccedil;mak i&amp;ccedil;in daha uygun yeni bir kanat t&amp;uuml;r&amp;uuml; ortaya &amp;ccedil;ıkarmamış, aksine ucubeler meydana gelmesine sebep olmuştur. Mesel&amp;acirc;, Antennapedia olarak bilinen, antenlerinin &amp;ccedil;ıkması gereken yerden bacakları &amp;ccedil;ıkan meyve sinekleri gibi hilkat garibeleri oluşmuştur (Resim-2). Aslında bu ucubeler bile var olan yapıların, değişik bir tarzda olsa da, sadece yeni bir d&amp;uuml;zenlemesidir. Mutasyonlar bir meyve sineğini başka bir cins sineğe d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;rmemiştir. Deneyler sadece meyve sineklerinin varyasyonlarını (&amp;ccedil;eşitliliğini) &amp;uuml;retmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl olan malzeme değil, bilgidir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice olarak, evrimle yeni pl&amp;acirc;na ve &amp;ouml;zelliklere sahip bir canlı meydana getirmek i&amp;ccedil;in, par&amp;ccedil;a par&amp;ccedil;a bir değişme değil, entegre olmuş sistematik bir değişme gereklidir. Ayrıca, b&amp;ouml;yle bir değişmenin kaynağı, organizmaya b&amp;uuml;y&amp;uuml;k miktarda yeni fonksiyonel bilgiler sağlamalıdır. Bu tarz kompleks bilgilerin ise, mutasyonlar ve seleksiyonun beraber &amp;ccedil;alışmasıyla ortaya &amp;ccedil;ıktığına d&amp;acirc;ir hi&amp;ccedil;bir delil yoktur. Daha doğrusu bilginin madde veya enerjiye indirgendiğine d&amp;acirc;ir bir delil yoktur. Bilgi teorisinin kurucularından biri olan Norbert Wiener şuna dikkat &amp;ccedil;ekmiştir: &amp;quot;Bilgi, bilgidir, enerji yahut madde değildir. Bunu kabul etmeyen hi&amp;ccedil;bir materyalist fikir bug&amp;uuml;n ayakta kalamaz.&amp;quot;3 Bu sayfa &amp;uuml;zerinde basılan bilgi, m&amp;uuml;rekkep ve k&amp;acirc;ğıttan farklı olduğu gibi, biyolojik sistemlerdeki bilgi de canlıyı teşkil eden materyalden farklıdır. İşte, yaratmak i&amp;ccedil;in gerekli olan bilginin kaynağı, sınırsız ve k&amp;uuml;ll&amp;icirc; ilim sahibi bir Yaratıcı'dan başkası olamaz! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipnotlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Darwin, C. (1859): On the Origin of Species. Facsimile 1st ed. Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 1964.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Ambrose, E.J. (1982): The Nature and Origin of the Biological World. NewYork: Wiley Halsted, p.140-141.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Wiener, N. (1961): Cybernetics; or Control and Communication in the Animal and the Machine, 2nd er. (Cambridge, Mass.; MIT Press, p.132.&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font face="Arial"&gt;&lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-7-mayis-2011.html"&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-7-mayis-2011.html&lt;/a&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-6025022650647177877?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/6025022650647177877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/bilim-yaratls-diyor-7.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/6025022650647177877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/6025022650647177877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/bilim-yaratls-diyor-7.html' title='Bilim &apos;Yaratılış&apos; Diyor -7'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-GNJYJxO2Y9c/Thx4BPDwltI/AAAAAAAAB_4/ZEGTgFHqlj0/s72-c/1-51884.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-739662745117336054</id><published>2011-07-12T09:25:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T09:33:19.036-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Bilim 'Yaratılış' Diyor -6</title><content type='html'>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;Bilim 'Yaratılış' Diyor -6 &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="KONURENK"&gt;&lt;font color="#0000ff"&gt;GENLER DE EVRİME KARŞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;Evrimcilere g&amp;ouml;re, bir canlıda yeni bir &amp;ouml;zelliğin kendi kendine ortaya &amp;ccedil;ıkması i&amp;ccedil;in, tabi&amp;icirc; seleksiyondan &amp;ouml;nce fertte faydalı bir değişiklik ortaya &amp;ccedil;ıkmalıdır ki, bu fert, t&amp;uuml;rler arasında rekabet i&amp;ccedil;in bazı avantajlara sahip olabilsin. Bu y&amp;uuml;zden, makroevrimle &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k değişiklikler ge&amp;ccedil;ireceğine inandıkları canlılarda bir değişmenin ortaya &amp;ccedil;ıkmasına imk&amp;acirc;n verecek bir şeye ihtiya&amp;ccedil; duymaktadırlar. Peki, organizmalarda değişmeye sebep olabilecek şey tam olarak nedir? Mendel'den sonra, biyologlar canlı organizmalarda bu biyolojik değişikliği işletecek temel sebep olarak genlerin &amp;uuml;zerinde durmaktadırlar. Peki, genler tam olarak nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://4.bp.blogspot.com/-m7xjVdHbfP0/Thx2W0JuuaI/AAAAAAAAB_g/BasLQEdBuU4/s1600/1-51478.jpg" /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Mendel modern genetik anlayışımıza zemin hazırlamış olmasına rağmen, kalıtımın molek&amp;uuml;ler temelinin keşfedilmesi bir y&amp;uuml;zyıl kadar daha s&amp;uuml;rm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. 1940'larda bazı bilim adamları, genetik kalıtımın sebebi olarak DNA'yı fark etmişlerdir; fakat, ancak 1953 yılında Fransis Crick ve James Watson, bu molek&amp;uuml;l&amp;uuml;n, meşhur &amp;ccedil;ift spiral yapısını keşfetmiştir. DNA molek&amp;uuml;l&amp;uuml;, alfabedeki harflerin g&amp;ouml;revini yapan azotlu bazlardan yapılmış d&amp;ouml;rt n&amp;uuml;kleotid vasıtasıyla genetik bilgiyi kodlamaktadır. Bu d&amp;ouml;rt baz iki gruba ayrılır: p&amp;uuml;rinler; guanin-G ve adenin&amp;ndash;A ve pirimidinler; timin -T ve sitozin-C (Şekil&amp;ndash;1). DNA molek&amp;uuml;l&amp;uuml; şeker-fosfat omurgasının &amp;uuml;zerine azotlu bazların yerleştiği iki zincirli bir yapıdan meydana gelir. İki zincir birbirine ters y&amp;ouml;nde durup birbirleri etrafında d&amp;ouml;nm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. Zayıf hidrojen bağları birbirini tamamlayıcı baz &amp;ccedil;iftlerini, A ile Tyi, G ile Cyi birbirine bağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://1.bp.blogspot.com/-KvYd5F3YMe8/Thx2dJZWytI/AAAAAAAAB_o/5ds9aV1n3n4/s1600/2-51479.jpg" /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;DNA dizilerine proteinleri kodlama kabiliyeti verildiğinden, DNA'nın bu şifreleri aslında mesajdır. DNA'nın bu baz dizilerinin proteinleri kodlamasını, harfler kullanılarak m&amp;acirc;n&amp;acirc;lı bir metin yazmaya benzetebiliriz (Şekil&amp;ndash;2). Biz nasıl m&amp;acirc;n&amp;acirc;sı olmayan harflerden oluşmuş bir metin ile m&amp;acirc;n&amp;acirc;sı olan bir metin arasındaki farkı anlayabilirsek, h&amp;uuml;cre de, akılsız ve şuursuz g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmesine rağmen rastgele dizilmiş bir DNA ile ger&amp;ccedil;ek bilgi taşıyan bir mesaj arasındaki farkı k&amp;uuml;ll&amp;icirc; iradenin biyolojik prensipler şeklindeki tecellisiyle anlayabilir. Londra Former &amp;Uuml;niversitesi'nden h&amp;uuml;cre biyologu E. J. Ambrose, h&amp;uuml;crenin i&amp;ccedil;inde bu mesajlaşmayı ş&amp;ouml;yle vurgulamaktadır: &amp;quot;DNA'daki bazların sıralanmasında, eğer h&amp;uuml;crenin yaşaması ve &amp;ccedil;oğalması i&amp;ccedil;in gerekli hayat&amp;icirc; aktivitelere d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;r&amp;uuml;lebilecek bir mesaj varsa h&amp;uuml;cre bu mesajı tam zamanında fark eder.&amp;quot;1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astronomik sayıda muhtemel DNA dizilerinden sadece aşırı derecede k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir kısım, verilen tipte fonksiyonel bir proteini kodlar. Cambridge'te paleontolog Simon Conway Morris: &amp;quot;H&amp;uuml;cre i&amp;ccedil;inde sanki bir okyanus i&amp;ccedil;inde y&amp;uuml;zen milyonlarca işe yaramaz şifre i&amp;ccedil;inden işe yarayan ve gerekli olan şifrelerin 'hususi hazırlanmış adalar' şeklindeki kısımlarda se&amp;ccedil;ilmesi &amp;ccedil;ok a&amp;ccedil;ık olarak bir akıllı bir tercihi g&amp;ouml;sterir.&amp;quot; 2 demektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla beraber, Neo-Darvinciler, DNA'nın, biyolojik a&amp;ccedil;ıdan &amp;ouml;nemli yapıları bu kadar k&amp;uuml;ll&amp;icirc; bir ilim ve kudreti, dolayısıyla bir Allah (celle cel&amp;acirc;l&amp;uuml;h&amp;uuml;) inancını gerektirecek şekilde kodlamasını kabul edemezler. Bunun yerine tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; gen mutasyonları &amp;uuml;zerinde iş g&amp;ouml;ren akılsız tabi&amp;icirc; seleksiyonda gizli bir ilim, irade ve kudret vehmederler. Mutasyonlar, DNA molek&amp;uuml;l&amp;uuml;ndeki değişmelerdir ve iki kısma ayrılır: Nokta mutasyonlarıyla DNA'nın k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir b&amp;ouml;lgesindeki n&amp;uuml;kleotid bazlarından birka&amp;ccedil;ının değişmesiyle mesel&amp;acirc;; bir aminoasidin şifresi bozulabilir ve protein zincirindeki bu yere farklı bir aminoasit girebilir. Kromozom mutasyonlarında ise k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k n&amp;uuml;kleotid par&amp;ccedil;alarının değil, DNA par&amp;ccedil;asının b&amp;uuml;t&amp;uuml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; i&amp;ccedil;ine alan bir değişikliğin ortaya &amp;ccedil;ıkması s&amp;ouml;z konusudur. Kromozom mutasyonları, bir DNA par&amp;ccedil;asının bilemediğimiz bir sebeple iki misline &amp;ccedil;ıkması, bir par&amp;ccedil;anın kaybolması, aynı veya farklı b&amp;ouml;lgedeki DNA molek&amp;uuml;l&amp;uuml;yle başka bir yerdeki par&amp;ccedil;anın yer değiştirmesi veya tersine d&amp;ouml;nerek yerleşmesi şeklinde olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nokta mutasyonları nadir olarak g&amp;ouml;r&amp;uuml;l&amp;uuml;r. Ama ne kadar nadir? Bir genin ortalama olarak her 100.000 ila 1.000.000 replikasyonda (yeniden &amp;uuml;retimde) bir kere değiştikleri bilinmektedir.3 Nokta mutasyonlarının &amp;ccedil;ıkış nispetini ifade etmenin bir yolu da, en az bir tane mutant gene sahip olan &amp;uuml;reme h&amp;uuml;cresi sayısının bulunmasıdır. &amp;Ccedil;alışmalar g&amp;ouml;stermiştir ki, mutant bir gen ortalama olarak, 10 ila 100 gamette (&amp;uuml;reme h&amp;uuml;cresinde) bir g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmektedir. Nokta mutasyonunun bu ortaya &amp;ccedil;ıkış nispetinin altında yatan sebepler tam olarak anlaşılmamıştır; ancak bu nispet ısı, kimyev&amp;icirc; maddeler ve radyasyon gibi belirli &amp;ccedil;evre fakt&amp;ouml;rleriyle daha da artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bakışta, kodlama yapan bir gende meydana gelen bir nokta mutasyonu, h&amp;uuml;crenin işleyiş bilgisinde bir değişme olarak d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;lebilir. H&amp;uuml;cre i&amp;ccedil;erisindeki işleyişle al&amp;acirc;kalı bir bilgiyi kodlayan bir gen ile yazılmış bir kitapta bulunan m&amp;acirc;n&amp;acirc;lı bir kelimenin durumu olduk&amp;ccedil;a benzemektedir. Bu kitapta bulunan bazı kelimelerdeki harfler gelişig&amp;uuml;zel değişse ne olur? Kitapta bir gelişme olur mu? Her bakımdan &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;l&amp;uuml; ve pl&amp;acirc;nlı bir şekilde bir ilimle yazılan bir kitaptaki bu tarz değişmeler, &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ihtimalle sahip olduğu m&amp;acirc;n&amp;acirc;lı bilginin artmasına değil, azalmasına sebep olur. Bu değişiklikler &amp;ccedil;ok fazla olursa neticede kitap m&amp;acirc;n&amp;acirc;sız bir sa&amp;ccedil;malıklar yığını h&amp;acirc;line gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biyolojik d&amp;uuml;nyada da mutasyonlar aynı tesiri yapar. Bir&amp;ccedil;oğu zararlı, bir &amp;ccedil;oğu da zararlı olmasa bile organizmaya ne yardım eden ne de engel olan, sadece n&amp;ouml;tr değişmelerdir. Aslında, sert &amp;ccedil;evre hasarlarının baskısının anormal derecede arttığı aşırı şartlar h&amp;acirc;ricinde (bakterilerin antibiyotiklere maruz kaldığında diren&amp;ccedil;li h&amp;acirc;le gelmeleri gibi), hi&amp;ccedil;bir faydalı nokta mutasyonun ortaya &amp;ccedil;ıktığı bilinmemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" width="400" height="550" src="http://1.bp.blogspot.com/-fE22Kkd8AQA/Thx2kDsaTPI/AAAAAAAAB_w/3cj6MA2ERCE/s1600/3-51480.jpg" /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Bununla beraber bu tip faydalı mutasyonlar, sadece tek bir protein &amp;uuml;zerinde k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k &amp;ouml;l&amp;ccedil;ekte bir değişmeye vesile olabilir ve bu da makroevrim i&amp;ccedil;in bir g&amp;uuml;&amp;ccedil; sağlamaz ve delil teşkil etmez. Ayrıca &amp;ccedil;evre baskısı azaldığında, ortaya &amp;ccedil;ıkan fayda da kaybolma eğilimindedir. Mesel&amp;acirc;, bakterilerde meydana gelen antibiyotik diren&amp;ccedil;liliği, &amp;uuml;reme nispetlerini azaltma eğilimindedir bu y&amp;uuml;zden, antibiyotikli ortamdan uzaklaştırıldığı zaman, daha y&amp;uuml;ksek &amp;uuml;reme nispetine sahip fıtr&amp;icirc; tipteki orijinal bakteriler yeniden ortaya &amp;ccedil;ıkar ve populasyon i&amp;ccedil;erisinde yeniden baskın h&amp;acirc;le gelir. Bu durum ise bir evrim olmayıp, bir adım &amp;ouml;ne, bir adım geriye doğru olan bir harekettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;Ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir &amp;ccedil;oğunlukta ise fonksiyonel genlerdeki nokta mutasyonları zararlı veya &amp;ouml;ld&amp;uuml;r&amp;uuml;c&amp;uuml;d&amp;uuml;r. Diğer bir tabirle, genel yapıya ait bozukluklara ve genetik hastalıklara sebep olmakta veya daha k&amp;ouml;t&amp;uuml;s&amp;uuml; &amp;ouml;l&amp;uuml;me yol a&amp;ccedil;maktadır. Netice olarak, mutasyonların &amp;ccedil;oğu evrimcilerin kendi hayallerindeki akıllı tabi&amp;icirc; seleksiyon tarafından elenmektedir. Bazı ileri derecede b&amp;uuml;y&amp;uuml;k tahribata sebep olabilen &amp;ouml;l&amp;uuml;mc&amp;uuml;l mutasyonlar, organizmanın hayatının hen&amp;uuml;z zigot veya embriyo safhasında sona ermesine sebep olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nokta mutasyonlardaki bu sınırlardan dolayı, bazı Neo-Darwinciler, makroevrime ait değişmelere kaynak olması i&amp;ccedil;in kromozom mutasyonlarına bakmaktadır. Bu bakış a&amp;ccedil;ısından bilhassa gen duplikasyonlarının (iki misline &amp;ccedil;ıkmasının) m&amp;uuml;him olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmektedirler. Bunun sebebi, bir gen bir kere &amp;ccedil;ift h&amp;acirc;le geldi mi, onun bazı yeni fonksiyonlar sergileme ihtimalinin olmasıdır. Normal olarak bir gen, sadece bir fonksiyon i&amp;ccedil;in yaratılmıştır (mesel&amp;acirc;; bir protein sentezlemek veya proteinlerin &amp;uuml;retimini d&amp;uuml;zenlemek gibi). Ancak, eğer bir gen duplike olursa (iki misline &amp;ccedil;ıkarsa) &amp;ccedil;ift h&amp;acirc;le gelen gen fazladan olacağı i&amp;ccedil;in, zaten orijinal gen tarafından yeterli şekilde yerine getirilen bir fonksiyonu sergilemeyecektir. Bu y&amp;uuml;zden, evrimcilere g&amp;ouml;re kendiliğinden başka genetik ihtimaller meydana getirebilir. Neo-Darwinistlerin iddiasına g&amp;ouml;re, duplike olmuş olan gen, &amp;quot;genetik hiperuzay&amp;quot; boyunca &amp;quot;başıboş h&amp;acirc;lde gezinerek&amp;quot;, daha sonra makroevrimde işe yarayacak değişmelere temel olabilecek, bazı yeni fonksiyonlar elde edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B&amp;ouml;yle bir iddiayı dillendirmek, konuşurken insana kolay gelse de, incelendiği zaman mak&amp;ucirc;liyetini &amp;ccedil;ok &amp;ccedil;abuk kaybeder.4 İddia sahiplerine g&amp;ouml;re duplike olmuş genin seleksiyon baskısından kurtulduğunda, nasıl değişeceği tamamen şans ile belirlenmektedir. Fonksiyonel olarak kalan orijinal genin tersine, iki katına &amp;ccedil;ıkan gen sadece bir yere oturur ve kendisinin, kromozoma ait diğer mutasyonlar (inversiyon/tersine d&amp;ouml;nme gibi) ve nokta mutasyonları vasıtası ile bazı yeni fonksiyonlara sahip bir gene d&amp;ouml;n&amp;uuml;şmesini bekler. Ancak az yukarıda g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z gibi, nokta mutasyonları nadirin de &amp;ouml;tesinde &amp;ccedil;ok az meydana gelmektedir. Buna ek olarak, &amp;ccedil;ift h&amp;acirc;le gelmiş genin başına gelecek herhangi bir ek kromozom mutasyonu, sadece genin yeniden belli bir yerde konumlanması ve d&amp;uuml;zenlenmesi i&amp;ccedil;in şansa dayalı başka bir hareketten &amp;ouml;te bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B&amp;ouml;yle başıboş bekleyen &amp;ccedil;ok sayıda genin her birinin pl&amp;acirc;nlı ve şuurlu bir iradeyle y&amp;ouml;netilmeden kendi kendilerine uygun bir yer bulmaları ve burada komşu olduğu yeni genlerle nasıl m&amp;acirc;n&amp;acirc;lı bir anlaşma yaparak yeni organlar oluşturabileceği, hayal bile edilemeyecek kadar mantıktan uzak bir beklentidir. H&amp;acirc;lbuki b&amp;uuml;t&amp;uuml;n genlerin yaratılışta sadece birer perde olduğu ve her birinin yapacağı fonksiyonların ve bulunacağı yerin, &amp;ccedil;ok hassas bir şekilde, sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı tarafından hazırlandığı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nde her şey &amp;ccedil;ok kolay olmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipnotlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Ambrose, E.J. (1982): The Nature and Origin of the Biological World. NewYork: Wiley Halsted, p.26&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Morris, S. C.(2003): Life's Solution: Inavitable Humans in a Lonely Universe. (Cambridge: Cambridge University Press, p.19-20.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Dobzhansky, T. (1951): Genetics and the Origin of Species. NewYork: Columbia University Press, p.59.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Behe, M.J. and Snoke, D.W. (2004): Simulating Evolution by Gene Duplication of Protein Features that Require Multiple Amino Acid Residues. Protein Science 13, p1-14.&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;font color="#800080"&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#800080"&gt;&lt;font face="Arial"&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-6-nisan-2011.html&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-739662745117336054?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/739662745117336054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/bilim-yaratls-diyor-6.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/739662745117336054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/739662745117336054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/bilim-yaratls-diyor-6.html' title='Bilim &apos;Yaratılış&apos; Diyor -6'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-m7xjVdHbfP0/Thx2W0JuuaI/AAAAAAAAB_g/BasLQEdBuU4/s72-c/1-51478.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-7397666707203386302</id><published>2011-07-12T09:14:00.001-07:00</published><updated>2011-07-12T09:28:50.168-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Bilim 'Yaratılış' Diyor -5</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" width="400" height="219" src="http://2.bp.blogspot.com/-vp2U2QSdKoA/ThxzJ_YExoI/AAAAAAAAB_I/ZlrUb7xPgbQ/s1600/1-475.jpg" /&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;Bilim 'Yaratılış' Diyor -5 &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Darwin'in teorisini oluşturduğu zamanlarda, Avusturyalı bir rahip olan Gregor Mendel &amp;ouml;zelliklerin anne-babadan yavrulara nasıl ge&amp;ccedil;tiği &amp;uuml;zerine deneyler yapmaktaydı. Mendel, t&amp;uuml;re ait &amp;ouml;zelliklerin, daha sonra yeniden g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmek &amp;uuml;zere sadece bir nesilde kaybolabileceğini keşfetmiştir. Mesel&amp;acirc;, buruşuk bezelyeler veren bezelye bitkisini, yuvarlak bezelyeler veren ile &amp;ccedil;aprazladığı zaman, ilk nesildeki b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bezelyeler yuvarlak olmaktaydı. Peki, buruşukluk &amp;ouml;zelliği kaybolmuş muydu? Hayır. Bir sonraki bezelye neslinde bu &amp;ouml;zellik yeniden ortaya &amp;ccedil;ıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mendel, kalıtımın, anne-babadan yavrulara ge&amp;ccedil;en (daha sonra genler olarak adlandırılan) &amp;quot;fakt&amp;ouml;rlerin&amp;quot; veya &amp;quot;par&amp;ccedil;acıkların&amp;quot; kullanılmasıyla d&amp;uuml;zenlendiği neticesini &amp;ccedil;ıkarmıştır. Bir &amp;ouml;zellik ge&amp;ccedil;ici olarak ortadan kaybolup g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmeyebilir; ancak bu &amp;ouml;zelliğe vesile olan genler, organizma i&amp;ccedil;erisinde varlıklarını devam ettirirler ve belki de yeni nesillere ge&amp;ccedil;erler. Mesel&amp;acirc;, herhangi bir bitki veya hayvanı ıslah i&amp;ccedil;in yapılan &amp;ccedil;alışmada, bazı karakterlerin g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmesine veya g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmemesine sebep olunduğu zaman, bu ne bir ger&amp;ccedil;ek kazancı, ne de ger&amp;ccedil;ek bir kaybı g&amp;ouml;sterir. Bu, sadece dominant genler (baskın olduğu i&amp;ccedil;in sebep olduğu &amp;ouml;zelliği g&amp;ouml;sterir) ile resesif genler (&amp;ccedil;ekinik veya zayıf olduğu i&amp;ccedil;in hususiyetini g&amp;ouml;steremez ve gizli kalır) arasındaki karşılıklı m&amp;uuml;nasebeti g&amp;ouml;sterir. Kaybedilmiş gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;nen bir &amp;ouml;zellik, h&amp;acirc;l&amp;acirc; vardır ve ileride tekrar ortaya &amp;ccedil;ıkabilir. Diğer taraftan, hi&amp;ccedil;bir yerde g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmeyen bir &amp;ouml;zellik ortaya &amp;ccedil;ıktığında, bu &amp;ouml;zellik tamamen yeni bir şey olamayabilir, belki sadece her zaman var olan &amp;ccedil;ekinik genlerin basit bir a&amp;ccedil;ılımıdır. Islah&amp;ccedil;ılar yeni bir s&amp;uuml;s k&amp;ouml;peği veya daha etli bir sığır &amp;uuml;retimine vesile olduklarında, aslında sadece &amp;ouml;nceden var olan &amp;ccedil;ekinik genlerin a&amp;ccedil;ılımını sağlamak i&amp;ccedil;in genleri karmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı bezelye &amp;ccedil;eşitlerini &amp;ccedil;aprazlama ve neticeleri analiz etmeyle, Mendel kalıtıma ait yaratılışa ait &amp;ouml;nemli prensipler keşfetmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir t&amp;uuml;re ait karakterlerin, gelecek nesillerine aktarımı (kalıtımı) o g&amp;uuml;n i&amp;ccedil;in hen&amp;uuml;z adı konulmamış olan genler tarafından belirlenmektedir ki, bu genler harmanlama yapılabilecek bir sıvı gibi olmayıp, Sonsuz Bir İlim ve Kudret'le kendilerine verilen kimliklerini koruyan, harfler mesabesindeki kompleks organik molek&amp;uuml;llerden (n&amp;uuml;kleotidler) inşa edilmiş kelimeler gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her bir &amp;ouml;zellik i&amp;ccedil;in bir &amp;ccedil;ift gen vardır. Bu genler birbirine benzeyebilir veya farklı olabilir. Bu genlerle bir canlının hayatına ait temel faaliyetlerin şifreleri yazılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Belirli bir &amp;ouml;zelliğin sebepler a&amp;ccedil;ısından kontrol&amp;uuml; i&amp;ccedil;in birer perde yazılmış genler farklı oldukları zaman, yavrularda genlerden birinin &amp;ouml;zellikleri g&amp;ouml;zlemlenirken (baskın olanın), diğerinin (&amp;ccedil;ekinik olanın) &amp;ouml;zelliği gizlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- &amp;Uuml;reme h&amp;uuml;crelerinde (yumurtalar ve spermlerde) her gen &amp;ccedil;iftinden sadece bir tane gen bulunur. D&amp;ouml;llenme sırasında bunlar bize g&amp;ouml;re rastgele gibi (kaderin sırlı hikmetleriyle) birleşirler ve b&amp;ouml;ylece yavru d&amp;ouml;llerde, tahmin edilebilen nispetlerde &amp;ouml;zellikler meydana &amp;ccedil;ıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Belirli bir &amp;ouml;zelliğin kontrol&amp;uuml;nde sebep olarak g&amp;ouml;r&amp;uuml;len genler, &amp;uuml;reme h&amp;uuml;creleri olgunlaşırken birbirinden ayrılır; her bir &amp;uuml;reme h&amp;uuml;cresi gen &amp;ccedil;iftlerinden sadece bir tane geni taşıyabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" width="430" height="219" src="http://2.bp.blogspot.com/-9NYIWkd092w/ThxzQUoiC-I/AAAAAAAAB_Q/X1n6M3ABZZU/s1600/2-51476.jpg" /&gt;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;- V&amp;uuml;cut h&amp;uuml;crelerinin her birinde &amp;ccedil;iftler h&amp;acirc;linde bulunan bu genlerin her biri, &amp;uuml;reme h&amp;uuml;crelerinde birbirlerinden bağımsız olarak ayrılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mendel'in prensipleri o zamandan bu zamana genişletilmiş ve arıtılmış olmasına rağmen, bug&amp;uuml;n bile temelde aynı şekilde s&amp;ouml;ylenmektedir. Darwin i&amp;ccedil;in en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k şanssızlık, Mendel'in &amp;ccedil;alışmalarını yaşadığı zaman i&amp;ccedil;erisinde &amp;ouml;ğrenememiş olmasıdır. G&amp;uuml;lmeye değecek kadar enteresan olan husus ise Mendel'in, kendi kalıtım teorisinin ana hatlarını belirlediği can alıcı sayfalarının bir kopyası Darwin'in k&amp;uuml;t&amp;uuml;phanesinde bulunmaktaydı. Ancak, Darwin, Mendel'in bu &amp;ouml;nemli k&amp;acirc;ğıtlarda bahsettiği bilgileri hi&amp;ccedil; okumamıştır: Darwin'in &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;nden sonra sayfaların incelenmesi g&amp;ouml;stermiştir ki, sayfalar birbirine bağlı ve kesilmemiş olarak durmaktadır. Eskiden kitaplar basıldıktan sonra sadece katlanıp, dikildiğinden sayfaların arası teker teker kesmeden a&amp;ccedil;ılmazdı. Buradan da kitapların hi&amp;ccedil; a&amp;ccedil;ılmadığı anlaşılmaktadır. &amp;quot;Darwin, bu bilgileri okusaydı harmanlayıcı kalıtım fikrinden vazge&amp;ccedil;er miydi?&amp;quot; sorusu ise bug&amp;uuml;n i&amp;ccedil;in bir spek&amp;uuml;lasyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin'in, canlı b&amp;uuml;nyelerin geniş &amp;ouml;l&amp;ccedil;ekli değişme ge&amp;ccedil;irdiğine dair teori geliştirmesine karşılık, Mendel, yaşayan şeylerin &amp;ouml;nemli &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de kararlı, değişmez olduğunu g&amp;ouml;stermekteydi. Muhtemelen, Darwin'in dikkatleri değişme &amp;uuml;zerine &amp;ccedil;ekmesinden dolayı, Mendel'in teorisi yirminci y&amp;uuml;zyılın ilk on yıllarına kadar ciddi olarak ele alınmamıştır. Mendel'in teorisinde genler ferd&amp;icirc; par&amp;ccedil;acıklar gibi davranmaktadır ve &amp;ouml;nemli bir değişme olmadan gelecek nesillere aynen aktarılabilmektedir. Mendel'in &amp;ccedil;alışmaları yirminci y&amp;uuml;zyılın başlarında yeniden keşfedildiği zaman, Darwinciler tarafından b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir heyecanla karşılanmış ve hemen tabi&amp;icirc; seleksiyonla uygun g&amp;ouml;sterme adına teviller yapılmaya başlanmıştır. Darwinizm'deki bu değişikliğe Neo-Darvinizm denilmiştir. Mendel'in genetik bilimine kazandırdığı bu yeni anlayış, bazı hususiyetler a&amp;ccedil;ısından bir bakıma Darwinizm'e canlılık kazandırıyor gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;lm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. Mesel&amp;acirc;, Mendel'in yeni keşfettiği prensiplerin bazısına dayanarak, avantajlı tek bir yeni &amp;ouml;zelliğin, nasıl hayatta kalabildiği ve populasyonda nasıl baskın olduğu a&amp;ccedil;ıklanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, Mendel genetiğinin, Darwin teorisi i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok k&amp;ouml;t&amp;uuml; bir tarafı vardır. Mendel'in keşfettiği prensipler her şeyden &amp;ouml;nce, bir &amp;ouml;zelliğin bir populasyon i&amp;ccedil;erisinde devamlı olarak var olması ve yerleşmesi i&amp;ccedil;in gerekli stabiliteyi (kararlılık devamlılık) sağlar. H&amp;acirc;lbuki evrimin iddia ettiği değişiklikler, tek h&amp;uuml;creli bir organizmadan hayal&amp;icirc; bir kompleks hayat ağacının b&amp;uuml;t&amp;uuml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; &amp;uuml;retebilecek kadar &amp;ccedil;ok geniş hacimli ise, populasyondaki stabilite Darwinizm'in aleyhinedir. Genlerdeki bu g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; kararlılık ve devamlılık, kalıtım fakt&amp;ouml;rlerinde meydana gelecek değişiklik ile Darwin teorisinin gerektirdiği gibi yeterli &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de ger&amp;ccedil;ekten yeni bir &amp;ouml;zellik &amp;uuml;retilmesine engeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin, evrim i&amp;ccedil;in gerekli b&amp;uuml;y&amp;uuml;k değişmelerin olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ve kendi tabiri ile &amp;quot;modifikasyonla t&amp;uuml;reme, bir soydan gelme&amp;quot; şeklindeki isimlendirmesiyle b&amp;uuml;t&amp;uuml;n organizmaların ge&amp;ccedil;mişinin bir veya birka&amp;ccedil; ortak ataya dayandığını kastetmekteydi. Ona g&amp;ouml;re, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n organizmalar b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir hayat ağacında kendi yerlerini alırlar ve &amp;ccedil;ok uzun zaman verildiğinde, direkt olarak g&amp;ouml;zlemlenebilenin &amp;ccedil;ok &amp;ouml;tesinde, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k miktarda evrim değişmelerinin olması m&amp;uuml;mk&amp;uuml;nd&amp;uuml;r.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mendel'in kalıtımı ise, aksine, daha &amp;ccedil;ok sınırları olan bir biyolojik değişmeyi teklif etmekteydi. Mendel'in kalıtımı, ıslah&amp;ccedil;ıların, var olan genleri birbirine kararak, daha tatlı mısır veya daha şişman sığır &amp;uuml;retmelerini a&amp;ccedil;ıklamaktadır. Aynı zamanda, genlerin kararlı ve değişmezliğinden (stabilitesinden) dolayı, ıslah&amp;ccedil;ıların neden bir mısırı bir başka bitki t&amp;uuml;r&amp;uuml;ne veya bir sığırı bir başka hayvan cinsine d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;remediklerini de a&amp;ccedil;ıklamaktadır. Islah&amp;ccedil;ıların başardıkları şey, bir t&amp;uuml;r i&amp;ccedil;erisinde zenginleşme ve sınırlı bazı &amp;ouml;zellikler bakımından farklılaştırmadır. Evrimcilerin b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;uuml;mitlerle bekledikleri değişiklikleri makroevrim olarak isimlendirip, sanki yaşanmış ve pek &amp;ccedil;ok delil varmış gibi sanal bir d&amp;uuml;nya oluşturmalarına karşılık s&amp;ouml;ylendiği gibi bir makroevrim hayat tarihi boyunca hi&amp;ccedil; g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmemiştir. Bir solungacın akciğere, bir y&amp;uuml;zgecin kola ve kanada d&amp;ouml;n&amp;uuml;şmesi gibi bir makroevrim h&amp;acirc;l&amp;acirc; hayaldir. Buna karşılık canlılarda her daim Sonsuz Bir İlim ve Kudret'le, hikmetli bir şekilde işletilen bir mikrodeğişim (mikroevrim tabirini ideolojik evrim tarafından kirletildiği i&amp;ccedil;in bilerek kullanmıyoruz) a&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;a m&amp;uuml;şahede edilmektedir. Mendel'in kalıtıma ait prensipleri bu sınırlı olarak g&amp;ouml;r&amp;uuml;len mikrodeğişimin işleyişini izah eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdeolojik bir kılığa b&amp;uuml;r&amp;uuml;nen ve ateizme hizmet eden Darwinizm'in ise organizmaların fizik&amp;icirc; ve davranışlarına ait karakterlerinde b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;apta bir değişmeye, biyolojik kompleksliliği artırmaya sebep olacak yeni bilgilere ve yeni tipte &amp;ouml;zel organlara sahip organizmaların menşeine ait delillere ihtiyacı vardır. Diğer bir tabirle Darwinizm, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;apta değişme olarak bilinen makroevrimi gerektirir. Mikrodeğişim ise g&amp;ouml;zlenmektedir ve bilim adamları mikrodeğişimi tartışmasız kabul ederler. Tartışma konusu olan makroevrimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin teorisi, yeterli uzun zaman dilimleri sonucunda mikrodeğişimin birikerek makroevrim olacağını iddia eder. H&amp;acirc;lbuki ne Mendel genetiği, ne &amp;ccedil;ağdaş molek&amp;uuml;ler genetik, ne de gelişim biyolojisi &amp;uuml;zerinde yapılan yeni &amp;ccedil;alışmalar, Neo-Darvinizm'in genetik değişimin bilinen kaynaklarının makroevrime imk&amp;acirc;n sağladığına dair g&amp;ouml;r&amp;uuml;şleri desteklememektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik &amp;ccedil;eşitlilik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mendel'in bezelyeler ile yaptığı orijinal deneylerde, bir genin iki formu da (aleller) deneylerde mevcuttu; fakat bir &amp;ouml;zellik i&amp;ccedil;in sadece bir tanesi a&amp;ccedil;ılıp g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;r oluyordu. Ancak, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n &amp;ouml;zellikler, b&amp;ouml;yle sadece tek bir genle al&amp;acirc;kalı değildir. Bazıları birden &amp;ccedil;ok genle ilgilidir. Mesel&amp;acirc;, insan derisinin renginin belirlenmesinde bir&amp;ccedil;ok gen vazifelidir; birtakım koyu renk genleri ve a&amp;ccedil;ık renk genleri birlikte uyum h&amp;acirc;linde &amp;ccedil;alışarak, bu &amp;ouml;zelliğin ortaya &amp;ccedil;ıkmasına vesile olurlar. B&amp;ouml;ylece, her biri tam takım a&amp;ccedil;ık ve koyu renk geni taşıyan iki melez fert, prensip olarak, m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olan b&amp;uuml;t&amp;uuml;n deri renklerine sahip yavrular &amp;uuml;retebilir. Hz. &amp;Acirc;dem ile Hz. Havva'nın da deri renkleri gibi bir&amp;ccedil;ok &amp;ouml;zelliklerinin bu şekilde ırklara ge&amp;ccedil;tiği d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;lebilir. B&amp;ouml;yle bir dağılımda, a&amp;ccedil;ık ve koyu renklilerin en u&amp;ccedil;taki &amp;ouml;rnekleri nadir g&amp;ouml;r&amp;uuml;l&amp;uuml;r. Populasyonun &amp;ccedil;oğunluğu bu u&amp;ccedil; noktalarının ortasındaki renklere sahiptir. Bu deri renklerinin &amp;quot;harmanlanması, Darwin'in yanlış olan harmanlayıcı kalıtım fikrinden farklıdır. Deri renklerinin ortaya &amp;ccedil;ıkmasına vesile olan genler harmanlanmakla kendi hususi yapılarını kaybetmemekte; &amp;ouml;zellikleri devam etmekte, ancak yeni bir terkip kombinasyonuyla farklı bir g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;m sergilemektedir. Asl&amp;icirc; yapıları değişmediğinden, ileride gelecek bir nesilde tekrar yeni kombinasyonlar yapabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deri rengi geninin b&amp;uuml;t&amp;uuml;n zenginliklerine sahip bir pop&amp;uuml;lasyon, koyu rengin daha avantajlı olduğu bir coğrafik b&amp;ouml;lgeye taşınırsa, daha koyu renkli olan fertlerin hayatta kalma ihtimalleri y&amp;uuml;kselecektir. B&amp;ouml;ylece, en koyu renkleri &amp;uuml;reten gen kombinasyonları, o coğrafik alanda yerleşecektir. Burada bir t&amp;uuml;rden diğer bir t&amp;uuml;re bir değişme yoktur. Tek değişme, belirli gen kombinasyonlarının populasyon i&amp;ccedil;erisindeki h&amp;acirc;kimiyetindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyum potansiyeli ve genler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz ser&amp;ccedil;eleri ilk defa 1850'de Kuzey Amerika'ya getirilmişse de, &amp;ouml;nceleri ser&amp;ccedil;eler Amerika'da yerleşememişler, &amp;ccedil;ok sonraları, sınırlı birka&amp;ccedil; noktada tutunabilmişlerdir. Bu yerlerde de ser&amp;ccedil;elerin sayıları uzun yıllar boyunca olduk&amp;ccedil;a az olarak devam etmiştir. En sonunda, yeni mek&amp;acirc;nlarına uyum g&amp;ouml;stermiş olan kuşların n&amp;uuml;fusları, kontrolden &amp;ccedil;ıkmış gibi bir b&amp;uuml;y&amp;uuml;me s&amp;uuml;recine girmiştir. Bunun sebebinin, b&amp;ouml;lgede yaygın olarak kullanılan atların dışkıları ve beslendikleri otların, kuşların beslenecekleri b&amp;ouml;cekler i&amp;ccedil;in besin kaynağı olduğu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;lmektedir. Bug&amp;uuml;n artık İngiliz ser&amp;ccedil;eleri Amerika kıtası boyunca &amp;ccedil;oğu yerde yaşamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" width="430" height="328" src="http://1.bp.blogspot.com/-a7c5tTTGMR4/ThxzYxWj9BI/AAAAAAAAB_Y/zJ5S4_TTyAE/s1600/3-51477.jpg" /&gt;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Amerika'daki &amp;ccedil;ok sayıda yerden ser&amp;ccedil;e &amp;ouml;rneği alındığında g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;r ki, soğuk iklimi olan yerlerdeki ser&amp;ccedil;eler sıcak yerdekilere g&amp;ouml;re ortalama olarak daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;kt&amp;uuml;r ve daha k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k uzuvlara sahiptir. B&amp;ouml;ylece, ideal ser&amp;ccedil;e v&amp;uuml;cut tipi coğrafik b&amp;ouml;lgeye g&amp;ouml;re değişim g&amp;ouml;stermektedir. B&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;kteki ve uzuvlardaki farklılığın varlığı, farklı enlemlerde yaşayan farklı kuş t&amp;uuml;rleri i&amp;ccedil;in uzun s&amp;uuml;reden beri bilinmektedir. Ancak, bu ser&amp;ccedil;elerdeki farklılıklar tek bir t&amp;uuml;r i&amp;ccedil;erisindedir. Yeni bir t&amp;uuml;r gelişmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz ser&amp;ccedil;elerinin, Amerika i&amp;ccedil;erisindeki farklı coğrafik b&amp;ouml;lgelere uyum g&amp;ouml;stermelerinin genetik sebebi belirli genlerin kendi a&amp;ccedil;ılımlarında saklı olabilir. Nakledilen ilk kuşlar (kurucu fertler) b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ihtimal ile g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde g&amp;ouml;r&amp;uuml;nen b&amp;uuml;t&amp;uuml;n v&amp;uuml;cut tipleri ve b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;kleri i&amp;ccedil;in gerekli olan genlerin hepsini taşıyorlardı. Ancak, kurucuların sahip olduğu genlerde, bug&amp;uuml;n Amerika'da g&amp;ouml;zlemlenen formlara ait &amp;ouml;zel gen kombinasyonlarına ait a&amp;ccedil;ılımlar hen&amp;uuml;z geliştirilmemişti. Bu y&amp;uuml;zden ilk &amp;ouml;nceleri sadece k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k gruplar h&amp;acirc;linde kalmışlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede bu kombinasyonlar oluştuğu zaman, kendilerine sahip olan fertlere avantaj sağlar b&amp;ouml;ylece, bu fertler o b&amp;ouml;lgenin &amp;ccedil;evre şartları tarafından se&amp;ccedil;ilmiş gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;l&amp;uuml;r. Ancak, avantaj sağlayan şey, zaten yaratılışlarında var olan genlerin yeni bir kombinasyonudur, yeni genlerin ortaya &amp;ccedil;ıkması değildir. En &amp;ouml;nemlisi, &amp;ccedil;evre şartlarının da genlerin de aklı ve şuuru olmadığından, bu avantajlar ve uyum kolaylığı ser&amp;ccedil;e neslinin devamı i&amp;ccedil;in Kudreti ve İlmi Sonsuz bir Yaratıcı'nın takdiriyle olmuştur. Populasyon i&amp;ccedil;erisindeki genetik &amp;ccedil;eşitlilik İrad&amp;icirc; Seleksiyon ile bir pop&amp;uuml;lasyona avantaj vermiştir. Mesel&amp;acirc;, insan gen havuzundaki, geniş &amp;ccedil;aplı antikor &amp;ccedil;eşitliliği, hastalık yapıcı bakterilerin insan topluluklarında tamamen yerleşmesine engel olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T&amp;uuml;rlerin i&amp;ccedil;erisinde g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z farklılıkların &amp;ccedil;oğunun, Neo-Darwinizm'in iddia ettiği gibi, genlerdeki k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k &amp;ccedil;aplı değişmelerle bir al&amp;acirc;kası yoktur. Genlerin kendileri değişmemektedir. Değişen şey, zaten var olan genlerin kendilerini yeni kombinasyonlar ile ifade etmeleridir. Hem ifade edilen (a&amp;ccedil;ılımı olan) hem de edilmeyen genlerin kombinasyonları biyolojik pop&amp;uuml;lasyonlara bir uyum potansiyeli sağlamaktadır. Olduk&amp;ccedil;a k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir kurucu pop&amp;uuml;lasyonunun i&amp;ccedil;erisinde bile, başlangı&amp;ccedil;ta g&amp;ouml;r&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nden &amp;ccedil;ok daha fazla sayıda polimorfizm (potansiyel &amp;ccedil;ok &amp;ccedil;eşitlilik) vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alaska'daki bir Eskimo ile Nil b&amp;ouml;lgesinden bir Afrikalı aynı t&amp;uuml;re mensupturlar. Ancak, birbirine zıt olan v&amp;uuml;cut şekilleri dikkat &amp;ccedil;ekicidir. Afrikalının sıcak bir iklimde, fazla v&amp;uuml;cut ısısını etrafa dağıtmada avantaj sağlayan uzun kol ve bacakları, kuzey kutbunda, aşırı soğumaya ve Eskimoların kısa uzuvlarından daha &amp;ccedil;ok donmaya yatkınlığa sebep olacağından bir dezavantaj olacaktır. İrad&amp;icirc; seleksiyon, Allah'ın, aynı t&amp;uuml;rleri geniş bir iklim yelpazesine uyum g&amp;ouml;stermesi i&amp;ccedil;in, farklı v&amp;uuml;cut tipleri ile yaratmasıdır. Ancak bu, yeni genlerin ortaya &amp;ccedil;ıkmasıyla, bir t&amp;uuml;r&amp;uuml;n başka bir t&amp;uuml;re d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;m&amp;uuml; ile karıştırılmamalıdır. Bu durumda t&amp;uuml;r&amp;uuml;n asl&amp;icirc; &amp;ouml;zelliklerini kontrol eden genler değişmemekte, sadece uyumda faydası olacak genlerdeki gizli potansiyel kabiliyetler ortaya &amp;ccedil;ıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir canlı populasyonu, yeni bir ortama a&amp;ccedil;ılamazsa veya değişen şartlara adapte olamazsa, o pop&amp;uuml;lasyonun k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k olarak kalması ve belki de neslinin t&amp;uuml;kenmesi muhtemeldir. K&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k pop&amp;uuml;lasyon b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; her t&amp;uuml;r i&amp;ccedil;in bir tehlikedir. Bir organizma &amp;ccedil;iftleştiği zaman, yavrusuna bir sperm veya yumurta ile katkıda bulunmaktadır. &amp;Uuml;reme h&amp;uuml;creleri, organizmaların genlerinin sadece yarısını taşırlar. B&amp;ouml;ylece, &amp;ccedil;iftleşme olduğu zaman, &amp;ccedil;iftler kendi gen takımlarının sadece yarısını yavruya verirler (cinsiyet ile al&amp;acirc;kalı aleller h&amp;acirc;ri&amp;ccedil;). Y&amp;uuml;ksek sayıda yavruya sahip olmak ile organizmalar, genlerinin &amp;ccedil;oğunun &amp;ccedil;iftleşme sonucunda ifade edilmesini temin etmiş olurlar (total genetik donanımlarının sadece yarısı her bir yavruya ge&amp;ccedil;mesine rağmen, ge&amp;ccedil;en yarı her seferinde farklıdır).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla sayıda yavru, daha fazla sayıda gen kombinasyonu, gen havuzunun daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir nispette korunması demektir. D&amp;uuml;ş&amp;uuml;k &amp;uuml;reme nispeti, genetik bilginin kaybolma ihtimalini artırır. B&amp;ouml;yle bir bilgi kaybı populasyondaki &amp;ccedil;eşitliliği d&amp;uuml;ş&amp;uuml;r&amp;uuml;r. Eğer bu devam ederse, t&amp;uuml;rlerin değişen ortamlara uyum kabiliyeti kaybolur ve t&amp;uuml;rler kendiliğinden yok olabilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun ıslah&amp;ccedil;ılık ve yetiştiricilik ilgin&amp;ccedil; ve faydalı &amp;ccedil;eşitlilikler &amp;uuml;retebilir. Ancak, bunun &amp;ouml;nemli bir dezavantajı nesillerin adaptasyona a&amp;ccedil;ık olan gen havuzlarının k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;ltme meyli g&amp;ouml;stermesidir. Bu durum ise t&amp;uuml;rlerin hastalıklara ve &amp;ccedil;evre değişikliklerine olan hassasiyetlerini artırır. Belli bir &amp;ouml;zelliği dikkate alan yetiştiricilik ve ıslah &amp;ccedil;alışmaları aynı zamanda ırk i&amp;ccedil;i &amp;ccedil;iftleştirme yolu ile hatalı kusurlu &amp;ouml;zellikleri yoğunlaştırma eğilimindedir. T&amp;uuml;r&amp;uuml;n tipik morfolojisinin farklılaşmasının &amp;ouml;tesinde, gelişim bozuklukları, stres ve &amp;uuml;reme kabiliyetinde azalmalar g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice olarak, irad&amp;icirc; seleksiyon, bir t&amp;uuml;r&amp;uuml;n yeni ve değişen şartlara uyum sağlamasına yarayan gen kombinasyonlarını destekleyerek bir t&amp;uuml;r&amp;uuml;n zenginleşmesine yardımcı olur. Mevcut olan genlerin kombinasyonu ile sınırlandırıldığında, irad&amp;icirc; seleksiyon, t&amp;uuml;rleri değiştirmekten &amp;ccedil;ok, koruyan bir g&amp;uuml;&amp;ccedil;t&amp;uuml;r. Ancak bir soru bu noktada ortaya &amp;ccedil;ıkar: tabi&amp;icirc; seleksiyon sadece var olan genleri mi korur; yoksa, (yeni t&amp;uuml;rlerin ortaya &amp;ccedil;ıkması i&amp;ccedil;in gerekli olan yeni bilgileri sağlayacak) yeni genlerin yaratılmasına da yardım eder mi? Bu sorunun cevabını gelecek sayıda, genlerin fizik&amp;icirc; yapılarını incelediğimizde g&amp;ouml;receğiz. &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font color="#800080" size="4"&gt;&lt;strong&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#800080"&gt;&lt;font face="Arial"&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-5-mart-2011.html&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-7397666707203386302?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/7397666707203386302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/bilim-yaratls-diyor-5.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/7397666707203386302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/7397666707203386302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/bilim-yaratls-diyor-5.html' title='Bilim &apos;Yaratılış&apos; Diyor -5'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-vp2U2QSdKoA/ThxzJ_YExoI/AAAAAAAAB_I/ZlrUb7xPgbQ/s72-c/1-475.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-183053811625264859</id><published>2011-07-12T09:06:00.001-07:00</published><updated>2011-07-12T09:10:32.226-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Bilim 'Yaratılış' Diyor -4</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" width="400" height="228" src="http://1.bp.blogspot.com/-6COASZ8VR9M/Thxxa4hXFmI/AAAAAAAAB-o/OEc6lOixatw/s1600/1-471.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;Bilim 'Yaratılış' Diyor -4 &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Darwin, 1859'da yayımlanan T&amp;uuml;rlerin Orijini adlı kitabında, var olan hi&amp;ccedil;bir t&amp;uuml;r&amp;uuml;n, tek tek yaratılmadığını iddia etmiştir. B&amp;ouml;yle bir yaratma yerine, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n t&amp;uuml;rlerin daha &amp;ouml;nceden var olan t&amp;uuml;rlerden tabi&amp;icirc; seleksiyon yolu ile t&amp;uuml;rediği iddiasında bulunmuştur. Ayrıca, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n t&amp;uuml;rlerin, menşelerinin bir veya az sayıdaki orijinal ata formlara kadar gittiğine d&amp;acirc;ir izler taşıdığını da iddia etmiştir. Darwin'e g&amp;ouml;re, tabi&amp;icirc; seleksiyon sayısız genetik &amp;ccedil;eşitler arasından birini se&amp;ccedil;tiğinde, o yeni &amp;ouml;zellik h&amp;acirc;kim duruma ge&amp;ccedil;er. Bu yeni &amp;ouml;zellik o ferde, rekabet a&amp;ccedil;ısından aynı topluluktaki diğer fertlerden bir &amp;uuml;st&amp;uuml;nl&amp;uuml;k veya avantaj sağlıyorsa ve b&amp;ouml;ylece daha &amp;ccedil;ok yavru vermesini sağlıyorsa, bu &amp;ouml;zellikler gelecek nesillere ge&amp;ccedil;ecektir. Kurduğu hayale g&amp;ouml;re evrim işledik&amp;ccedil;e, avantajlı yeni &amp;ouml;zellikler yeni bir t&amp;uuml;r oluşuncaya kadar birikecek ve sonunda yeni bir t&amp;uuml;r ortaya &amp;ccedil;ıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://2.bp.blogspot.com/-uO17jZZn_pk/ThxxlDS7FBI/AAAAAAAAB-w/R-oI-fBDZpk/s1600/2-51472.jpg" /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Darwin'in bu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nceleri geliştirmesinde ıslah edilen hayvanlara dikkatinin &amp;ouml;nemli rol&amp;uuml; vardır. Hayvanların, se&amp;ccedil;ime bağlı ıslah ile olduk&amp;ccedil;a ileri derecede değişebilmesi onun &amp;ccedil;ok dikkatini &amp;ccedil;ekmiştir. Belirli &amp;ouml;zellikleri olan hayvanlar se&amp;ccedil;ilip, onların &amp;uuml;remesine izin verilince diğerlerinin &amp;uuml;remesine imk&amp;acirc;n verilmeyince aynı t&amp;uuml;r&amp;uuml;n i&amp;ccedil;erisinde, &amp;ccedil;ok farklı &amp;ouml;zelliklere sahip fertler &amp;uuml;retilmektedir. Bunlar birbirinden o kadar farklı olabilirler ki, yaban&amp;icirc; ortamda mevcut olan farklı t&amp;uuml;rlerin arasındaki farklılıkları aşacak boyutta olabilir. Mesel&amp;acirc;, Resim-1'de g&amp;ouml;r&amp;uuml;len aynı t&amp;uuml;re (k&amp;ouml;pek) mensup iki k&amp;ouml;pek ırkı (Chihuahua ile Great Dane) arasındaki fark bir tilki ile bir &amp;ccedil;akal arasındaki farklılığı aşmış boyuttadır. Tilki ile &amp;ccedil;akal Canidae ailesinin &amp;uuml;yeleri olmasına rağmen, her ikisi de tabiatta yaşayan farklı t&amp;uuml;rlere aittir (Resim&amp;ndash;2). Biri c&amp;uuml;ce gibi, diğeri ise dev gibi olan iki k&amp;ouml;pek ırkı insanların şuurlu tercihi ile se&amp;ccedil;mesine (seleksiyona) bağlı ıslahın birer sonucudur. Bug&amp;uuml;n g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z &amp;ccedil;ok &amp;ccedil;eşitli sığır, at, kedi, g&amp;uuml;vercin gibi hayvanlara ait ırklar, insanların şuurlu tercihleriyle deneyerek ortaya koydukları yeniliklerdir. Darwin buradan hareketle, eğer tabiata da yeterli zaman verilirse sun'&amp;icirc; se&amp;ccedil;ime bağlı ıslahta g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z farklılıkları &amp;uuml;retebileceğini yani yeni t&amp;uuml;rlere ge&amp;ccedil;ilebileceğini iddia etmeye başladı. Fakat bu ırkların hi&amp;ccedil;birinde yeni ve farklı bir organ yoktu. Kendi aralarında birleşerek melez yavrular meydana getirebiliyorlardı, dolayısıyla yeni birer t&amp;uuml;r olmayıp, aynı t&amp;uuml;re aittiler ve Darwin bunu izah edemiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://4.bp.blogspot.com/-u0MVu-RnqI0/Thxxthz37LI/AAAAAAAAB-4/deEtWcC7GkM/s1600/3-51473.jpg" /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Darwin, canlıların hayatta kalabilecek ve &amp;uuml;reyebilecek miktarının &amp;ccedil;ok &amp;uuml;zerinde fazla sayıda yavru yaptıklarını da fark etmiştir. Yavrular kendi aralarında değişiklikler g&amp;ouml;sterdiğinden dolayı, bazıları topluluktaki diğer fertlerin ortalamasını ge&amp;ccedil;ecek derecede -mesel&amp;acirc;, daha iri kulaklara veya daha uzun bacaklara- bir &amp;ouml;zelliğe sahip olabilir. Eğer bu &amp;ouml;zellik, yavruların i&amp;ccedil;inde bulunduğu ekolojik ortama uyumunu artırırsa, o zaman bu yavrular hayatta kalma ve genlerini gelecek nesillere aktarma hususunda daha iyi bir şansa sahip olacaklardır. Eğer bu s&amp;uuml;re&amp;ccedil; uzun nesiller boyunca başarılı bir şekilde devam ederse, sonunda daha uzun kulağa veya bacağa sahip olan hayvanların sayısı, olmayanların sayısının &amp;uuml;st&amp;uuml;ne &amp;ccedil;ıkacaktır. Bu durum bir kere olduktan sonra da, s&amp;ouml;zkonusu &amp;ouml;zellik o t&amp;uuml;r i&amp;ccedil;erisinde yerleşmeye başlayacaktır. Ancak b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bunlar sadece, daha &amp;ccedil;ok s&amp;uuml;t veren inek, daha fazla yumurta veren tavuk, daha renkli g&amp;uuml;vercinden başka bir şey değillerdi. Hatt&amp;acirc; ıslah &amp;ccedil;alışmaları gevşetilir ve takip edilmezse, bu ırklar bir m&amp;uuml;ddet sonra bozuluyor ve asl&amp;icirc; yapılarına d&amp;ouml;n&amp;uuml;yordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin bu s&amp;uuml;reci, hayvan ıslah&amp;ccedil;ılarının bir &amp;ouml;zelliği se&amp;ccedil;erken yaptıklarına olan benzerliğini vurgulamak a&amp;ccedil;ısından tabi&amp;icirc; seleksiyon olarak adlandırmıştır. Maalesef, bu tabir, tabiatın şuurlu olarak organizmalar arasında bir se&amp;ccedil;im yapabildiği ve canlılara gelecekte hangi &amp;ouml;zelliğin faydalı olacağını &amp;ouml;nceden g&amp;ouml;rebildiği ve evrim s&amp;uuml;recini de bu &amp;ouml;zellikleri ortaya &amp;ccedil;ıkarmak &amp;uuml;zere y&amp;ouml;nlendirdiği fikrini vermektedir. Ancak Darwin'e g&amp;ouml;re evrim, tabi&amp;icirc; seleksiyon gibi akılsız ve şuursuz, m&amp;uuml;şahhas veya m&amp;uuml;cerret bir varlığı olmayan, sanal bir g&amp;uuml;&amp;ccedil; tarafından kontrol edildiği i&amp;ccedil;in, teleolojik (bir g&amp;acirc;yeye y&amp;ouml;nelik) olarak d&amp;uuml;zenleyici bir vasıta şeklinde &amp;ccedil;alışamayan, k&amp;ouml;r mekanik bir s&amp;uuml;re&amp;ccedil;tir. Darwin'in evrim s&amp;uuml;recini kontrol ettiğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; tabi&amp;icirc; seleksiyon mekanizmasının, &amp;ccedil;evredeki zararlı &amp;ouml;zellikleri ayıklama ve faydalı &amp;ouml;zelliklere yer a&amp;ccedil;ma şeklinde &amp;ccedil;alışması i&amp;ccedil;in, tabi&amp;icirc; seleksiyonun ya k&amp;uuml;ll&amp;icirc; bir ilme ve kudrete sahip olması gerekir(!) veya k&amp;uuml;ll&amp;icirc; bir ilim ve kudret sahibinin bu işleyişe her &amp;acirc;n m&amp;uuml;dahale etmesi gerekir. Ayrıca, &amp;ccedil;evrenin zararlı veya faydalı olarak tanımlaması, organizmanın ge&amp;ccedil;mişteki veya gelecekte olabilecek ihtiya&amp;ccedil;larına değil, o &amp;acirc;nki ihtiya&amp;ccedil;larına bakar. Darwin'in mahiyeti me&amp;ccedil;hul tabi&amp;icirc; seleksiyon teorisine bağladığımızda, canlılarda işleyen m&amp;uuml;kemmel anatomik, fizyolojik, biyokimyev&amp;icirc;, embriyolojik ve molek&amp;uuml;ler h&amp;acirc;diseler, akılsız ve şuursuz evrimin herhangi bir pl&amp;acirc;nı veya g&amp;acirc;yesi olmaksızın, tabi&amp;icirc; biyolojik s&amp;uuml;re&amp;ccedil;lerin &amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml; olarak y&amp;uuml;r&amp;uuml;t&amp;uuml;l&amp;uuml;r.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H&amp;acirc;lbuki ister anatomist, ister fizyolog veya embriyolog olsun, hi&amp;ccedil;bir bilim dalına mensup ilim adamı, &amp;ccedil;alıştığı sahada en k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; işleyişin, kendi kendine oluşun, pl&amp;acirc;nsız bir yapının, eksik ve kusurlu bir icraatın olduğunu s&amp;ouml;yleyemez. Tam aksine b&amp;uuml;t&amp;uuml;n varlıklarda K&amp;uuml;ll&amp;icirc; Bir İlim ve Kudret'in her &amp;acirc;n kendini g&amp;ouml;steren icraatını okumaktayız. İşte bir Yaratıcı'nın eseri olan, bir g&amp;acirc;yeye ve hedefe m&amp;uuml;teveccih bu işleyişe İrad&amp;icirc; Se&amp;ccedil;im (seleksiyon) diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin'in tabi&amp;icirc; seleksiyona y&amp;uuml;klediği veya onda vehmettiği kabiliyetlere bakınca, bu mahiyeti me&amp;ccedil;hul kavramı, Allah (celle cel&amp;acirc;l&amp;uuml;h&amp;uuml;) yerine koyduğunu anlıyoruz. T&amp;uuml;rlerin Orijini isimli meşhur eserin farklı yerlerindeki ifadeler bunu g&amp;ouml;stermektedir: &amp;quot;Tabi&amp;icirc; seleksiyon hatasız kabiliyetleri olan en iyi varyasyonları se&amp;ccedil;er.&amp;quot; &amp;quot;Tabi&amp;icirc; seleksiyon, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n d&amp;uuml;nyada, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n varyasyonların, en k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k olanlarının bile g&amp;uuml;nl&amp;uuml;k ve saatlik olarak incelenmesi, k&amp;ouml;t&amp;uuml; olanların reddedilmesi ve iyi olanların hepsinin toplanıp korunmasıdır. Sessizce ve hissedilmeyen bir &amp;ccedil;alışmadır, her zaman ve her yerde bir her bir organik varlığın, organik veya inorganik hayat şartlarının gelişmesi ve g&amp;uuml;zelleşmesi i&amp;ccedil;in fırsatlar sunar.&amp;quot;1&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin bu c&amp;uuml;mleleri yazdığından beri, biyolojik literat&amp;uuml;r, tabi&amp;icirc; seleksiyona sayısız nam ve şerefler y&amp;uuml;klemiştir. Bu bağlamda, evrimci biyologlar, tabi&amp;icirc; seleksiyona sanatk&amp;acirc;rlık ve kabiliyetler atfetmektedirler. Bir m&amp;uuml;zik besteleyicisi, orkestra şefi, bir şair ve bir heykeltıraş ile tabi&amp;icirc; seleksiyonu karşılaştırmaktadırlar. Richard Dawkins, k&amp;ouml;r olmasına rağmen tabi&amp;icirc; seleksiyonu bir saat tamircisi olarak tanımlamıştır.2 Steven Pinker tabi&amp;icirc; seleksiyonu bir bilgisayar m&amp;uuml;hendisi ile karşılaştırır.3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi&amp;icirc; seleksiyonun bug&amp;uuml;ne kadar medya destekli ateizme &amp;acirc;let olan meşhurlaştırılmasına rağmen, giderek artan sayıda bilim adamı, onun &amp;quot;yaratıcı bir g&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;quot; olarak takdim edilmesini tartışmaktadır.4 Stuart Kauffman, Brain Goodwin5 ve Robert Laughlin6 gibi isimler ise tabi&amp;icirc; seleksiyonu sorgulayıp tahtından indirirken, komplekslik ve organizasyonla ilgili prensipleri y&amp;uuml;celterek &amp;quot;kendinden organize sistem kuran&amp;quot; bir g&amp;ouml;r&amp;uuml;şe saplanmış ve Yaratıcı bir Allah anlayışına maalesef gelememişlerdir. ABD'de William A. Dembski ve Jonathan Wells gibi isimler ise tabi&amp;icirc; seleksiyona karşı &amp;ccedil;ıkıp, canlı varlıkları &amp;quot;akıllı bir tasarımcının&amp;quot; (l&amp;acirc;iklik kaygısından ve bilimi tabulaştıranların saldırılarından &amp;ccedil;ekinerek, Allah diyemediklerinden) eseri olarak g&amp;ouml;rmektedirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tabi&amp;icirc; seleksiyon fikrini ilk olarak Darwin ortaya &amp;ccedil;ıkarmamıştır. Daha &amp;ouml;nce yaşamış &amp;ccedil;ok sayıda tabiat bilimci b&amp;ouml;yle bir s&amp;uuml;recin tabiatta işlediğini g&amp;ouml;zlemlemişler; fakat Darwin gibi akılsız ve şuursuz bir prensibi il&amp;acirc;hlık mertebesine &amp;ccedil;ıkarmamışlardır. Onlardan bazıları bu s&amp;uuml;re&amp;ccedil; hakkında Darwin'den daha &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;l&amp;uuml; bir g&amp;ouml;r&amp;uuml;şe sahiptiler. Mesel&amp;acirc;, Edward Blyth, Darwin'den &amp;ouml;nceki nesilde yaşamış ve biyolojide akıllı tasarımı savunan birisidir. Blyth, tabi&amp;icirc; seleksiyonu, t&amp;uuml;rlerin konulmuş sınırlar i&amp;ccedil;erisinde kalması ve uyumsuz fertlerin ayıklanması ve b&amp;ouml;ylece var olan t&amp;uuml;rlerin devamına yardım eden koruyucu bir prensip olarak g&amp;ouml;rm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. Ayrıca enteresan bir inceliği de hissetmiştir ki, eğer b&amp;uuml;t&amp;uuml;n organizmalar temel pl&amp;acirc;nlara g&amp;ouml;re Yaratıcı Bir İlim ve Kudret'le hayat buldularsa, o zaman t&amp;uuml;rlerin tasarlandıkları orijinal h&amp;acirc;llerinin dışına &amp;ccedil;ıkmamaları i&amp;ccedil;in bir kalite kontrol işlemi olmalıdır. Blyth, normalden &amp;ccedil;ok fazla sapmış &amp;ouml;zelliklere sahip bu organizmaların elenmesi i&amp;ccedil;in tabi&amp;icirc; seleksiyona &amp;ccedil;ok hususi, &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;l&amp;uuml; ve sınırlı bir rol verildiğine inanmaktaydı. Darwin'in tabi&amp;icirc; seleksiyon kavramına yeni t&amp;uuml;rler &amp;uuml;retebilecek kapasiteye sahip sınırsız bir g&amp;uuml;&amp;ccedil; vermesine ve t&amp;uuml;rleri başıboş bir şekilde değişken g&amp;ouml;rmesine karşılık Blyth, tam tersine t&amp;uuml;rleri sadece kendi sınırları i&amp;ccedil;erisinde değişim g&amp;ouml;sterebilen ve tabi&amp;icirc; seleksiyonu da sadece t&amp;uuml;rleri bu sınırlar i&amp;ccedil;erisinde tutmaya yarayan, d&amp;uuml;zenleyici bir prensip olarak g&amp;ouml;rmektedir. Darwin'den &amp;ouml;nceki &amp;ccedil;oğu bilim adamı gibi sınıflandırmanın babası Carolus Linnaeus da t&amp;uuml;rleri sabit g&amp;ouml;rmekte ve bir tasarıma inanmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antik Yunan'da Eflatun da o g&amp;uuml;nk&amp;uuml; bilgisiyle t&amp;uuml;rlerin sabitliğine ve her bir organizmanın ayrı uygunlukta ideal bir pl&amp;acirc;na g&amp;ouml;re tasarlandığına inanıyordu. Bug&amp;uuml;n il&amp;acirc;ve olarak, t&amp;uuml;rlerin katı ve esnek olmayan bir sabitlik yerine belli sınırlar i&amp;ccedil;inde &amp;ouml;nemli değişiklikler ge&amp;ccedil;irebileceği daha mak&amp;ucirc;l g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin teorisinin temel taşı tabi&amp;icirc; seleksiyon olmasına rağmen, hayali evrim s&amp;uuml;re&amp;ccedil;lerinin &amp;quot;yaratıcı potansiyelini&amp;quot; sadece tabi&amp;icirc; seleksiyona bağlamanın m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olmadığı g&amp;ouml;r&amp;uuml;lm&amp;uuml;şt&amp;uuml;. Darwin de tabi&amp;icirc; seleksiyonun, &amp;uuml;zerinde iş g&amp;ouml;rebileceği varyasyonların olması gerektiğini fark etmiştir. Z&amp;icirc;r&amp;acirc;, tabi&amp;icirc; seleksiyon hakiki m&amp;acirc;n&amp;acirc;da yeni &amp;ouml;zellikler &amp;uuml;retmemekte, sadece var olan &amp;ouml;zellikler &amp;uuml;zerinde rol oynamaktadır. Darwin bunu şu şekilde ifade etmiştir: &amp;quot;Avantajlı varyasyonlar meydana gelmediği s&amp;uuml;rece, tabi&amp;icirc; seleksiyon hi&amp;ccedil;bir şey yapamaz.&amp;quot;7&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, o zaman tabi&amp;icirc; seleksiyonun &amp;uuml;zerinde işleyeceği, yeni &amp;ouml;zellikler ve yapıların meydana gelmesini sağlayan faydalı varyasyonların, -evrimci yeniliklerin- kaynağı nedir? Bu avantajlı varyasyonlar nasıl ortaya &amp;ccedil;ıkacaktır? Tabii ki o g&amp;uuml;n hen&amp;uuml;z genetik diye bir bilim dalı olmadığından Darwin bunun farkında değildi. Z&amp;uuml;rafaları ele alalım. B&amp;ouml;yle bir yaratık nasıl evrimleşebilmiştir? &amp;Ccedil;ok uzun bacakları, alabildiğine uzun boynu ve sıra dışı duruşu, her şeyinin kendisini tehlikeye atacak şekilde, normalin dışında bir yaratık olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;r&amp;uuml;r. Ancak z&amp;uuml;rafanın b&amp;uuml;t&amp;uuml;n organları, anatomisi ve fizyolojisiyle birbirleri ile fevkal&amp;acirc;de uyumlu, ahenkli ve &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;l&amp;uuml;d&amp;uuml;r. B&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir kolaylıkla hareket eder ve &amp;ouml;yle g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; bir tekme atar ki, &amp;ccedil;ok az sayıda tabi&amp;icirc; d&amp;uuml;şmanı vardır. Bu y&amp;uuml;zden z&amp;uuml;rafaların garip v&amp;uuml;cut şekillerini evrim izah edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin'den &amp;ouml;nceki, bir evrimci olan Jean Baptiste de Lamarck (1744&amp;ndash;1829), z&amp;uuml;rafaların uzun boyunlarının, ağa&amp;ccedil;ların &amp;uuml;st dallarında kalan yaprakları yemek i&amp;ccedil;in s&amp;uuml;rekli şekilde yukarıya uzanmalarının bir neticesi olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. Lamarck'ın evrim teorisinde, z&amp;uuml;rafaların boyunları, onların daha y&amp;uuml;kseğe ulaşma ihtiya&amp;ccedil;larının bir neticesi olarak g&amp;ouml;r&amp;uuml;lm&amp;uuml;ş ve bu değişme gelecek nesillere aktarılmıştır, sonunda z&amp;uuml;rafaların boyunları gittik&amp;ccedil;e uzamıştır. G&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde ise bilim adamları, v&amp;uuml;cut yapılarının bir organizmanın ihtiya&amp;ccedil;larına ve hayat şartlarına karşılık olarak kalıtım yoluyla değişmediğini bildiklerinden Lamarck'ın teorisi kabul g&amp;ouml;rmemektedir. Eğer &amp;ouml;yle olsaydı, olimpiyat yarışmacılarının daha hızlı yarışmacılar doğurması ve d&amp;acirc;hilerin &amp;ccedil;ocuklarının ebeveynlerinden daha da zeki olmaları gerekirdi ki, karşılaşılan durum genellikle b&amp;ouml;yle değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin'in tabi&amp;icirc; seleksiyon teorisi, başlangı&amp;ccedil;ta Lamarck'ın a&amp;ccedil;ıklamasına olan merakı artırmıştı. Darwin, yeni ve gelişmiş &amp;ouml;zellikleri ortaya &amp;ccedil;ıkaracak &amp;ccedil;evre yerine, organizmaların i&amp;ccedil;erisinde var olan ve daha sonra &amp;ccedil;evre tarafından ya korunacak yahut ayıklanacak yeni &amp;ouml;zellikleri netice veren bir şeye inanıyordu. Lamarck bir organizmanın, hayatta kalabilmek ve ihtiya&amp;ccedil;larını karşılayabilmek ve bu faydasını gelecek nesillere aktarabilmek i&amp;ccedil;in daha uzun bir boyuna olan ihtiya&amp;ccedil; &amp;uuml;zerinde durmuştur. Darwin ise, &amp;ccedil;evrenin daha uzun boyunlu organizmalar lehindeki ve daha sonra da meydana gelen her ne ise &amp;ndash;z&amp;uuml;rafanın ortaya &amp;ccedil;ıkması gibi- onun korunması &amp;uuml;zerindeki rol&amp;uuml;ne dikkat &amp;ccedil;ekmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://3.bp.blogspot.com/-PYoosxzXpBE/Thxx1n0KggI/AAAAAAAAB_A/xTBo4tbevk0/s1600/4-74.jpg" /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;B&amp;ouml;ylece, &amp;ccedil;evreninin tabi&amp;icirc; seleksiyondaki rol&amp;uuml;ne ek olarak, Darwin organizmaların i&amp;ccedil;erisinde olup, yeni &amp;ouml;zellikler netice verecek bir şeye de ihtiya&amp;ccedil; duymuştur. Organizmaların i&amp;ccedil;erisindeki k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k değişikliklere sebep olma imk&amp;acirc;nı verilmiş varyasyonlar tabi&amp;icirc; seleksiyon tarafından elendik&amp;ccedil;e, bunların o g&amp;uuml;n bilinmeyen genetik kaynağı, yeni &amp;ouml;zellikler &amp;uuml;retecek, daha sonra da Darwin'e g&amp;ouml;re bu &amp;ouml;zellikler tamamen yeni organizmalar &amp;uuml;retmek i&amp;ccedil;in birikecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, canlılardaki zenginliğin kaynağının ne olduğunu Darwin bilmiyordu. Darwinizm'in modern formu olan Neo-Darwinizm, varyasyonların kaynağının DNA'daki tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; değişmeler olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;r. Ancak, varyasyonların kaynağının ne olduğunu bilmemesinin ve bunu &amp;ouml;nemsememesinin dışında, Darwin varyasyonların ge&amp;ccedil;işine d&amp;acirc;ir yine de bir fikir &amp;uuml;retmiştir. Darwin i&amp;ccedil;in veraset (kalıtım), anne babadan gelen &amp;ouml;zelliklerin bir karışımı veya harmanlamasıydı. Darwin'in kalıtıma ait harmanlama teorisine g&amp;ouml;re, yavrular &amp;ouml;zellikleri bakımından anne ve babalarının arasında olmalıdır, sadece fizik&amp;icirc; g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;m a&amp;ccedil;ısından değil, aynı zamanda yavrular, aldıkları ve devam ettirecekleri kalıtım materyali a&amp;ccedil;ısından da anne babalarının arasında bulunmalıdır. Mesel&amp;acirc;, harmanlama teorisine g&amp;ouml;re, eğer bir kırmızı g&amp;uuml;l ile beyaz g&amp;uuml;l &amp;ccedil;aprazlanırsa, elde edilen &amp;ccedil;i&amp;ccedil;eklerin hepsi harmanlanmış yani pembe renkte olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, eğer bu pembe &amp;ccedil;i&amp;ccedil;ekler yeniden birbirleri ile &amp;ccedil;aprazlanırsa o zaman ne meydana gelir? Darwin'in harmanlama teorisine g&amp;ouml;re, bu &amp;ccedil;aprazlamadan meydana gelecek yavrular yine pembe olmalıdır ve bu durum nesiller boyunca bu şekilde gitmelidir. Bu şekilde, kırmızı ve beyaz &amp;ccedil;i&amp;ccedil;ekler bir m&amp;uuml;ddet sonra ortadan kaybolacaklar ve sadece pembe g&amp;uuml;ller kalacaktır. Peki bu, ger&amp;ccedil;ekte olan bir şey midir? B&amp;ouml;yle bir harmanlamanın ger&amp;ccedil;ekte olup olmadığı deneyle test edilebilir. Kırmızı ve beyaz g&amp;uuml;ller &amp;ccedil;aprazlandığında, ilk nesil pembe g&amp;uuml;llerden meydana gelir. Fakat, ilk nesildeki bu pembe g&amp;uuml;ller, tekrar birbirleri ile &amp;ccedil;aprazlandığında, kırmızı ve beyaz g&amp;uuml;ller ikinci nesilde geri d&amp;ouml;nerler. Kırmızı ve beyaz g&amp;ouml;r&amp;uuml;nen g&amp;uuml;ller, &amp;ouml;nce gizlenmiş sonra yeniden ortaya &amp;ccedil;ıkmıştır. Bu g&amp;ouml;stermektedir ki, harmanlama veya karıştırma kalıtım teorisi yanlıştır. Bu teoriler (yanlış bir şekilde), pembe &amp;ccedil;i&amp;ccedil;eklerin &amp;ccedil;aprazlandığında hep pembe kalacaklarını tahmin eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, harmanlama kalıtımı farklılık değil, aynılık &amp;uuml;retir. Yeni &amp;ccedil;eşitlerin nasıl ortaya &amp;ccedil;ıktığını a&amp;ccedil;ıklayamaz. Bu y&amp;uuml;zden, Darwin'in teorisi, kendisinin kalıtım g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;yle uyuşmamaktadır. Tabi&amp;icirc; seleksiyona g&amp;ouml;re, avantajlı yeni bir &amp;ouml;zellik hem korunmak, hem de saf ve yoğun olarak yeni nesillere iletilmek mecburiyetindedir. Ancak, harmanlayıcı kalıtım, &amp;ouml;zelliklerin bir nesilden bir nesle seyreltilmeden ge&amp;ccedil;mesine izin vermemektedir. Darwin bu tutarsızlığı kabul etmese de, onun harmanlayıcı kalıtım teorisi, tabi&amp;icirc; seleksiyon ile meydana gelecek bir evrimi imk&amp;acirc;nsız duruma getirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipnotlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Darwin, C. (1859): On the Origin of Species. Facsimile 1st ed. Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 1964.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Dawkins, R. (1986): The Blind Watchmaker. Norton Company. NewYork.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Pinker, S. (1997): How the Mind Works. Norton Company. NewYork.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Kauffman, S. (2000): Investigations. Oxford University Press, NewYork.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Goodwin, B. (1994): How the Leopard Changed Its Spots: The Evolution of Complexity. Scribner's, NewYork. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Laughlin, R.B. (2005): A Different Universe. Basic Books, New York, p168-169.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Darwin, C. (1859): On the Origin of Species, s. 82.&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#800080"&gt;&lt;span class="renk6"&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;font face="Arial"&gt;&lt;/font&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font color="#800080" size="4" face="Arial"&gt;&lt;strong&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-4-subat-2011.html&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-183053811625264859?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/183053811625264859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/bilim-yaratls-diyor-4.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/183053811625264859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/183053811625264859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/bilim-yaratls-diyor-4.html' title='Bilim &apos;Yaratılış&apos; Diyor -4'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-6COASZ8VR9M/Thxxa4hXFmI/AAAAAAAAB-o/OEc6lOixatw/s72-c/1-471.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-5774955652842044682</id><published>2011-07-12T08:57:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T09:11:15.304-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Bilim 'Yaratılış' Diyor -3</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" width="400" height="217" src="http://2.bp.blogspot.com/-6ibY0FZOXkE/ThxvYJrbE4I/AAAAAAAAB-Y/zfq3vkaXMF8/s1600/1-2469.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;Bilim 'Yaratılış' Diyor -3 &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Evrimciler, &amp;ccedil;arpıtılmış fosil kayıtlarına, genetik lisanın (DNA) z&amp;acirc;hirdeki benzerliğine ve beynin b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;ne, insanın evrimini desteklemek i&amp;ccedil;in şartlı baktıklarından, insanların maymun benzeri atalardan evrimleştiğini iddia ederler. Onlara g&amp;ouml;re insanlar ve maymunlar ortak fizik&amp;icirc; yapıları paylaşmaktadır (mesel&amp;acirc;, kemikler, kafatası kapasitesi ve DNA dizileri gibi). H&amp;acirc;lbuki farklı bir nazarla bakıldığında bu kısm&amp;icirc; benzerlikler, aynı d&amp;uuml;nyada benzer şartlarda yaşayan canlılara, benzer pl&amp;acirc;na sahip organların verilmesi veya &amp;ccedil;alışmalarında boyalar, fır&amp;ccedil;alar ve tuval gibi aynı malzemeyi kullanan bir ressamın her eserinde yeni ve farklı g&amp;uuml;zellikler g&amp;ouml;stermesi gibi de değerlendirilebilir. Dolayısıyla malzemenin ve bazı temel pl&amp;acirc;nların benzer olması sadece Sanatk&amp;acirc;r'ın birliğini g&amp;ouml;sterir. Kum, &amp;ccedil;imento, demir gibi malzemeler kullanılarak yapılan basit ve tek katlı bir evden g&amp;ouml;kdelenlere ve fabrikalara kadar y&amp;uuml;zlerce farklı bina birbirinden t&amp;uuml;rememiş, aksine her biri akıllı ve ilim sahibi bir mimarın elinden &amp;ccedil;ıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimciler anatomik organlardaki kısm&amp;icirc; benzerliğin zayıf bir delil olduğunu bildiklerinden bunu desteklemek i&amp;ccedil;in, insanlar ile iddia edilen maymun benzeri ataları arasındaki zihn&amp;icirc; kabiliyetler ve davranış hususiyetlerinin benzerliklerine de bakarlar. Mesel&amp;acirc;, insanın lisan bilgisinin ve konuşma kabiliyetinin, hayvanların haberleşme sistemlerinin evrimle gelişmesi neticesinde ortaya &amp;ccedil;ıktığını iddia ederler; ancak buna ait deliller de inandırıcı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maymunların basit sembolik el hareketleriyle ilgili kabiliyetlerini ele alalım. Sadece maymunlara değil, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n hayvanların fıtratlarına, onların mevcut organlarıyla ortaya koyabilecekleri kendi t&amp;uuml;rlerine has, bir haberleşme ve hemcinsleriyle anlaşma tarzı bir nevi ilh&amp;acirc;m yerleştirilmiştir. Nitekim Kur'an-ı Ker&amp;icirc;m'deki &amp;quot;arıya vahyettik&amp;quot;(Nahl,16/68) beyanından b&amp;uuml;t&amp;uuml;n hayvanlara hayatlarını s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rmeleri i&amp;ccedil;in gereken davranış hususiyetlerinin verildiğini anlıyoruz. Maymunlar da mevcut potansiyelleri &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evesinde bazı fizyolojik ihtiya&amp;ccedil;larını yerine getirmek i&amp;ccedil;in hemcinsleriyle anlaşma kabiliyetine sahiptir. Evrimci bir Antropolog olan Barbara King, bir maymunun &amp;ouml;zel bir i&amp;ccedil;eceğe karşı damak tadının geliştiğini ve o tadı belirtmek i&amp;ccedil;in sembolik bir işaret dili &amp;ouml;ğrendiğini bildirmektedir.1 King evrimci bir bakışla, bu kabiliyeti, maymunlarla olan ge&amp;ccedil;mişimizde olduğu iddia edilen ortak atayı destekleyecek şekilde yorumlamaktadır. Fakat maymunun ger&amp;ccedil;ekte bu i&amp;ccedil;ecek hakkında bildiği şey, &amp;quot;tadı g&amp;uuml;zel gazlı sarı bir sıvıdan&amp;quot; başka bir şey değildir. Bu hususta maymunlara &amp;uuml;st&amp;uuml; kapalı şekilde bir lisan tecr&amp;uuml;besi atfedilse bile, bu onların insanla ortak atadan geldiğine bir delil olamaz.2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir maymun, ger&amp;ccedil;ek m&amp;acirc;n&amp;acirc;da bir meyve suyunun ne olduğu, meyvelerin ezilerek kaynatılması ve sulandırılarak i&amp;ccedil;ecek haline getirilmesi, daha sonra karbonatlanması neticesi meydan gelmiş asitli bir i&amp;ccedil;ecek olduğu konusunda bir fikre sahip midir? Bir maymun bu kavramı ve i&amp;ccedil;eceğin ne olduğunu kavrayabilmek i&amp;ccedil;in bununla ilgili diğer kavramları elde edebilir mi? Bu kavramı, insanların yaptığı şekilde sınırsız sayıda uygun metnin i&amp;ccedil;erisine uygun şekilde yerleştirebilir mi? Asla kabul edilemeyecek bu durumun zorluğu, insan ve maymunların zihin kapasiteleri arasındaki benzerlikleri değil, tam aksine aradaki b&amp;uuml;y&amp;uuml;k farklılığı g&amp;ouml;stermektedir. Maymunların ve diğer hayvanların haberleşme sistemleri ile insanın konuşması arasında evrimle aşılamayacak b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir u&amp;ccedil;urum vardır. 20. y&amp;uuml;zyılın &amp;ouml;nde dilbilimcilerinden, Noam Chomsky bu konuya ışık tutacak bir beyanda bulunur: &amp;quot;İnsan dili &amp;uuml;zerine &amp;ccedil;alıştığımız zaman, belki de 'insanın mahiyeti' olarak adlandırılacak lisan kabiliyetinin, insana has ve onun aşkın yanından ayrılamayacak olan, ferd&amp;icirc; veya i&amp;ccedil;tima&amp;icirc; b&amp;uuml;t&amp;uuml;n y&amp;ouml;nlerini i&amp;ccedil;ine alan, aklın kendine has ve insanı diğer canlılardan ayıran y&amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; keşfettiğimiz d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;lebilir... Bir dili kullanırken kişi, kendi tecr&amp;uuml;beleri a&amp;ccedil;ısından yeni olan, eski birikimlerine bağlı kelime dağarcığından ge&amp;ccedil;irilmiş sayısız miktarda ifadeyi anlayabilir; karşı karşıya kaldığı yeni durumlar i&amp;ccedil;in o şartlara uygun ifadeler &amp;uuml;retebilir ve bu esrarlı kabiliyeti taşıyan diğer fertlerin ne dediklerini anlayabilir. Sıradan dilin bu &amp;uuml;retici ve gelişmeye a&amp;ccedil;ık hamleci y&amp;ouml;n&amp;uuml;, insan dilini bilinen diğer hayvan iletişim sistemlerinden ayıran temel bir fakt&amp;ouml;rd&amp;uuml;r.&amp;quot;3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chomsky yukarıdaki ifadesiyle, evrimci literat&amp;uuml;rdeki kl&amp;acirc;sik tuzağa cevap vermektedir. Z&amp;icirc;r&amp;acirc; bir&amp;ccedil;ok evrimci, insanlar ve maymunlar (veya genel olarak diğer hayvanlarla) arasındaki basit benzerlikleri maymunları y&amp;uuml;kseltmek i&amp;ccedil;in değil, tersine insanları al&amp;ccedil;altmak i&amp;ccedil;in kullanmaktadır. Bilhassa, b&amp;ouml;yle evrimciler benzerliğin temelini oluşturan insanlığımıza ait &amp;ouml;zellikleri aşağı ve geri g&amp;ouml;sterirler. İnsanlar ve maymunlar her ikisi de haberleşme sistemine sahip oldukları i&amp;ccedil;in, insan dilinin, maymun haberleşme sisteminin daha m&amp;uuml;kemmelleşmiş (daha &amp;ccedil;ok evrimleşmiş) bir &amp;ccedil;eşidi olduğu s&amp;ouml;ylerler. Ancak durum hi&amp;ccedil; de onların s&amp;ouml;ylediği gibi değildir. İnsan dili, farklı durum, konum ve şartlara sayısız uyum g&amp;ouml;sterebilme, yeni kavramlar ve metaforlar &amp;uuml;retebilme kabiliyeti ile iletişim sistemleri i&amp;ccedil;erisinde hayvanlarda eşi-benzeri g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmeyen bir iletişim sistemidir. Jonathan Marks, bu durumu ş&amp;ouml;yle &amp;ouml;zetler: &amp;quot;B&amp;uuml;t&amp;uuml;n dallarda maymunlarla yapılan işaret dili deneylerinde ortaya &amp;ccedil;ıkan &amp;uuml;&amp;ccedil; şey a&amp;ccedil;ıktır. Bir, maymunlar kendilerine insanlar tarafından sunulan bir sembol sistemini sınırlı olarak kullanma ve onunla bazı temel ihtiya&amp;ccedil;lar konusunda m&amp;uuml;nasebet kurma kabiliyetine ger&amp;ccedil;ekten sahiptir. İki, ama maalesef, s&amp;ouml;yleyecek hi&amp;ccedil;bir şeyleri yoktur. Ve &amp;uuml;&amp;ccedil;, tabi&amp;icirc; hayatlarında bu tarz sistemleri kullanmamaktadırlar.&amp;quot;2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://1.bp.blogspot.com/-P4jXIc5wQCI/ThxvefW1HjI/AAAAAAAAB-g/003Yds1Os48/s1600/2-51470.jpg" /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Aynı şekilde, evrimciler insan zek&amp;acirc;sını, maymunların ve diğer hayvanların zek&amp;acirc;larıyla karşılaştırırken, insan zek&amp;acirc;sını k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;mseme eğilimindedirler. Evrimcilere g&amp;ouml;re, zek&amp;acirc;, bizim ve diğer hayvanlar tarafından, hayatta kalma ve &amp;uuml;remedeki değerinden &amp;ouml;t&amp;uuml;r&amp;uuml; elde edilmiş, tabi&amp;icirc; seleksiyonun n&amp;ouml;ronları işleyerek ortaya &amp;ccedil;ıkardığı bir &amp;uuml;r&amp;uuml;nd&amp;uuml;r. Darwinciler bizim zek&amp;acirc;mızla d&amp;uuml;nya arasında bulunan hikmetli uyumu tabi&amp;icirc; seleksiyona atfederler. Ancak zek&amp;acirc;, evrimcilerin bu tanımdan &amp;ccedil;ok, hayvanların temel bir &amp;ouml;zelliği, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n canlılara hayat veren İl&amp;acirc;h&amp;icirc; yaratma g&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml;n tecellisi olan bir prensiptir. Biraz daha a&amp;ccedil;arsak, her canlının hayatını s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rmesi i&amp;ccedil;in gerekli olan donanımını nasıl kullanacağını belirleyen İl&amp;acirc;h&amp;icirc; kaynaklı bir sevktir. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n biyofizik&amp;icirc; &amp;acirc;lemde g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z olağan&amp;uuml;st&amp;uuml; sanatlı yapıların işleyişini y&amp;ouml;nlendiren, hayatlarını s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rebilmeleri i&amp;ccedil;in gerekli hikmetli bilgiyi hayvanlara zihn&amp;icirc; kapasiteler şeklinde -ve en &amp;uuml;st seviyede de insana- y&amp;uuml;kleyen bir olgudur. Bizim zek&amp;acirc;mız d&amp;uuml;nyayı anlayarak yaşama i&amp;ccedil;in gerekli olan potansiyel kabiliyete sahiptir ve bu, zek&amp;acirc;yı her canlının ihtiyacına g&amp;ouml;re veren Yaratıcı'mıza işaret etmektedir. Bir solucanın, b&amp;ouml;ceğin veya balığın hayatta kalması i&amp;ccedil;in sergilemesi gereken sevk-i İl&amp;acirc;h&amp;icirc; şeklinde tezah&amp;uuml;r eden &amp;quot;zekice&amp;quot; davranışları bir t&amp;uuml;r zek&amp;acirc; &amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;d&amp;uuml;r. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n canlılar değişik seviyelerde bu t&amp;uuml;r davranışlar sergiler. Arının kovanını inşa etmesi, &amp;ouml;r&amp;uuml;mceğin ağı ile tuzak kurması, kuşların g&amp;ouml;&amp;ccedil; yollarını bulması şeklinde tezah&amp;uuml;r eden davranışları, akıl, şuur, irade gibi sadece insana has vasıfların dışında yaratılış g&amp;acirc;yelerini yerine getirmek i&amp;ccedil;in verilmiş zek&amp;acirc;larını g&amp;ouml;sterir. İşte tam burada evrimciler b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir a&amp;ccedil;maz i&amp;ccedil;ine girerler. Z&amp;icirc;r&amp;acirc;, sınırsız sayıda sergilenebilecek davranış i&amp;ccedil;inden, hayvanın anatomisine, fizyolojisine ve b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bir ekosisteme uygun gelecek en m&amp;uuml;kemmel ve uygun kalıpların se&amp;ccedil;ilmesi ancak k&amp;uuml;ll&amp;icirc; irade ve şuur sahibi bir Yaratıcı'yı g&amp;ouml;sterir, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bunlar tesad&amp;uuml;flerin oyuncağı şuursuz tabiat kuvvetlerine verilemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca omurgasız bir canlının, mesel&amp;acirc; bir b&amp;ouml;ceğin veya &amp;ouml;r&amp;uuml;mceğin zekice davranışlarının onun beyin dokusunda nasıl ortaya &amp;ccedil;ıktığını bir kenara bıraksak bile, evrimin akılsız ve şuursuz mekanizmalarının zek&amp;acirc; gibi madde dışı, mahiyeti me&amp;ccedil;hul bir fenomeni, pl&amp;acirc;nlı bir şekilde geliştirerek, omurgalı sınıflarının her birine uygun stratejiler &amp;uuml;retecek bi&amp;ccedil;imde nasıl evrimleştirdiği hi&amp;ccedil;bir madd&amp;icirc; mekanizma ile izah edilemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zek&amp;acirc;ya, tabi&amp;icirc; seleksiyonun bir &amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml; olarak bakıldığında, sadece hayatta kalmak ve &amp;ccedil;oğalmak i&amp;ccedil;in bir ara&amp;ccedil;tır. B&amp;ouml;yle bir aracın, d&amp;uuml;nya hakkında bize doğru bilgi vermek ve d&amp;uuml;nyayı ger&amp;ccedil;ek m&amp;acirc;n&amp;acirc;sıyla idr&amp;acirc;k etmek gibi bir vazifesi yoktur. Darwin'in de kabul ettiği gibi, evrimi ortaya &amp;ccedil;ıkardığı iddia edilen s&amp;uuml;re&amp;ccedil;ler, hakikatin doğru şekilde sunulmasına hi&amp;ccedil;bir fayda sağlamaz. Ger&amp;ccedil;ekten de evrime atfedilen prensiplere g&amp;ouml;re, zek&amp;acirc;mız yaşadığımız &amp;acirc;lemi anlama pahasına daha &amp;ccedil;ok menfaat ve zevk adına &amp;ccedil;alışıyor gibidir. Zek&amp;acirc;nın bu g&amp;uuml;c&amp;uuml; akıl ve vicdanla dengelenmediği takdirde insanlığın başına sıkıntıdan başka bir şey getirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin kendisi de bu sıkıntıyı hissetmiştir: &amp;quot;Daha ilkel hayvanların aklından gelişen insan aklına inanmanın bir değeri var mıdır yahut bu tamamen g&amp;uuml;venilir midir, şu korkun&amp;ccedil; ş&amp;uuml;phe her zaman aklıma gelir.&amp;quot; demiştir.4 Eğer evrim teorisi, daha ilkel hayvanların aklından gelişen insan aklının bir &amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml; ise, neyi temel alarak evrim teorisine g&amp;uuml;veneceğiz? İnsan aklının nasıl ortaya &amp;ccedil;ıktığının bir a&amp;ccedil;ıklaması olarak Darwin teorisi, kendi i&amp;ccedil;inde uyumlu olmadığına kendisi işaret eden bir teoridir, bir başka deyişle, mantık&amp;icirc; a&amp;ccedil;ıdan teori kendi kendini &amp;ccedil;&amp;uuml;r&amp;uuml;tmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimciler insanın ayrıcalığının &amp;uuml;zerinde durmak yerine, insanın hayvanlarla olan ortaklığı &amp;uuml;zerinde durma eğilimindedirler. Maymunla insanın ortak atasından, yırtıcılarla ortak ataya, kemiricilerle ortak ataya, s&amp;uuml;r&amp;uuml;ngen ve kuşlarla ortak ataya ve nihayetinde hayatın başlangıcına kadar geriye giden bir ortak ataya varma g&amp;acirc;yelerini tahakkuk ettireceklerini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;rler. Fakat b&amp;uuml;t&amp;uuml;n hayvanlar i&amp;ccedil;inde hi&amp;ccedil;birisi uzaktan ve yakından insan aklı ve zek&amp;acirc;sıyla boy &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;şebilecek seviyede değildir. Yunus, fok, şempanze, k&amp;ouml;pek, fil, papağan gibi bilhassa eğitilerek sirklerde g&amp;ouml;steri yaptırılan hayvanların marifetlerini evrimleşme yolunda yarım kalmış zek&amp;acirc;lar gibi yorumlamak sadece dar bir bakış a&amp;ccedil;ısına mahk&amp;ucirc;mluktur. Bu hayvanların kısm&amp;icirc; bazı şeyleri &amp;ouml;ğrenebilmeleri onların sahip olduğu zek&amp;acirc; potansiyeli d&amp;acirc;hilindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zek&amp;acirc; ve akıl fonksiyonlarının insana has keyfiyetiyle tezah&amp;uuml;r etmesini beyin dokusundaki n&amp;ouml;ronların tabi&amp;icirc; seleksiyonla belli b&amp;ouml;lgelerdeki gruplaşmasına ve sinir ağları arasındaki kompleks yolların gelişmesine bağlayan evrimin, bilhassa konuşma ve zek&amp;acirc;ya ait marifetlerin ortaya &amp;ccedil;ıkışı hususunda s&amp;ouml;yleyeceği hi&amp;ccedil;bir şey yoktur. İşitme, g&amp;ouml;rme, koku ve tat gibi madd&amp;icirc; duyulara ait milyarlarca h&amp;uuml;crenin ittifakıyla kurulmuş yerleri az &amp;ccedil;ok belli beyindeki merkezlerin her birinin eksiksiz fonksiyon g&amp;ouml;rmesini bile tesad&amp;uuml;flerin ortaya &amp;ccedil;ıkardığı mutasyonlarla izah edemezken, lisana ait kelime &amp;ouml;ğrenme, hafızada tutma, nesnelerin isimleri ile m&amp;acirc;n&amp;acirc;ları arasında irtibat kurma, kelimeleri m&amp;acirc;n&amp;acirc;lı c&amp;uuml;mleler h&amp;acirc;linde dizme, bununla ses telleri, dil, dişler ve dudak hareketleri arasında bağlantılar ihdas etme, konuşulan mevzua g&amp;ouml;re uygun el hareketleri ve y&amp;uuml;z ifadelerinin otomatik ayarlanması gibi hususlar en m&amp;uuml;kemmel bilgisayarların bile altından kalkamayacağı s&amp;uuml;per kompleks d&amp;uuml;zenlemelerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde ile m&amp;acirc;n&amp;acirc; &amp;acirc;lemi arasında diyalog kurmamıza, medeniyet inşa etmemize, ferd&amp;icirc; ve i&amp;ccedil;tima&amp;icirc; m&amp;uuml;nasebetleri d&amp;uuml;zenlememize, kısacası insanlığımızı ortaya koymamıza vesile olan, lisan ve zek&amp;acirc; gibi unsurların yukarıda kabaca saydığımız kademelerden ge&amp;ccedil;erek tezah&amp;uuml;r etmesini; tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; evrim mekanizmalarına ve tabi&amp;icirc; seleksiyonun baskısına vermek, en kibar ifadesiyle &amp;quot;g&amp;uuml;l&amp;uuml;n&amp;ccedil;&amp;quot; h&amp;acirc;le gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihn&amp;icirc; kabiliyetlerimizin sadece beyin fonksiyonlarımızın bir &amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml; olduğunu iddia etmek veya bu kabiliyetleri n&amp;ouml;ronların elektrik&amp;icirc; ve biyokimyev&amp;icirc; hususiyetlerine indirgemek, insanlardaki matematik, felsefe, din gibi y&amp;uuml;ksek zihn&amp;icirc; kabiliyetler gerektiren d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce ve tefekk&amp;uuml;r d&amp;uuml;nyasını da &amp;ccedil;ok basite almak demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahl&amp;acirc;k, i&amp;ccedil;tima&amp;icirc; fedak&amp;acirc;rlık ve fazilet gibi y&amp;uuml;ksek mefk&amp;ucirc;relerin kaynağı evrim olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı insan yapan hususiyetler i&amp;ccedil;erisinde, evrim teorisi i&amp;ccedil;in en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k zorluğu oluşturan sadece sıra dışı zihn&amp;icirc; kabiliyetler değildir. Ahl&amp;acirc;k ve bilhassa da fedak&amp;acirc;rlık gibi duygu ve d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce d&amp;uuml;nyasına ait kavramlar i&amp;ccedil;in ne denebilir? Bir kısım insanların mantıklı hi&amp;ccedil;bir m&amp;uuml;k&amp;acirc;fat alma şansı olmadığı h&amp;acirc;lde isteyerek bir başkası i&amp;ccedil;in kendisini riske atması veya feda etmesine ne denebilir? Evrim bu tarz fiilleri nasıl a&amp;ccedil;ıklamaktadır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimci psikolojiye g&amp;ouml;re, insanlar ve maymunlar, ahl&amp;acirc;k&amp;icirc; normlar tarafından yapılandırılmış sosyal &amp;ccedil;evrelerde yaşar. Bu da birlikte &amp;ccedil;alışmayı kolaylaştırır fedak&amp;acirc;rca davranmamız i&amp;ccedil;in bizi birbirimize yardım ettirir. Bu y&amp;uuml;zden, evrimci prensiplere g&amp;ouml;re, fedak&amp;acirc;rlık (alturizm) hayatta kalmayı ve &amp;uuml;remeyi kolaylaştırıcı, onlara hizmet eden bir stratejidir. Buna g&amp;ouml;re fedak&amp;acirc;rlık kendini feda etmeyi bile gerektirebilir; ancak yine de soyu ile kan bağı olan diğerlerinin hayatta kalmasına fayda sağlar, b&amp;ouml;ylece şahsın kendi genlerinin devamı sağlanır ve bu y&amp;uuml;zden de evrim tarafından desteklenir. Dikkat edilmesi gereken bir nokta, insanların, belirli bir bedeli olmasına rağmen diğer kişilere karşı sergilediği fedak&amp;acirc;rlığın, evrimci psikologlar tarafından sadece evrim &amp;ccedil;arklarının d&amp;ouml;nmesini kolaylaştıran bir makine yağı gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrim inancına g&amp;ouml;re &amp;quot;Ahl&amp;acirc;klılık veya bizim ahl&amp;acirc;ka olan sıkı inancımız, sadece &amp;uuml;reyen sonumuzu ileri g&amp;ouml;t&amp;uuml;rmemiz i&amp;ccedil;in bize yerleştirilmiş bir adaptasyondur. Bundan dolayı, ahl&amp;acirc;kın temelleri Allah'ın emir ve isteklerinin tebliğ edildiği bir dine dayanmaz. Diğer bir m&amp;acirc;n&amp;acirc;da, etik genlerimiz tarafından bize yerleştirilmiş ve bizi işbirliği yapmaya sevk eden bir ill&amp;uuml;zyondur. Ger&amp;ccedil;eklik zemini olmayan bir şeydir.&amp;quot;5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden &amp;ouml;nce evrim teorisi ve onun evrimin motor g&amp;uuml;c&amp;uuml; olarak g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; tabi&amp;icirc; seleksiyon prensibi i&amp;ccedil;in ger&amp;ccedil;ek deliller, &amp;ccedil;ok zayıftır. Bu y&amp;uuml;zden, evrimci psikolojiyi, &amp;ccedil;ağdaş evrim teorisine dayandırmak, kumdan yapılmış bir kulenin tepesine kartlardan ev yapmaya benzer. Ahl&amp;acirc;k sahibi olmayla al&amp;acirc;kalı evrimci g&amp;ouml;r&amp;uuml;şleri, bizim ahl&amp;acirc;k&amp;icirc; hayatımızın ger&amp;ccedil;ekleriyle &amp;ccedil;evrelenmemektedir. Aslında, insanlar evrimci prensiplerin mantığı ile a&amp;ccedil;ıklanamayacak fedak&amp;acirc;rlık davranışları sergilerler. Fedak&amp;acirc;rlık, bir insan davranışı olarak, evrimci mantığın almayacağı bir şekilde, her zaman basit bir al g&amp;uuml;l&amp;uuml;m ver g&amp;uuml;l&amp;uuml;m değildir. &amp;Uuml;reme i&amp;ccedil;g&amp;uuml;d&amp;uuml;s&amp;uuml;yle de izah edilemez. Bu sahada &amp;ccedil;alışan Biyolog Jeffrey Schloss, ş&amp;ouml;yle demektedir: &amp;quot;B&amp;uuml;y&amp;uuml;k fel&amp;acirc;ketler (bazı savaşlardan ve katliamlardan &amp;ouml;rnekler veriyor) sırasında insanlığa yardım elini uzatan fedak&amp;acirc;r insanlar tabi&amp;icirc; seleksiyoncuların beklentilerinin tamamen aksine yardım &amp;ouml;rnekleri sergilemişlerdir. Kurtarma s&amp;uuml;re&amp;ccedil;lerinde &amp;ouml;l&amp;uuml;m riski sadece bariz ve devamlı olmayıp, kurtarıcılarla da sınırlı değildi. Kurtarıcıların aileleri ve arkadaşları hepsi de tehlike altındaydı. Buna ek olarak, aileler &amp;ouml;l&amp;uuml;mden ka&amp;ccedil;salar da, genellikle, yiyecek kıtlığı, kalacak yer bulma problemi, i&amp;ccedil;tima&amp;icirc; m&amp;uuml;nasebetlerden tecrit etme, aşırı hiss&amp;icirc; baskılar ve kurtarıcının sahip olduğu hakları kaybetmesi gibi durumlar s&amp;ouml;z konusuydu.&amp;quot;6&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimci etik, bencil genlerinin &amp;ouml;tesine ge&amp;ccedil;en bu fedak&amp;acirc;r insanları nasıl mantıklı bir şekilde a&amp;ccedil;ıklar? Kendisinin &amp;ndash;ve genlerinin- zararına bile olsa başka birinin iyiliğini arayan insana ait bu b&amp;uuml;y&amp;uuml;k iyilik &amp;ouml;zelliği, evrimci ahl&amp;acirc;k i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;mlenemez bir problemdir. Bu tarz akıl y&amp;uuml;r&amp;uuml;tmeler ger&amp;ccedil;eklerle uyuşmamaktadır. Başkaları i&amp;ccedil;in kendini riske atma veya feda etme motivasyonundaki kişilerin genel olarak diğerlerinden daha az adaptasyona uğramış kişiler olduklarına veya şahs&amp;icirc; rahat, stat&amp;uuml; artması veya daha fazla evl&amp;acirc;t veya herhangi bir m&amp;uuml;k&amp;acirc;fat aradıklarına dair, s&amp;uuml;bjektif yorumların dışında ciddi bir delil yoktur. Bu durumda, ş&amp;ouml;yle bir soru akla gelir: Bu insanları motive eden, harekete ge&amp;ccedil;iren ahl&amp;acirc;kın kaynağı nedir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı insan yapan daha bir&amp;ccedil;ok l&amp;acirc;tife veya hususiyetin b&amp;uuml;t&amp;uuml;n&amp;uuml; i&amp;ccedil;in benzer yorumlar yapabiliriz. Vicdan mekanizmasına, tefekk&amp;uuml;r ufkuna ve his d&amp;uuml;nyasına ait bir&amp;ccedil;ok g&amp;uuml;zellik sergileyen insanın bu duygulara ait beyinde bir merkez veya n&amp;ouml;ron grubu aramasının hi&amp;ccedil;bir faydası yoktur. Z&amp;icirc;r&amp;acirc; bu gibi madd&amp;icirc; olmayan tezah&amp;uuml;rlerin kaynağı da maddenin dışında aranmalıdır. İl&amp;acirc;h&amp;icirc; v&amp;acirc;ridat olarak metafizik &amp;acirc;lemden gelen bir kısım his, duygu ve d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncelerin beyin ve v&amp;uuml;cut &amp;uuml;zerinde tesirleri vardır. Ancak beyindeki n&amp;ouml;ronların her birinin tek başına bir akıl ve şuur sahibi olduğuna, vicdan mekanizmalarına ait hisler &amp;uuml;rettiğine d&amp;acirc;ir bir tespit bilinmemektedir. V&amp;uuml;cudun hareket, beş duyu, sindirim, solunum ve dolaşım gibi fizyolojik faaliyetlerine ait b&amp;uuml;t&amp;uuml;n ihtiya&amp;ccedil;ları i&amp;ccedil;in beyinden &amp;uuml;retilen komutların hi&amp;ccedil;biri beynin kendisine ait değildir. Beyin sadece bir aracı istasyon konumunda, Kudret-i Ezel&amp;icirc;ye'nin icraatına sebepler adına perdeleme yapmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipnotlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. King, B. J. (2001): Roots of Human Behaviour, 24-parts audio course (Chantilly, Va.:The Teaching Company).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Marks, J. (2002): What it means to be 98% chimpanzee. Apes, People, and Their Genes. University of California Press Berkeley and Los Angeles.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Chomsky, N. (1972): &amp;quot;Form and Meaning in Natural Languages&amp;quot; in Language and Mind, genişletilmiş baskı (New York: Harcourt, Brace, Jovanovich) p.100&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Darwin, C. (1881): Letter to W. Graham. In Life and Letters of Charles Darwin, (ed) Francis Darwin (New York: Appleton&amp;amp;Co.,1905).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Ruse, M. And Wilson, E. O.(1991): The Evolution of Ethics. in Religion and the Natural Sciences: The Range of Engagement, ed. J. E. Hutchingson (Orlando, Fl.: Harcourt and Brace, p.310.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Schloss, J. (1998): Evolutionary Accounts of Altrusim and the Problem of Goodness by Design. in Mere Creation, ed. W.A. Dembski (Downers Grove, III.: InterVarsity Press, p.251. &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font color="#800080" size="4"&gt;&lt;strong&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font color="#800080" size="4" face="Arial"&gt;&lt;strong&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/bilim-yaratilis-diyor-3-ocak-2011.html&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-5774955652842044682?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/5774955652842044682/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/bilim-yaratls-diyor-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/5774955652842044682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/5774955652842044682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/bilim-yaratls-diyor-3.html' title='Bilim &apos;Yaratılış&apos; Diyor -3'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-6ibY0FZOXkE/ThxvYJrbE4I/AAAAAAAAB-Y/zfq3vkaXMF8/s72-c/1-2469.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-717309460626702879</id><published>2011-07-12T08:51:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T08:57:05.841-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Evrim Denen Yalan -2</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" width="420" height="226" src="http://4.bp.blogspot.com/-2XmuCiqvt6E/ThxuQABVJzI/AAAAAAAAB-A/xVvaBww_2sk/s1600/1-51466.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;font color="#ff0000" size="4"&gt;&lt;strong&gt;Evrim Denen Yalan -2 &lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;İnsanın evrimini a&amp;ccedil;ıklamada olduk&amp;ccedil;a zorlanan evrimciler, en fazla da insan beyninin evrimi konusunda a&amp;ccedil;maza girerler. İnsanlar ile diğer hayvanların (bilhassa maymunların) davranış ve kabiliyetlerindeki farklılığın a&amp;ccedil;ıklanması i&amp;ccedil;in, evrimleşme yolundaki bir maymunsu insan (hominid) beyninin tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; bir organizasyonla veya bir mutasyonla daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ve daha kompleks bir organizasyona sahip olduğunu, bunun da &amp;ouml;nemli bir d&amp;ouml;n&amp;uuml;m noktası teşkil ettiğini savunurlar. Bilhassa, zihn&amp;icirc; kapasiteler ile beynin b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; arasında &amp;ccedil;ok kuvvetli bir m&amp;uuml;nasebet olduğunu s&amp;ouml;ylerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimcilerin, insan beyninin evrimleşirken şu &amp;acirc;n sahip olduğu b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;k ve kompleksliğe nasıl ulaştığına d&amp;acirc;ir iki a&amp;ccedil;ıklaması vardır: Birincisi, tabi&amp;icirc; seleksiyon yoluyla beynimiz evrimleşmiştir; &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir beyne sahip olmak hominid'leri daha zeki, hayatta kalma ve &amp;uuml;reme a&amp;ccedil;ısından daha avantajlı h&amp;acirc;le getirmiştir. İkincisi; Stephen Jay Gould'un savunduğu, daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k hominid beyni başlangı&amp;ccedil;ta tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; evrim s&amp;uuml;re&amp;ccedil;lerinin kaza neticesi &amp;uuml;rettiği bir yan &amp;uuml;r&amp;uuml;nd&amp;uuml;r, bu daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k beyinler, bir m&amp;uuml;ddet var olduktan sonra hominid'ler daha zeki olmaya başlamıştır. İlk g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k beyinleri bir adaptasyon- hemen fayda sunan bir şey- olarak g&amp;ouml;r&amp;uuml;r. İkinci g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş ise, daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k beyinleri bir &amp;ouml;n adaptasyon &amp;ndash; o an i&amp;ccedil;in hemen bir faydası olmayan, ancak daha sonra avantaja d&amp;ouml;n&amp;uuml;şen bir şey- olarak g&amp;ouml;r&amp;uuml;r.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan beyninin olağan&amp;uuml;st&amp;uuml; kabiliyetleri hakkında hi&amp;ccedil; kimsenin bir ş&amp;uuml;phesi yoktur. Buna rağmen, evrimcilerin insan beyninin nasıl evrimleştiğine d&amp;acirc;ir hususi ve detaylı bir a&amp;ccedil;ıklaması yoktur. Michael Hopkin tarafından Nature da yayımlanan &amp;quot;İnsan Evrimi i&amp;ccedil;in &amp;Ccedil;ene D&amp;uuml;ş&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; Teorisi: İnsanoğlu &amp;Ccedil;iğneme G&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml; Daha B&amp;uuml;y&amp;uuml;k Bir Beyinle Değiştirmiş midir?&amp;quot; başlıklı yeni raporu ele alalım.1 Hopkin'e g&amp;ouml;re, &amp;quot;Araştırmacılar insan beyninin neden bu kadar b&amp;uuml;y&amp;uuml;k olduğuna d&amp;acirc;ir can sıkıcı soruya bir cevap teklif etmişlerdir.2 Bu teklife g&amp;ouml;re, s&amp;uuml;per zek&amp;acirc;mızı, belki de zayıf &amp;ccedil;ene kaslarımıza bor&amp;ccedil;lu olabiliriz. 2,4 milyon yıl &amp;ouml;nce meydana gelen bir mutasyon, primatların (maymunların) &amp;ccedil;ene kaslarında &amp;uuml;retilen bir proteinin &amp;uuml;retilmesini engellemiş olabilir... Bu sebepten iri yapılı &amp;ccedil;iğneme cihazının (&amp;ccedil;enelerin) kasılmasının zayıflamasıyla, belki de insan kafatası b&amp;uuml;y&amp;uuml;mekte h&amp;uuml;r ve engelsiz kalmıştır.&amp;quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k beyin daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k zek&amp;acirc; mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimciler yukarıdaki ifadeleriyle &amp;ccedil;ene kaslarına tesir eden olduk&amp;ccedil;a sıradan tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; bir mutasyonun beynin b&amp;uuml;y&amp;uuml;mesi i&amp;ccedil;in bir yer sağladığını iddia etmektedirler. Bu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncenin geri pl&amp;acirc;nında beynin zaten b&amp;uuml;y&amp;uuml;d&amp;uuml;ğ&amp;uuml;, gittik&amp;ccedil;e daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k olduğu, tabii bunun i&amp;ccedil;in de yer a&amp;ccedil;ılması gerektiği d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncesi yatmaktadır. Sonunda da beynin belli bir b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğe ulaştığında zek&amp;acirc;, dil, k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r ve medeniyet gibi b&amp;uuml;t&amp;uuml;n birikimleri ve s&amp;uuml;per dahi insanları ortaya &amp;ccedil;ıkardığı kabul edilir. Peki, beyin ni&amp;ccedil;in bu b&amp;uuml;y&amp;uuml;me s&amp;uuml;recine girmiştir? Beyin b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ile zek&amp;acirc; arasında bir m&amp;uuml;nasebet var mıdır? Bu bir iddiadan &amp;ccedil;ok, ger&amp;ccedil;ek olması hayal edilen bir spek&amp;uuml;lasyondur. Peki, bu iddianın doğru olup olmadığını nasıl bilebiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="right" src="http://4.bp.blogspot.com/-bpRoaEgbAA0/ThxuWFhlW4I/AAAAAAAAB-I/6Cimk0YhQA4/s1600/2-51467.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Evrimcilerin bir kısmı, insanın zihn&amp;icirc; kapasitelerini beyninin b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ile doğru orantılı kabul etmekteydi. &amp;Ccedil;oğunlukla insanın zihn&amp;icirc; kabiliyetlerine has olduğu iddia edilecek m&amp;uuml;şahhas bir biyolojik &amp;ouml;zellik bile tanımlanamazken, &amp;quot;b&amp;uuml;y&amp;uuml;k beyinler i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ene d&amp;uuml;ş&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; teorisi&amp;quot; evrimci bilim adamları arasında olduk&amp;ccedil;a heyecan verici şekilde karşılanmıştır. Her ne kadar hangi mutasyonun b&amp;ouml;yle akıllı bir iş yaparak, tam isabetli ve dengeli bir şekilde ortaya &amp;ccedil;ıktığını ve beyin b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ile &amp;ccedil;ene kasları arasındaki m&amp;uuml;nasebeti keşfettiğini izah edemeseler de, en azından bir genetik mutasyonun b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir beyinle ve insanın zihn&amp;icirc; kabiliyetiyle al&amp;acirc;kasını kurduklarını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;p sevinmişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H&amp;acirc;lbuki beynin gelişmesi ve akılları durduran m&amp;uuml;kemmel n&amp;ouml;ron organizasyonu &amp;uuml;zerine yapılacak kısa bir araştırma, insan zek&amp;acirc;sının a&amp;ccedil;ıklanması i&amp;ccedil;in, beyin b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nden daha fazla unsurlara ihtiya&amp;ccedil; olduğunu g&amp;ouml;sterecektir. Beyin h&amp;uuml;creleri olan n&amp;ouml;ronlar; hamilelikten itibaren ilk on sekiz ay boyunca, b&amp;ouml;l&amp;uuml;nerek &amp;ccedil;oğalır, gerektiği şekilde beyin dokusunu teşkil etmek &amp;uuml;zere hareket ederek dağılır ve dakikada 250.000 adete &amp;ccedil;ıkacak şekilde giderek hızlanan bir aktivite ile 50 milyar n&amp;ouml;ron g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; ve organize olmuş bir zemin meydana getirinceye kadar birbiriyle bağlantılar kurarak yaratılmaya devam eder. Her bir n&amp;ouml;ron, on binlerce parmak ucu benzeri yapıya veya dendritlere sahiptir ki, bunlar sinirlerin diğer sinirlerle veya dendritlerle, g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; kompleks bir devre şeklinde bağlantılar kurmasını sağlar. Hi&amp;ccedil;bir n&amp;ouml;ron, her birinin i&amp;ccedil;erisinde bulunduğu bağlantılardan dolayı birbirinin aynısı değildir, bu da her beynin kendine has bir mahiyete sahip olarak yaratıldığını ortaya koyar. Bu devreler d&amp;uuml;nya &amp;uuml;zerindeki b&amp;uuml;t&amp;uuml;n telefon devrelerinden &amp;ccedil;ok daha komplekstir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırk sene &amp;ouml;nce, bilim yazarı Isaac Asimov, insan beyninin b&amp;ouml;yle yoğun şekilde organize olmuş kompleks yapısındaki ihtişamın tesiriyle ş&amp;ouml;yle yazmıştır: &amp;quot;İnsanda bulunan yaklaşık 1,5 kg. ağırlığındaki beyin, şimdiye kadar &amp;ouml;ğrendiklerimize g&amp;ouml;re k&amp;acirc;inattaki en kompleks ve en m&amp;uuml;kemmel şekilde organize olmuş nesnedir.&amp;quot;3 İlerleyen yıllarda Asimov'un beynin kompleks yapısına d&amp;acirc;ir bu kavrayışı, yapılan diğer ilm&amp;icirc; araştırmalarla daha da artmış ve insan beyninin muhteşem yapısının daha &amp;ccedil;ok tesirinde kalarak şunları da il&amp;acirc;ve etmiştir: &amp;quot;İnsan beyninin icat, keşif, &amp;ouml;nsezi ve zek&amp;acirc; kabiliyetlerinden daha sihirli bir şey yoktur.&amp;quot; Ancak, Asimov, insan beynini tamamen materyalistik evrim s&amp;uuml;re&amp;ccedil;lerinin bir &amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml; olarak g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nden ve bir Yaratıcı'yı kabul etmek istemediğinden ş&amp;ouml;yle devam etmiştir: &amp;quot;Bu kompleks beyin sınırlı sayıda h&amp;uuml;crenin, sınırlı şekilde organize olmasından meydana gelmiştir, insandaki kompleks h&amp;uuml;crelerle eşit sayıda ve onlara eş kompleks yapıda bir bilgisayar yapıldığında, insanın son derecedeki zek&amp;acirc;sıyla yapabileceklerini ger&amp;ccedil;ekleştirebilecek bir şeye sahip olmuş oluruz.&amp;quot;4 Fakat hen&amp;uuml;z b&amp;ouml;yle bir bilgisayar şimdiye kadar inşa edilememiştir ve ufukta da g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://1.bp.blogspot.com/-IJ2-gLGwPZ4/Thxue1wvcpI/AAAAAAAAB-Q/7R5rbxyUfoY/s1600/3-51468.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;Asimov, yeterince g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; bir bilgisayar ve uygun programlar &amp;ccedil;alıştırırsa, insana ait şuur ve d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nebilme kabiliyetinin materyalist &amp;acirc;lemde bir yer bulacağını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. Ancak insan beyni bir bilgisayara benzemez. Şuurluluğun ve zek&amp;acirc;nın bilgisayarın hesaplarına ve kompleksliğine indirgenebileceğine d&amp;acirc;ir hi&amp;ccedil;bir delil yoktur. Sinir bilimcilerinin g&amp;ouml;zlemledikleri tek şey, sinir h&amp;uuml;crelerindeki devrelerin kompleksliği ile zek&amp;acirc; kabiliyeti arasında bir uygunluk olduğudur. Ancak h&amp;uuml;creler ve uzantılarından ibaret g&amp;ouml;r&amp;uuml;nen madd&amp;icirc; yapıdaki n&amp;ouml;ral devrelerin nasıl olup da zek&amp;acirc;yı meydana getirdiğine d&amp;acirc;ir hi&amp;ccedil;bir teori ileri s&amp;uuml;r&amp;uuml;lememiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimciler basit&amp;ccedil;e, evrimin daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k beyinleri &amp;uuml;rettiğini varsaymaktadır. Beynin hen&amp;uuml;z &amp;ccedil;ok az bilinen yapısında, kompleks n&amp;ouml;rolojik organizasyonlar basit bir şekilde şansa bağlı h&amp;acirc;diseler ve tabiattaki sınırsız g&amp;uuml;&amp;ccedil;ler (fizik&amp;icirc; ve kimyev&amp;icirc; fakt&amp;ouml;rler) sayesinde kendi kendine nasıl meydana gelir? Maalesef, evrimcilerin bu soruya ait bir cevapları yoktur. Bu cevap eksikliği ve belirsizlik diğer bir soruyu doğurur: Akl&amp;icirc; ve zihn&amp;icirc; melekelerimiz i&amp;ccedil;in hangi b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;kte beyinler gereklidir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k beyin geri zek&amp;acirc; mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k beyin daha &amp;ccedil;ok zek&amp;acirc; demektir.&amp;quot; diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmek normal gelebilir; ancak bu yanıltıcı bir basitleştirmedir. Beynin b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;n zihn&amp;icirc; melekelerle olan bağlantısına d&amp;acirc;ir tartışmalarda, beyin b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;n sadece mutlak bir tabir (ağırlık veya hacim bakımından) olarak değil, v&amp;uuml;cut b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;ne nispetiyle d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;lmesi &amp;ouml;nemlidir. Mesel&amp;acirc;, filler insanlardan daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir beyne sahiptir. Zek&amp;acirc; ile al&amp;acirc;kalı diğer &amp;ouml;nemli bir fakt&amp;ouml;r de beynin kendisinde var olan organizasyonun muhteşem kompleksliğidir. Mesel&amp;acirc;, farelerle karşılaştırıldığında, insan beynindeki n&amp;ouml;ronlar birbirleriyle 10&amp;ndash;100 kere daha fazla sinaptik bağlantıya sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabloda bazı hayvanların &amp;ccedil;ıplak beyin ağırlıkları ile nisp&amp;icirc; beyin ağırlıkları verilmiştir. &amp;Uuml;&amp;ccedil; farklı tablo bir araya getirildiği i&amp;ccedil;in bazı t&amp;uuml;rlere ait rakamlar eksiktir:5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabloda da g&amp;ouml;r&amp;uuml;leceği gibi insan beyni, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n hayvanların beyinlerinden ağırlık, nisp&amp;icirc; b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;k ve y&amp;uuml;zeyinin toplam sahası bakımından &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k farklılıkla ayrılmaktadır. Bu farklar, akılsız ve tesad&amp;uuml;f&amp;icirc; mutasyonlarla ve ne kadar uzun olursa olsun zamanla aşılamayacak kadar b&amp;uuml;y&amp;uuml;kt&amp;uuml;r. Balina ve fil gibi dev hayvanların beyni insan beyninden ağır olsa da, v&amp;uuml;cutlarına nispet edildiğinde &amp;ccedil;ok geride kalmaktadır. İnsanın bu bakımından yeg&amp;acirc;ne olduğu ink&amp;acirc;r edilemez ve insan beyninin m&amp;uuml;kemmelliği; evrimin tesad&amp;uuml;f&amp;icirc;, şuursuz, akılsız mekanizmalarıyla da izah edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maymunlar takımının geniş bir şekilde anatomisinin ele alındığı &amp;ouml;nemli bir kaynaktaki tablolar incelendiğinde de 47 maymun t&amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;n tamamında nisb&amp;icirc; kafatası kapasitesi 3&amp;ndash;11 arasında değişirken, insan i&amp;ccedil;in bu değer 23'&amp;uuml; g&amp;ouml;stermektedir.6&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B&amp;uuml;t&amp;uuml;n bunlara rağmen evrimci literat&amp;uuml;rde, insanın b&amp;uuml;t&amp;uuml;n harika, zihn&amp;icirc; melekeleri &amp;ndash; matematik zek&amp;acirc;sı, musik&amp;icirc; zek&amp;acirc;sı, edeb&amp;icirc; zek&amp;acirc;sı gibi- doğrudan yahut dolaylı olarak b&amp;uuml;y&amp;uuml;k kompleks bir beyin ile bağlantılı g&amp;ouml;r&amp;uuml;l&amp;uuml;r. B&amp;uuml;y&amp;uuml;k kompleks beyinlerin artan zek&amp;acirc;yla olan paralel uyumu b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;oğunlukla doğru olmakla beraber, bu husus b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bilim adamlarının kabul edeceği gibi, bir sebep-netice m&amp;uuml;nasebeti i&amp;ccedil;inde değildir. Ayrıca beyin b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ile zek&amp;acirc; m&amp;uuml;nasebetine ait rakamlar m&amp;uuml;kemmellikten de &amp;ccedil;ok uzaktır. K&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k yahut zarar g&amp;ouml;rm&amp;uuml;ş beyinlere sahip insanlar sık sık normal veya normal&amp;uuml;st&amp;uuml; akl&amp;icirc; kabiliyetler sergilemektedir. Bu durum, insanın akl&amp;icirc; g&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml;n basit bir şekilde, sadece beyin b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;yle eşlenemeyeceğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;r&amp;uuml;r. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesel&amp;acirc;, &amp;quot;kuş beyinli&amp;quot; ifadesi, beynin k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; sebebiyle daha az zek&amp;acirc;ya sahip olmayı teda&amp;icirc; ettirir. Bu, hatalı bir d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncedir. Bazı kuşlar, beyin &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;lerine nispet edildiğinde bekleyeceğimizin &amp;ccedil;ok &amp;ouml;tesinde dikkat &amp;ccedil;ekici zihn&amp;icirc; kabiliyetler sergiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D&amp;ouml;rt Afrikalı gri papağanla yapılan bir araştırmada, papağanlardan birisi eğitilmiştir. Eğitilen bu papağanın sayı sayabildiği, nesneleri, şekilleri ve renkleri tanıyabildiği, &amp;quot;aynı&amp;quot; ve &amp;quot;farklı&amp;quot; kavramlarını algılayabildiği g&amp;ouml;r&amp;uuml;lm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. Papağanların bir g&amp;uuml;n okuyabileceğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ren deliller de vardır.7&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki papağan mis&amp;acirc;lindeki anormallikler nazar-ı dikkate alındığında, daha y&amp;uuml;ksek zihn&amp;icirc; kabiliyetler i&amp;ccedil;in ni&amp;ccedil;in b&amp;uuml;y&amp;uuml;k beyinlere ihtiya&amp;ccedil; duyulması gerektiğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nelim ki? Aslında, &amp;ccedil;ok azalmış beyin dokusu ile dikkat &amp;ccedil;ekici şekilde zihn&amp;icirc; kabiliyetler sergileyen insanlara d&amp;acirc;ir sağlam raporlar vardır. Mesel&amp;acirc;, antropolog Roger Lewin, Sheffield &amp;Uuml;niversitesi'nde profes&amp;ouml;r olan İngiliz n&amp;ouml;rolog John Lorber ile yaptığı bir &amp;ccedil;alışmasını rapor etmiştir. Buna g&amp;ouml;re IQ'su 126 olan, sosyal olarak tamamen normal ve birinci sınıfta matematikte derece kazanmış gen&amp;ccedil; bir &amp;uuml;niversite &amp;ouml;ğrencisinin doğru d&amp;uuml;zg&amp;uuml;n bir beyni yoktur. Bu gencin normalden daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir kafası vardır. Gencin &amp;ouml;ld&amp;uuml;kten sonra &amp;uuml;zerinde yapılan beyin taramasında, ventrik&amp;uuml;ller ile kortical y&amp;uuml;zey arasındaki beyin dokusunun normalde 4,5 cm. kalınlığı olması gerekirken, &amp;ccedil;ok daha ince -milimetreler seviyesinde &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;lebilecek derecede ince bir tabakadan ibaret- olduğu g&amp;ouml;r&amp;uuml;lm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r. Gencin kafatası b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;oğunlukla cerebrospinal sıvı ile doludur.&amp;quot;8&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde meşhur mikrobiyologlardan Louis Pasteur'&amp;uuml;n durumu da &amp;ccedil;ok enteresandır. Bilim tarih&amp;ccedil;isi Stanley Jaki bu dikkat &amp;ccedil;ekici tespiti ş&amp;ouml;yle yapıyor: &amp;quot;Bir beynin durumu b&amp;uuml;y&amp;uuml;k oranda k&amp;ouml;t&amp;uuml;leşmiş olmasına rağmen, yine de &amp;uuml;st&amp;uuml;n bir şekilde &amp;ccedil;alışıyor olabilir... Bunun meşhur bir &amp;ouml;rneği Pasteur'e aittir. Pasteur kariyerinin en tepesindeyken, beyninden bir kaza ge&amp;ccedil;irmiştir. Bu ağır kazaya rağmen, daha sonraları y&amp;uuml;ksek seviyede m&amp;uuml;cerret d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nme kabiliyeti gelişmiş ve hayatının ilk kırk yılında &amp;ouml;ğrendiği b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bilgileri tam randımanlı olarak kullanmasını gerektiren araştırmalarda &amp;ccedil;ok verimli şekilde kullanmıştır. Ancak &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml;n ardından yapılan otopsi g&amp;ouml;stermiştir ki, Pasteur yıllarca asıl itibariyle beyninin yarısı ile yaşamış ve bu araştırmaları yapmıştır, beyninin diğer yarısı tamamen bozulmuş durumdaydı.&amp;quot;9&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimciler bu tarz anormalliklere karşılaştıklarında genellikle &amp;quot;B&amp;ouml;brek ve karaciğerde olduğu gibi beyinde de inanılmaz miktarda gereksiz fazlalık veya yedek kapasite olmalıdır.&amp;quot;10 şeklinde bir ifadeyle, beynin &amp;ccedil;ok fazla miktarda işe yaramayan fazlalık b&amp;ouml;lgeler taşıdığını s&amp;ouml;ylerler. Fakat o zaman da ş&amp;ouml;yle bir soru ortaya &amp;ccedil;ıkar: Eğer beynin bu kadar &amp;ccedil;ok kısmı gereksiz ve fazlalıksa, o zaman biz neden daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir beyin geliştirmeden, aynı zihn&amp;icirc; kabiliyetlere sahip olarak evrimleşmedik? &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; bu fazlalıkla birlikte bir&amp;ccedil;ok gizli problem de gelir. En &amp;ouml;nemlisi b&amp;uuml;y&amp;uuml;k beyinlere sahip bebekler doğum kanalından ge&amp;ccedil;erken zorluğa sebep olur, bu y&amp;uuml;zden bir&amp;ccedil;ok anne ve bebek doğum sırasında hayatını kaybetmiştir. &amp;Ccedil;ok miktarda fazlalık ihtiva eden daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir beynin tabi&amp;icirc; seleksiyonla elenmesinin daha kolay olması gerekirdi, k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k beyinliler daha kolay doğum gibi se&amp;ccedil;ici avantaja sahip olduklarından akıllı ve zeki olanların elenip, k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k beyinli geri zek&amp;acirc;lıların yaşaması gerekirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Y&amp;uuml;ksek akl&amp;icirc; kapasitemizin (mesel&amp;acirc; bir işlem yapmak veya derin bir matematik teoremini ispatlamak gibi) beynimizin yapısı ve b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ile nasıl bağlantılı olduğu hususunda hi&amp;ccedil;bir ciddi cevap yoktur. Evrimciler genel olarak aklı basit bir şekilde, beynin elektro-kimyev&amp;icirc; bir aktivitesi olarak g&amp;ouml;rmektedir. Fakat aklı beyne indirgeyen bu materyalist faraziye, şu &amp;acirc;n itibariyle herhangi bir deneyle tasdik edilmemiştir. Elimizde olan şey, sadece beyin resimleri ile şuur ve akıl seviyesi arasında bir m&amp;uuml;nasebetin varlığıdır. Fakat bu ikisini birbirine bağlayan sebep-netice m&amp;uuml;nasebetine dayanan bir mekanizmaya sahip değiliz. Hayatını s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rmesi i&amp;ccedil;in gerekli fonksiyonları yerine getirmek &amp;uuml;zere her hayvana ihtiyacı kadar ve farklı kabiliyetlerle techiz edilmiş bir beyin verilirken, hi&amp;ccedil;bir hayvana haksızlık yapılmadığını s&amp;ouml;yleyebiliriz. Milyarlarca n&amp;ouml;ronun her hayvanın ihtiyacına g&amp;ouml;re bir desen teşkil ederek beyin gibi muhteşem bir sanat eserini meydana getirmek &amp;uuml;zere harekete ge&amp;ccedil;irilmesini ve bu s&amp;uuml;recin hi&amp;ccedil; aksamadan y&amp;uuml;r&amp;uuml;t&amp;uuml;lmesini akılsız ve şuursuz evrim mekanizmalarıyla izaha &amp;ccedil;alışmak, d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nen bir insana pek m&amp;acirc;kul gelmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca s&amp;ouml;ylersek, evrimciler i&amp;ccedil;in beynin evrimi b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir problem olarak ortada durmaktadır. Gelecek sayıda beyinde sergilenen yaratılışa ait g&amp;uuml;zelliklere ve evrimin a&amp;ccedil;mazlarına devam edebilmek &amp;uuml;midiyle... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dipnotlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Hopkin, M. (2004): Jaw-dropping theory of human evolution. Did mankind trade chewing power for a bigger brain? Online olarak basılmış Nature makalesi. 25 Mart 2004. nature/doi:10.1038/news040322-9.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Stedman, H.H., Kozyak, B.W., Nelson, A., Thesier, D.M., Su, L.T., Low; D. M. et al. (2004): Myosin gene mutation correlates with anatomical changes in the human lineage. Nature 428, 415-418.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Asimov, I. (1970): In the Game of Energy and Thermodynamics You Can't Even Break Even. Smithsonian (August):10.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Asimov, I. (1975): Science Past-Science Futur. New York, NY: Doubleday, 291.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Flindt, R. (2000): Biologie in Zahlen, Eine Datensammlung in Tabellen mit &amp;uuml;ber 10.000 Einzelwerten, 5. .Auflage, Spektrum Akademischer Verlag. Gustav Fischer, Heidelberg, Berlin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Ankel-Simons, F. (2000): An Introduction Primate Anatomy. Second Edition Academic Press, A Harcourt Science and Technology Company, San Diego, U.S.A .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. http://www.alexfoundation.org. 18 August 2004.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Lewin, R. (1980): IsYour Brain Really Necessary?. Science, 210 (12 December):1232.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Jaki, S. L. (1969): Brain, Mind and Computers (South Bend, Ind.: Gateway Editions, 115-116.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Richards, Jay W. ed.(2002): Are We Spiritual Machines: Ray Kurzweil vs. the Critics of Strong A.I. (Seattle: Discovery Institute), 193.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#800080" face="Arial"&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;font size="4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;font color="#0000ff"&gt;&lt;font color="#800080" face="Arial"&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/evrim-denen-yalan-2-aralik-2010.html&lt;/font&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/font&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-717309460626702879?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/717309460626702879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/evrim-denen-yalan-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/717309460626702879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/717309460626702879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/evrim-denen-yalan-2.html' title='Evrim Denen Yalan -2'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-2XmuCiqvt6E/ThxuQABVJzI/AAAAAAAAB-A/xVvaBww_2sk/s72-c/1-51466.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-3379253625968830623</id><published>2011-07-12T08:38:00.001-07:00</published><updated>2011-07-12T08:45:38.595-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Evrim Denen Yalan -1</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-N0PTL9jgcr0/Thxrm6pzrCI/AAAAAAAAB94/-1HmTfyrr94/s1600/1-51463.jpg" width="220" height="373" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Evrim Denen Yalan -1 &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="renk6"&gt;&lt;span class="renk11"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Biyolojiyi ideolojik evrim anlayışına göre biçimlendirmek isteyen bazı bilim insanları, giderek artan bir şekilde elde edilen genetik verileri, insanların maymun benzeri atalardan evrimleştiği iddialarını destekleyecek tarzda kullanmaktadır. Bunun altında yatan temel faraziye, çok fazla nispette genetik benzerlik taşıyan canlı formlarının, birbiriyle yakın münasebet içinde -yani akraba- olduğu düşüncesidir. Son yıllarda yapılan genom haritalanması, insan ve şempanze DNA'larının daha incelikli karşılaştırılmasını imkân dâhiline sokmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan ve şempanze DNA'larının azotlu baz sıralanmaları birbirine yüzde doksan sekiz nispetinde benzer. Bu gerçek, evrimcilerce insanın maymundan evrimi için kesin doğrulayıcı bir delil olarak görülmektedir. Fakat bu genetik benzerlik gerçekte ne mânâya gelmektedir? Öncelikle şunu düşünelim: Zaten elimizde sadece dört nükleotid bazı olduğundan, her kim birbirinden farklı DNA dizileri sıralamak isterse istesin -tamamen tesadüfî diziler bile oluştursa- bu diziler, ortalama yüzde 25 oranında birbirine benzer olacaktır. Hangi benzerlik iddiası olursa olsun, ilk başta bu miktarı kendi benzerlik oranından düşmelidir. Burada aynı harflerle yazılmış kitapları düşünelim. Yaratma hâdisesini akla yaklaştırma açısından, dört harfli bir alfabeyle yazılmış bir kitap gibi düşünürsek, iki farklı türdeki –yani iki farklı kitaptaki bir sürü kelime, edat ve bağlacın aynı olmasını hatırlatan- benzerliklerin o iki farklı türün ortak atadan geldiğini ima etmez. Çünkü bu iki tür (iki kitap) farklı gayeler için yaratılmış iki ayrı eserdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünmeye devam edersek, insanlar ve şempanzeler birbiriyle tamamen aynı sayıda DNA baz çiftine sahip değildir. 1980'lerde, yüzde 98 benzerlik ilk öne sürüldüğünde, araştırmacılar şempanzelerin genomunun insanınkinden % 10 daha uzun olduğunu düşünüyorlardı.1 Fakat bu durumda, birisi insan ve şempanze DNA'larının tamamını sıralasa, şempanze DNA'sının % 10'unun insan DNA'sında karşılığı olmayacaktır. Buna bir de şu açıdan bakalım: İnsan ve şempanze DNA'larının arasındaki benzerlik ilk rapor edilirken, aralarında en azından % 10'luk bir farklılık olması gerektiği söylenmeliydi; ancak bu yapılmamıştır. Genom büyüklükleri arasındaki fark genel olarak yok sayılmıştır. Şu andaki insan ve şempanze genomlarının tahmini uzunlukları, birbirine çok daha yakındır; şempanzelerinkinde 3,1 milyar baz çifti, insanlarınkinde 3,2 milyar baz çifti vardır.2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, o zaman, "yüzde 98" oranı nereden ortaya çıkmıştır? 1984 yılında, Charles Sibley ve Jon Ahlquist DNA-DNA karşılıklı melezleme deneyi yapmışlardır. Bu deneyde, her türün DNA'sı çift sarmal yapının açılıp tekli DNA zincirleri oluşturması için ısıtılır, daha sonra iki türe ait DNA zincirlerinin birbirine karıştırılıp yeniden bir araya gelmelerine ve eşleşmelerine izin verilir.3 İnsan DNA'sı şempanze DNA'sıyla eşleşebilir veya tam tersi de olabilir. DNA zincirlerinin birbirine karşılık gelme derecesi, insan-şempanze DNA kombinasyonlarının ısıtıldıktan sonra bir araya gelmiş olan DNA zincirlerinin birbirinden hangi sıcaklıkta ayrılacağının ölçümü ile belirlenir. Böylece, termodinamik alanda, Sibley ve Ahlquist iki tür arasında yüzde 1,63'lük bir farklılık başka bir değişle de yüzde 98,4'lük bir benzerlik olduğunu bulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-bo-6t4906EA/Thxrbez5UII/AAAAAAAAB9w/1vcjsczYAN4/s1600/2-51464.jpg" width="400" height="232" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;İnsanlar ile şempanzeler arasındaki genetik benzerlik, bu iki tür arasındaki diğer benzerliklere paraleldir. Meselâ, insanlar ve şempanzeler büyük morfolojik benzerliklere sahiptir. Yaşayan formlara ait hayalî bir ortak atanın dayatılmasından önce, on sekizinci yüzyılda Linnaeus, şempanzeleri Homo troglodytes (ilkel adam) olarak sınıflandırmıştır. Jonathan Marks'a göre, "Şempanzeler on sekizinci yüzyılda yeni ortaya çıkmış bir şey olduğu zamanlarda, bilim adamları insan ile maymunların vücutlarında gördükleri baskın benzerlik karşısında şaşkına dönmüşlerdir. Niçin dönmesinler ki? Kemik kemiğe, kas kasa, organ organa, insan ve maymun vücutları birbirinden sadece ince farklılıklar gösteriyordu."4 Çok sayıda olan bu fizikî benzerlikler düşünüldüğünde, insanlar ve şempanzelerin genetik benzerliği çok da şaşırtıcı değildir. Zîrâ hayatta kalmanın temel prensipleri olarak sayabileceğimiz oksijen alma, azotlu atıkları atma, kan dolaşımı gibi bir sürü temel fonksiyonun yapılabilmesi için, sebepler açısından gerekli olan moleküler şifrelerin belli seviyelerde benzer olması gayet normaldir. Bu açıdan fare ile de, kurbağa ile de, balık ile de binlerce ortak şifre vardır. Bu canlıların hepsi de oksijen aldığına göre, oksijen alma ve kullanma ile ilgili biyokimyevî hâdiselerde kullanılan enzimlere ait şifreler tabiî ki aynı olacaktır. Tek katlı bir ev ile elli katlı gökdelende kullanılan kum, çakıl, demir ve çimento 'aynı malzeme' diye gökdelenin tek katlı evden kendi kendine tesadüfen türediği iddia edilebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlara rağmen yine de, insan ve şempanze DNA'larının yüzde 98 benzer olduğunu söylemek ciddi mânâda yanıltıcı olabilir. Bunun sebebi, DNA'yı yazı dili gibi düşünme eğilimimizdir. DNA zincirleri dört harfli bir alfabeden oluşan (A, T, G, C ile temsil edilir) bir sıralanmadır. Benzer şekilde insanlar tarafından yazılan Türkçe kitaplar da 29 harfli alfabeden oluşmuş harf dizileridir. Ancak burada, insanların yazılı bir metni okumaları ile hücrenin DNA'yı okuması arasında önemli bir fark vardır. Eğer insanların yazdığı iki kitap yüzde 98 oranında birbirine benziyorsa, bunlar haddizatında aynı kitaptırlar. Bunun sebebi, bu metinler bilgisayarlar veya makineler tarafından değil, yapılan tesadüfî hataları anlayabilecek ve onları düzelterek okumaya kabiliyeti olan okuyucular tarafından okunmak üzere yazılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte taraftan, eğer iki DNA dizisi yüzde 98 oranında benzerse, bu dizilerin fonksiyonları büyük ölçüde farklılık gösterebilir. Bunun sebebi, insanların bir metni deşifre etmesinde kullandığına benzer bir kabiliyeti, hücreler DNA'yı deşifre ederken kullanmaz. Yazı dilinin önemli bir özelliği, büyük ölçüde değiştirilse bile, kelimelerin ve bir metnin mânâsını belirleyebilmemiz için ilâve bilgiler ve siyak sibakla alâkalı yani konuya uygun ipuçları bulundurmasıdır. Hâlbuki DNA'daki tesadüfî hatalar (bilgisayar kodlarındaki tesadüfî hatalar gibi), çok küçük bir grup şeklinde olmuş ve az sayıda bile olsa, eğer ölümcül değilse sıklıkla hücrenin bir fonksiyonunda çok ciddi değişmelere sebep olur ki, bunun da yıkıcı tesirleri olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücrelerin genetik bilgiyi kullanmak üzere kompleks yolları olduğu için, çok küçük bir genetik değişme, biyolojik fonksiyonu ciddi ölçüde değiştirebilir. Genler tarafından belirlenen proteinler, daha üst seviyede karmaşık yapılar, ağlar oluşturmak üzere bir araya gelirler ki, bu yapılar tek başına nükleotid veya aminoasit dizilişiyle belirlenmez ve bu yüzden de dizilme analizlerinde ortaya çıkmaz. Netice olarak, iki organizma neredeyse birbirinin aynı iki gen setine sahip olabilir, hattâ bu genler bir kromozom üzerinde kabaca aynı sırayla yerleşmiş de olabilir; ancak yine de bu genlerin kullanılması o kadar farklı olabilir ki, neticede bu genler birbirinden önemli ölçüde farklı organizmaların hayatını belirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda zikredildiği üzere, biyolojik sistemlerde küçük değişikliklerin çok önemli tesirleri olabilir, tabiî ki eğer bu değişikler doğru değişiklikler olarak meydana gelmişse. Bilhassa gene ekspresyon sistemleri (genlerin mânâlarının çözülüp okunması diyebiliriz) bütüncül bir şekilde çalıştığından, büyük ölçekli bir değişiklikten sonra yeniden düzenli çalışması için evrim teorisinin karakteristiği olan deneme yanılma tamirciliğinden daha fazlasına ihtiyaç duyulacaktır. Aksine farklı bir sistemin tekrar çalışması ise, çok sayıda koordineli değişmelere ihtiyaç duyacaktır. Bu tarz mükemmel değişiklikler ancak sınırsız ilim ve kudretiyle iş gören ve icraatını her harfin üzerinde gösteren hikmetli bir Sanatkâr yani Allah (celle celâlühü) tarafından yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar ve şempanzeler arasındaki fizikî farklılıklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gen seviyesinde değil de, temel morfolojik açılardan baktığımızda insanlar ve şempanzeler birbirine ne kadar benzemektedir? Aşağıdaki farklılıklara bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Şempanzelerin ayakları da elleri gibi tuttuğunu iyice kavrayabilen (prehensil) bir hususiyet arz eder; bir başka deyişle şempanzeler, elleriyle kavrayıp tutabildikleri bir şeyi ayaklarıyla da aynı şekilde kavrayabilir. İnsanların ayakları ise, tutma ve ellerin yaptığı gibi iş görebilme açısından o kadar kabiliyetli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. İnsanların çene kemiği uçları çıkıntılı ve daha bariz, maymunların çeneleri ise geriye yatıktır. Aynı şekilde insanların burunları da daha dik ve çıkıntılı olduğu hâlde maymunlarınki yassı ve basık şekildedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. İnsanın dişileri menopoza girer, yani kadınların 45–50 yaşlarında doğurganlıkları son bulur; hâlbuki primatlar takımına giren hiçbir maymun türünde böyle bir şey yoktur (insanların dişilerinden başka, menopoza girdiği bilinen tek memeli, kılavuz balina (Globicephala) türlerinin dişisidir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. İnsan dişilerinin emzirme dışında da göğüsleri belli olduğu hâlde, maymunların göğüsleri emzirme dışında belli olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Suda yaşayan memelilerde, balinalar ve su aygırlarında olduğu gibi insanların derilerinin altında da yağlı bir iç tabaka vardır, maymunlarda ise böyle bir tabaka yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Erkek maymunların dış üreme organlarında baculum olarak adlandırılan bir kemik vardır (şempanzelerde 10 milimetredir); insanlarda böyle bir kemik yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. İnsanlar çoğunlukla (% 95) sağ ellerini kullanırlar, şempanzelerde böyle bir ayrım yoktur, onlar sol ve sağ ellerini aynı nispette kullanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. İnsanlar terler, maymunlar terlemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. İnsanlar şuurlu olarak nefeslerini tutabilirler, maymunların bu şekilde nefeslerini tutma gibi bir kabiliyetleri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. İnsanlar ağlayabilir, maymun türleri içinde ise ağlayabilen yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img class="resim" hspace="4" alt="" vspace="4" align="left" src="http://3.bp.blogspot.com/-8Huta-In9ao/ThxrQhseGjI/AAAAAAAAB9o/X1kZInkfuPc/s320/3-51465.jpg" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Bu saydıklarımız, insanlar ile maymunlar arasındaki çok bariz olan fizikî farklılıktan sadece birkaçıdır. Daha detaylı bir incelemeye giriştiğimizde iskelet ve kıllanma özellikleri başta olmak üzere daha yüzlerce özellik ortaya koyabiliriz. Dikkatli incelendiğinde her kemik ve kasın hususi farklılıklar arz ettiği görülebilir. Kabaca kol veya bacaktaki kemik sayılarının aynı olması önemli değildir. Önemli olan her kemik ve kastaki ince sanatın farklılığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl büyük farklılık ise, insanların entelektüel birikim kapasitelerinde, lisan kabiliyetlerinde ve ahlâk kaidelerine bağlı olmalarında yatar. Kendisine verilen akıl, şuur, irade, vicdan ve lisan gibi nimetleri kullanarak medeniyetler kuran, icat ve keşifler yapan, bir inanç sistemine dayanan ahlâkî kriterlere göre davranan insanın, sadece DNA'larındaki harf benzerliklerine bakarak maymunlarla ortak bir atadan geldiklerini iddia etmenin aklî ve mantıkî bir tarafı var mıdır? Birisi ağaçta asılarak muz yiyen bir hayvanı, diğeri bilgisayarlarla dünyada ne olup bittiğini tarayan bir insanı netice veren genetik kodlardaki ve beyinlerdeki farklılıkların her biri, yerli yerince nasıl ortaya çıkmıştır? Beyin faaliyetlerine ait bazı kabiliyetler, beynin belli bölgelerindeki nöronlarda toplandıkları hâlde, bazı kabiliyetler bütün beyinde yaygın bölgelerin birlikte entegrasyonuyla ortaya çıkmaktadır. Maymun beyniyle insan beyni arasındaki -şuursuz evrim mekanizmalarıyla ortaya çıkamayacak- bazı farklılıklara inşallah gelecek sayıda temas edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#006600;"&gt;Dipnotlar&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1. Pellicciari, C., Formenti, D., Redi, C.A., Romanini Manfredi, M.G. (1982): DNA Content Variability in Primates. Journal of Human Evolution 11:131-141.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. http://genomebiology.com/researchnews/default.asp?arx_id=gb-spotlight-200312115-01 ve http://nature.ca/genome/03/a/03a_ 11a_e.cfm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Sibley, C.G.,Ahlquist, J.E. (1987): DNA Hybridization Evidence of Hominid Phylogeny: Results from an Expanded Data Set. Journal of Molecular Evolution 26: 99-121.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Marks, J. (2002): What it means to be 98% chimpanzee. Apes, People, and Their Genes. University of California Press Berkeley and Los Angeles.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Simmons, G. (2004): What Darwin Didn't Know? Eugene, Oregon: Harvest House, 274–278. (özetlenerek yapılan iktibas) &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:130%;color:#800080;"&gt;&lt;strong&gt;Prof.Dr. Arif SARSILMAZ &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/evrim-denen-yalan-1-kasim-2010.html"&gt;&lt;strong&gt;http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/evrim-denen-yalan-1-kasim-2010.html&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-3379253625968830623?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/3379253625968830623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/evrim-denen-yalan-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/3379253625968830623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/3379253625968830623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/07/evrim-denen-yalan-1.html' title='Evrim Denen Yalan -1'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-N0PTL9jgcr0/Thxrm6pzrCI/AAAAAAAAB94/-1HmTfyrr94/s72-c/1-51463.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-1602618653611974557</id><published>2011-02-28T07:45:00.000-08:00</published><updated>2011-07-12T08:34:35.997-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Altın Oran ve Kabe Mucizesi</title><content type='html'>&lt;iframe src="http://player.vimeo.com/video/3414223" width="400" height="375" frameborder="0"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/3414223"&gt;Altın Oran ve Kabe Mucizesi ( MivaFilm - Erdem Çetinkaya )&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/erdemcetinkaya"&gt;Erdem Cetinkaya&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-1602618653611974557?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/1602618653611974557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/02/altn-oran-ve-kabe-mucizesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1602618653611974557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1602618653611974557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2011/02/altn-oran-ve-kabe-mucizesi.html' title='Altın Oran ve Kabe Mucizesi'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-666387931181566902</id><published>2010-07-16T09:09:00.000-07:00</published><updated>2010-07-16T09:12:15.567-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>ERBAKAN HOCA:" İNSAN İLE MAYMUNU AYIRAN ÖZELLİK"</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="360"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xcc76h"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xcc76h" width="400" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-666387931181566902?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/666387931181566902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2010/07/erbakan-hoca-insan-ile-maymunu-ayiran.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/666387931181566902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/666387931181566902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2010/07/erbakan-hoca-insan-ile-maymunu-ayiran.html' title='ERBAKAN HOCA:&quot; İNSAN İLE MAYMUNU AYIRAN ÖZELLİK&quot;'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-6351495860250328045</id><published>2010-07-15T07:04:00.000-07:00</published><updated>2010-07-15T07:05:58.381-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Çantacı Necmi Hoca - Evrim için eviren çeviren olması</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="376" id="1883719" type="application/x-shockwave-flash" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" alt="Cantaci Necmi Hoca - Evrim icin eviren ceviren olmasi Funny  Videos"&gt;&lt;param name="movie" value="http://embed.break.com/MTg4MzcxOQ=="&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://embed.break.com/MTg4MzcxOQ==" type="application/x-shockwave-flash" allowScriptAccess=always width="400" height="376"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=1&gt;&lt;a href="http://www.break.com/usercontent/2010/7/14/cantaci-necmi-hoca-evrim-icin-eviren-ceviren-olmasi-1883719" target="_blank"&gt;Cantaci Necmi Hoca - Evrim icin eviren ceviren olmasi&lt;/a&gt; - Watch more &lt;a href="http://www.break.com" target="_blank"&gt;Funny  Videos&lt;/a&gt;&lt;/font&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-6351495860250328045?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/6351495860250328045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2010/07/cantac-necmi-hoca-evrim-icin-eviren.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/6351495860250328045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/6351495860250328045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2010/07/cantac-necmi-hoca-evrim-icin-eviren.html' title='Çantacı Necmi Hoca - Evrim için eviren çeviren olması'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-1386499591222497292</id><published>2010-04-24T04:37:00.000-07:00</published><updated>2010-04-24T04:38:34.885-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Evrimcilerin İç Hastalıkları</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Evrimcilerin İç Hastalıkları&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evrim senaryosunu akla yakın bulanlarla bulmayanlar kanaatimizce aynı derecede saygı hak ediyorlar. Ancak tartışmanın metafizik platformda yapılması icab ediyor. Eğer evrim okullarda anlatılacaksa bunun yeri biyoloji değil felsefe dersi olmalı ki diğer inançlar ve senaryolarla birlikte ele alınabilsin, evrim senaryosu zorunlu din dersi gibi dayatılmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bağlamda eleştirimiz evrim senaryosunu akılcı bulanlara değil ama evrimcilik yapıp bunu topluma dayatanlara. Evrimcilik bilimciliğin özel bir hali ve Fenerbahçe’yi veya Galatasaray’ı desteklemek ne kadar bilimsel ise evrimi desteklemek de o kadar bilimsel bizim gözümüzde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının başından beri aktardığımız veçheleriyle bilim yobazlarının ve haliyle evrimcilerin iç hastalıklarını şöyle özetlemek mümkün:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Ben bulamadım, o halde yoktur,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Fizyolojik oluşumları açıklayan teoriler hayatı da açıklar. Hayat et ve kemikten başka bir şey değildir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Ruh yoktur, insan akıllı hayvandır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Aşk, vefa, nefret, vatan hasreti birer kimyasal tepkimedir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Bilim adamları erdemlidir, ahlâka ihtiyaçları yoktur,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Bilimi eleştirmek, toplumdaki rolünü sınırlamak gericiliktir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Bilim en iyi yol göstericidir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8) Bilim mutlak ve değişmez bir referanstır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9) Bilim dışında bir bilgi birikimi veya bilişsel bir disiplin olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Yılmaz &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-1386499591222497292?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/1386499591222497292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2010/04/evrimcilerin-ic-hastalklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1386499591222497292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1386499591222497292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2010/04/evrimcilerin-ic-hastalklar.html' title='Evrimcilerin İç Hastalıkları'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-1354299523802183877</id><published>2010-03-10T10:02:00.000-08:00</published><updated>2010-03-10T10:05:00.021-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>DARWİN'İN TÜRK DÜŞMANLIĞI VE</title><content type='html'>&lt;object height="365" width="400"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/xc4cle"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/xc4cle" width="400" height="365" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-1354299523802183877?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/1354299523802183877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2010/03/darwinin-turk-dusmanligi-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1354299523802183877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1354299523802183877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2010/03/darwinin-turk-dusmanligi-ve.html' title='DARWİN&apos;İN TÜRK DÜŞMANLIĞI VE'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-2605425775732795748</id><published>2009-10-30T16:55:00.000-07:00</published><updated>2009-10-30T16:56:52.389-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Tek Bir Proteinin Sentezindeki Muhteşem İndirgenemez Komplekslik</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sut9NM_VjoI/AAAAAAAABUY/u0yCOrPdiJE/s1600-h/protein.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5398546244112322178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 153px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sut9NM_VjoI/AAAAAAAABUY/u0yCOrPdiJE/s320/protein.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Tek Bir Proteinin Sentezindeki Muhteşem İndirgenemez Komplekslik&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Bir hücrenin içindeki tek bir proteini bile yapmak için enzim olarak hareket eden altmış özel protein gereklidir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;Protein sentezi için gerekli olan bu enzimlerden (proteinlerden) biri bile eksik olsa hücre proteinleri oluşturamaz.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#2f4f4f;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Bu nedenle protein sentezinde görevli olan proteinler vazgeçilmezdirler, tek bir proteini üretmek için her birinin var olması şarttır ve hep birlikte indirgenemez kompleks bir sistem oluştururlar&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;Dahası bu altmış enzimin aynı anda var olması yeterli değildir, ayrıca hepsinin hücre içince aynı çok küçük bölgede var olmaları gereklidir.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;H&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;epsinin hücredeki doğru yerde koordine edilmesi ve hedeflendirilmesi şarttır.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Ayrıca bunun için hücre içindeki bütün organellerin de yerli yerinde ve görevlerini tam olarak yapabiliyor olmaları gerekir. Çünkü protein sentezindeki tüm aşamalarda hücrenin tüm organelleri faaliyet halindedir. Eğer diğer organeller görevlerini tam olarak yerine getirmezlerse, önemli fonksiyonlar gerçekleştirilemeyeceği için protein sentezi de gerçekleştirilemez. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Tek bir hücrenin içindeki tek bir proteinin bile oluşması, müthiş bir indirgenemez komplekslik sergiler. Ve Darwinistler, tek bir protein için gerçekleşen olayları dahi açıklamaktan acizdirler. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Acizdirler, çünkü yaratılan tüm alemler, evrendeki dev gezegenlerden tek bir atomun zerresine kadar her biri, Allah’ın üstün Kudretini, muhteşem yaratışını göstermektedir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt; William Dembski, Jonathan Wells, How to be an intellectually fulfilled atheist (or not), Intercollegiate Studies Institute, 2008, s. 52&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-2605425775732795748?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/2605425775732795748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/10/tek-bir-proteinin-sentezindeki-muhtesem.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/2605425775732795748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/2605425775732795748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/10/tek-bir-proteinin-sentezindeki-muhtesem.html' title='Tek Bir Proteinin Sentezindeki Muhteşem İndirgenemez Komplekslik'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sut9NM_VjoI/AAAAAAAABUY/u0yCOrPdiJE/s72-c/protein.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-7996724390077327799</id><published>2009-10-27T08:11:00.000-07:00</published><updated>2009-10-27T08:16:27.445-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Darwinistler Şokta! ''Yanılmışız, T. Rex de Ara Fosil Değilmiş!''</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SucN1V4NUuI/AAAAAAAABUM/BA5zJjsPbEA/s1600-h/darwinistler_sokta__tr.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5397297888483955426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 155px; CURSOR: hand; HEIGHT: 117px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SucN1V4NUuI/AAAAAAAABUM/BA5zJjsPbEA/s320/darwinistler_sokta__tr.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;Darwinistler Şokta! ''Yanılmışız, T. Rex de Ara Fosil Değilmiş!''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Çin’in Kuzeydoğusu’nda, Darwinistlerin uzun zaman hakkında ara fosil propagandası yaptıkları &lt;em&gt;Tyrannosaurus rex'in&lt;/em&gt; küçük bir kopyası bulundu. Raptorex kriegsteini adı verilen fosil, basında ilk olarak, tam da Darwinistlerden beklendiği gibi, T. Rex’in atası olarak tüm dünyaya tanıtıldı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;Fakat fosil ile ilgili detaylar açıklandıkça, bu fosilin, &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt; hakkında yapılan tüm Darwinist spekülasyonları ortadan kaldırdığı anlaşıldı. Yeni fosil, Darwinistlerin kendi deyimiyle, evrim teorisine darbe indirmişti. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;125 milyon yıllık &lt;em&gt;Raptorex&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt;’den tam 60 milyon yıl önce yaşamıştı. &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt;’den 100 kere daha hafifti. 15 metre uzunluğunda ve 4 ton ağırlığındaki &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt; ile karşılaştırıldığında, &lt;em&gt;Raptorex&lt;/em&gt; 3 metre uzunluğunda, 60 kg ağırlığındaydı. Canlının küçük boyutta olmasını ve 60 milyon yıllık tarihini fırsat bilen Darwinistler söz konusu fosilin &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt;’in atası olarak lanse edilebileceğini düşündüler. Fakat fosil üzerinde yapılan araştırmalar, bu sinsi planları tamamen altüst etti. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;Fosil &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt;’den 60 milyon yıl daha eski olmasına rağmen, &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt; ile tıpatıp aynı anatomik özelliklere sahipti. Bir başka deyişle canlı, 60 MİLYON YIL BOYUNCA HİÇ DEĞİŞMEMİŞTİ, &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt;’in tüm kompleks özelliklerini AYNI ŞEKİLDE üzerinde taşıyordu. Yani canlı &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt;’in 125 milyon yıl önce yaşamış farklı boyuttaki bir türdeşinden başka bir şey değildi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Söz konusu fosil üzerinde çalışan New York’daki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nden Stephen Brusatte konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;em&gt;Tyrannosaur&lt;/em&gt; (hayali) evrimi ile ilgili düşündüklerimizin çoğunun yanlış olduğu ortaya çıktı. 1 &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;Şu anda elimizde &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt;’in 90’da biri, 100’de biri büyüklüğünde bir canlı var, fakat bu canlı, büyük bedenli canlının (T. Rex) adaptasyon için geliştirdiğini düşündüğümüz belirgin özelliklerin tümüne zaten sahip. 2&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;Darwinistler karşılaştıkları bu özellikler sonrasında, “bu yeni fosilin evrim hakkındaki tüm düşüncelerini değiştirdiğini itiraf etmiş ve daha açık konuşarak söz konusu bulgunun hayali evrimi tamamen çöküntüye uğrattığını ilan etmek mecburiyetinde kalmışlardır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Söz konusu Darwinist yayınlarda, konu hakkındaki detaylar Darwinistler tarafından hayretle ifade edilmektedir: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Dişlerinden geniş çene kaslarına, geniş kafatasına, küçük kol kemikleri, uzun arka bacakları, avlarını yakalamak için hızlı koşmaya yarayan basık şekilli ayakları: bunların tamamını, şaşırtıcı şekilde, bir insan ağırlığındaki (veya Kretase döneminin sonunda &lt;em&gt;T Rex&lt;/em&gt;’e kadar uzanan kendi soyunun 90’da biri kadarlık) bir canlıda görüyoruz. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Bütün bunların tek anlamı vardır: Yıllardır insanlara hayali dinozor-kuş evriminin bir delili olarak gösterilmeye çalışılan &lt;em&gt;T. Rex&lt;/em&gt; mükemmel bir dinozor türüdür. Canlı, milyonlarca yıl önce nasılsa, dinozor türünün varlığını sürdürdüğü Kretase döneminin sonunda da tam olarak aynıdır. MİLYONLARCA YIL BOYUNCA HİÇBİR ŞEKİLDE DEĞİŞMEMİŞTİR. Bulunan yeni canlı, &lt;em&gt;Raptorex, &lt;/em&gt;tüm canlılar gibi dinozorların da hiçbir şekilde EVRİMLEŞMEDİĞİNİN, DEĞİŞİM GEÇİRMEDİĞİNİN çok büyük bir kanıtıdır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Darwinistler, kuşların hayali evrimini açıklayabilmek için şimdiye dek oldukça fazla, akla hayale gelmeyecek hikayeler kurgulamışlardır. Saniyede 1000 defa kanat çırpan sineğin varlığını dahi açıklayamazken, sinek kovalayan hayali bir dinozorun kanatlanıp uçtuğunu iddia &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.milligorusforum.biz/redirector.php?url=%68%74%74%70%3a%2f%2f%77%77%77%2e%68%61%72%75%6e%79%61%68%79%61%2e%6f%72%67%2f%67%75%6e%63%65%6c%2f%65%76%72%69%6d%5f%65%73%65%72%6c%65%72%69%5f%30%35%30%36%31%30%2e%68%74%6d" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;etmişlerdir&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;. Hayali dino-kuş evrimini haklı çıkarabilmek için farklı canlı fosillerini bir araya getirerek yeni bir sahte canlı üretmiş, hatta kimi zaman dinozor fosillerine tüy ekleyerek sahtekarlık yapmışlardır. Kimi Darwinistler, daha da ileri giderek bütün dinozorları ara form ilan etmişlerdir. Oysa tüm bilimsel delillerin ve fosil bulgularının gün geçtikçe çok daha net gösterdiği bir gerçek vardır: Dinozorlar, tüm diğer canlılar gibi olağanüstü komplekslikte mükemmel canlılardır ve tüm özellikleriyle yeryüzünde bir anda belirmiş, yani YARATILMIŞLARDIR. Dinozorların evrimleştiğine, ara form olduklarına ve günün birinde kuşlara dönüştüklerine dair zavallı anlatımlar, büyük bir aldatmacadır. Yeni bulgular karşısında artık Darwinistler de çaresizliklerini itiraf etmek zorunda kalmış, canlıların milyonlarca yıl boyunca değişmemiş olduğu gerçeği karşısında açıklamasız olduklarını kabul etmişlerdir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Darwinistler itiraf etsin veya etmesin, bulunan tüm fosiller her zaman aynı sonucu ortaya çıkarır: CANLILAR MÜKEMMELDİRLER, ANİDEN ORTAYA ÇIKARLAR, YOKTAN VAR OLMUŞLARDIR. DEĞİŞMEMİŞLERDİR, EVRİMCİLERİN İDDİA ETTİKLERİ HAYALİ ARA AŞAMALAR YOKTUR. ONLARI YOKTAN YARATAN YERİN, GÖĞÜN VE TÜM ALEMLERİN RABBİ OLAN YÜCE RABBİMİZ ALLAH’TIR. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#800080;"&gt;&lt;strong&gt;1- &lt;a href="http://www.express.co.uk/posts/view/128349/Miniature-T-rex-dinosaur-discovery-overturns-evolution-theories"&gt;http://www.express.co.uk/posts/view/128349/Miniature-T-rex-dinosaur-discovery-overturns-evolution-theories&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt; 2-&lt;a href="http://www.express.co.uk/posts/view/128349/Miniature-T-rex-dinosaur-discovery-overturns-evolution-theories"&gt;http://www.express.co.uk/posts/view/128349/Miniature-T-rex-dinosaur-discovery-overturns-evolution-theories&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-7996724390077327799?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/7996724390077327799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/10/darwinistler-sokta-yanlmsz-t-rex-de-ara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/7996724390077327799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/7996724390077327799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/10/darwinistler-sokta-yanlmsz-t-rex-de-ara.html' title='Darwinistler Şokta! &apos;&apos;Yanılmışız, T. Rex de Ara Fosil Değilmiş!&apos;&apos;'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SucN1V4NUuI/AAAAAAAABUM/BA5zJjsPbEA/s72-c/darwinistler_sokta__tr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-5947055569174205803</id><published>2009-07-02T07:00:00.001-07:00</published><updated>2009-07-02T07:00:26.231-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Komünizm, Darwinizm ve materyalizm sayesinde ayakta kalmıştır!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sky9GZZGlVI/AAAAAAAAA40/YPPw_RFePzo/s1600-h/39260.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353861974629717330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 186px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sky9GZZGlVI/AAAAAAAAA40/YPPw_RFePzo/s320/39260.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Komünizm, Darwinizm ve materyalizm sayesinde ayakta kalmıştır!&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Darwinizm, hayatın bir mücadele ve savaş arenası olduğunu, bu mücadelede ise güçlü olanların, yani en acımasızca düşmanını yenenlerin üstün gelerek gelişeceklerini iddia eder. Darwinizm'in bir diğer iddiası da, insanların gelişmiş bir hayvan türü olduklarıdır. Darwinizm'in ve materyalizmin ortak iddiaları ise, tüm evrenin ve canlıların tesadüflerin eseri olduğu ve bir Yaratıcı'nın olmadığıdır. İşte bu paragrafta çok kısa olarak özetlenen, hiçbir bilimsel delili olmayan bu iddialar, komünizmin 20. yüzyılda insanlığa yaşattığı karanlığın temelinde yatan nedenlerdir. Bu nedenle Darwinizm'in, sadece bilimselliği tartışılan herhangi bir teori olarak görülmesi büyük bir yanılgı olur. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Hiçbir bilimsel geçerliliği olmamasına rağmen 150 yıldır, belli çevrelerce gündemde ve en rağbet gören teori olarak ayakta tutulmaya çalışılan evrim teorisi, 20. yüzyıla bela ve acı getiren ideoloji ve sistemlerin biricik dayanak noktası olmuştur. Evrim teorisinin geçersizliğinin ispatlanarak, tüm insanlığa duyurulması bu açıdan son derece büyük bir önem taşımaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-5947055569174205803?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/5947055569174205803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/07/komunizm-darwinizm-ve-materyalizm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/5947055569174205803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/5947055569174205803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/07/komunizm-darwinizm-ve-materyalizm.html' title='Komünizm, Darwinizm ve materyalizm sayesinde ayakta kalmıştır!'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/Sky9GZZGlVI/AAAAAAAAA40/YPPw_RFePzo/s72-c/39260.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-9180549410238191368</id><published>2009-06-30T05:08:00.000-07:00</published><updated>2009-06-30T05:10:54.140-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Muzaffer Karaaslan-Darwin ve ara fosil</title><content type='html'>&lt;embed name="flvplayer" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" align="middle" src="http://www.youtubetc.com/player2.swf" width="400" height="405" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="autoplay=false&amp;amp;config=http://www.youtubetc.com/xml-87b13c948.xml" quality="high" bgcolor="#000000" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;p style="MARGIN: 3px 0px"&gt;&lt;a title="" href="http://www.youtubetc.com/" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;- &lt;a title="" href="http://www.youtubetc.com/musicvideo.php?vid=87b13c948" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-9180549410238191368?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/9180549410238191368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/06/muzaffer-karaaslan-darwin-ve-ara-fosil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/9180549410238191368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/9180549410238191368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/06/muzaffer-karaaslan-darwin-ve-ara-fosil.html' title='Muzaffer Karaaslan-Darwin ve ara fosil'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-7947200089117964952</id><published>2009-04-02T07:54:00.000-07:00</published><updated>2009-04-02T07:57:33.317-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Evrim Aldatmacasına İnanmak</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdTRt1Ak4gI/AAAAAAAAAbA/4c6N3Ro2Om8/s1600-h/genius.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320107645085213186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 276px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdTRt1Ak4gI/AAAAAAAAAbA/4c6N3Ro2Om8/s320/genius.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Evrim Aldatmacasına İnanmak&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yeryüzünde yaşayan milyonlarca canlı türünün her birinin birbirinden mucizevi özellikleri, birbirine hiç benzemeyen davranış şekilleri, birbirinden kusursuz fiziksel yapıları vardır. Bu canlıların herbiri benzersiz incelikler ve güzelliklerle yaratılmıştır. Bitkiler, hayvanlar ve en başta da insan, dış görünümlerinden gözle görülmeyen hücrelerine kadar büyük bir bilgi ve sanatla var edilmiştir. Bugün canlıların her detayını araştıran, bu detaylardaki mucizevi yönleri keşfeden, tüm bunların nasıl meydana geldiği sorusuna cevap arayan çok sayıda bilim dalı ve bu bilim dallarında görev yapan onbinlerce bilim adamı vardır.&lt;br /&gt;Bu bilim adamlarının bir kısmı, inceledikleri yapılardaki mucizevi yönleri ve bunların meydana getirilmesindeki aklı keşfettikçe, bunlara hayranlık duymakta ve tüm bunların sonsuz bir akıl ve bilgi ile yaratıldığına tanık olmaktadırlar. Ancak bir kısmı da, şaşırtıcı bir şekilde, tüm bu mucizevi özellikleri var edenin şuursuz tesadüfler olduğunu iddia etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Söz konusu bilim adamları, evrim teorisine inananlardır. Bu kişilere göre canlıları meydana getiren proteinler, hücreler ve organlar, sadece tesadüflerin ardarda sıralanmasıyla var olmuşlardır. Yıllarca eğitim görmüş, uzun araştırmalar yapmış, gözle görülmeyen tek bir hücredeki tek bir organelin mucizevi işlevleri üzerine kitaplar yazmış insanlar, hayret verici bir şekilde, bu olağanüstü yapıları kör tesadüflerin meydana getirdiğini savunabilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Anlı şanlı profesörlerin inandıkları tesadüfler zinciri o kadar akıl almazdır ki, içinde bulundukları durum, dışarıdan bakanları hayretler içinde bırakmaktadır. Bu profesörlere göre, önce birçok tesadüf meydana gelerek basit kimyasal maddelerin içinden - gerçekte tesadüfen oluşması "rastgele saçılan harflerin kusursuz bir şiir oluşturmaları" kadar imkansız olan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/onsoz.html#2"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2 &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="2."&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;- bir protein oluşturmuşlardır. Sonra başka tesadüfler başka proteinleri meydana getirerek, yine tesadüfen bu proteinleri biraraya toplamış ve onları uygun şekilde organize etmişlerdir. Sadece proteinler değil, DNA, RNA, enzimler, hormonlar, hücre organelleri gibi her biri son derece kompleks olan hücre içi yapılar, hep tesadüfen ve yanyana oluşmuştur. Bu milyonlarca tesadüf sonucunda ise, ilk hücre meydana gelmiştir. Kör tesadüflerin marifeti olan mucizeler burada son bulmamış, bu hücre tesadüflerin yardımı ile çoğalmaya başlamıştır. Söz konusu iddiaya göre bir başka tesadüf, hücreleri organize etmiştir ve bundan ilk canlıyı meydana getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir canlıdaki tek bir gözün oluşması için dahi milyonlarca meydana gelmesi imkansız olayın birarada gerçekleşmesi gerekmektedir. İşte burada da tesadüf denen kör süreç devreye girmiş; önce, yine tesadüfen oluşan kafatasında en uygun yerlere en uygun büyüklükte iki delik açmış ve sonra buraya tesadüfen gelen hücreler, yine tesadüfen gözü inşa etmeye başlamışlardır. Görüldüğü gibi, tesadüfler, sonuçta ne elde etmek istediklerini bilerek hareket etmişlerdir. Daha en baştan, "görmek, işitmek, nefes almak" ne demektir bilen, yeryüzünde hiçbir örneği olmadığı halde bunlardan haberdar olan "tesadüf", büyük bir bilinç ve akıl göstererek, son derece ileri görüşlü davranarak, canlılığı adım adım inşa etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte, insanların büyük saygı duyarak isimlerini andığı, fikirlerini benimsediği bu profesörler, bilim adamları, araştırmacılar, bu denli akıl dışı bir senaryoya körü körüne bağlanmışlardır. Halen de çocuksu bir inatla, bu masallarına inanmayanları dışlamakta, onları bilimsel olmamakla ve bağnazlıkla suçlamaktadırlar. Kuşkusuz bunun, Ortaçağ'da dünyanın düz olmadığını iddia edenleri yargılayarak cezalandıran, tutucu, yobaz ve cahil anlayıştan hiçbir farkı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Üstelik bu insanlar içinde Allah'a iman ettiğini, Müslüman olduğunu söyleyenler de vardır. Bu insanlar "tüm canlılığı Allah yarattı" demeyi bilimsel bulmamakta, bunun yerine "milyonlarca mucizenin tesadüf denen şuursuz bir süreçle oluştuğunu" söylemenin bilimsellik olduğuna inanabilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu insanların karşısına taştan, tahtadan yontulmuş bir put konsa ve "bakın bu odayı ve içindekileri bu put meydana getirdi" dense, bunun son derece saçma olduğunu söyleyecek ve buna asla inanmayacaklardır. Ama buna rağmen "bakın bu dünyayı ve içindeki birbirinden harika milyonlarca canlıyı tesadüf denen şuursuz süreç büyük bir planlama yaparak, zaman içinde oluşturdu" şeklinde ifade edilen bir hurafeyi, en büyük bilimsel açıklama olarak halka duyurmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kısacası bu insanlar, tesadüfleri ilah olarak kabul etmekte, tesadüflerin tüm evrendeki hassas sistemleri ve canlıları yaratabilecek kadar akıllı, bilinçli ve güçlü olduğunu iddia etmektedirler. Onlara, tüm canlıları yaratanın, sonsuz Akıl sahibi olan Allah olduğu açıklandığında, bu gerçeğin kabul edilemez olduğunu söyleyen evrimci profesörler, şuursuz, akılsız, güçsüz ve iradesiz milyarlarca tesadüfün yaratıcı gücü olduğunu kabul edebilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Eğitimli, zeki ve bilgili insanların, toplu olarak, tarihin en saçma, en akıl ve mantık dışı iddiasına böyle büyülenmişcesine inanıyor olmaları, gerçekte çok büyük bir mucizedir. Allah, bir mucize olarak nasıl hücre gibi olağanüstü bir organizasyona ve özelliklere sahip bir varlığı yaratıyorsa, bu insanları da yine bir başka mucize olarak, çok açık gerçekleri göremeyecek kadar kör ve kavrama yeteneğinden yoksun olarak yaratmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evrimciler, Allah'ın bir mucizesi olarak, küçük çocukların dahi çok kolay görebildikleri gerçekleri, kendilerine defalarca anlatılmış olmasına rağmen anlayıp kavrayamamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu yazıyı okuduğunuzda bu mucizeye siz de tanık olacaksınız. Ve siz de göreceksiniz ki; Darwinizm, bilimsel deliller karşısında tamamen çökmüş bir teori olmasının yanısıra, akıl ve mantıkla da hiçbir şekilde bağdaşmayan, kendisini savunanları son derece küçük duruma düşüren büyük bir aldanıştır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.harunyahya.org/evrim/&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-7947200089117964952?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/7947200089117964952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/04/evrim-aldatmacasna-inanmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/7947200089117964952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/7947200089117964952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/04/evrim-aldatmacasna-inanmak.html' title='Evrim Aldatmacasına İnanmak'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdTRt1Ak4gI/AAAAAAAAAbA/4c6N3Ro2Om8/s72-c/genius.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-1926039403138753277</id><published>2009-04-02T07:40:00.000-07:00</published><updated>2009-04-02T07:53:15.043-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Terörizmin Gerçek İdeolojik Kökeni: DARWINİZM ve MATERYALİZM</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdTRULHDyeI/AAAAAAAAAa4/USo6ilD3jCA/s1600-h/charles+darwin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320107204341385698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 163px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdTRULHDyeI/AAAAAAAAAa4/USo6ilD3jCA/s320/charles%2Bdarwin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Terörizmin Gerçek İdeolojik Kökeni: DARWINİZM ve MATERYALİZM&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Pek çok insan evrim teorisini, ilk olarak Charles Darwin'in ortaya attığı, bilimsel delillere, gözlemlere ve deneylere dayalı bir teori zanneder. Oysa evrim teorisinin ilk fikir babası Darwin olmadığı gibi, teorinin kaynağı da bilimsel deliller değildir. Teori, antik bir dogma olan materyalist felsefenin doğaya uyarlanmasından ibarettir. Bugün de teori, kendisini destekleyen bilimsel bulgular olmamasına rağmen, sırf materyalist felsefe uğruna körü körüne savunulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu bağnazlık dünyaya çok büyük belalar getirmiştir. Çünkü Darwinizm'in ve ondan dayanak bulan materyalist felsefenin yaygınlaşmasıyla birlikte, "insan nedir" sorusuna verilen cevap değişmiştir. Daha önceden bu soruya "insan, Allah'ın yarattığı ve O'nun öğrettiği güzel ahlaka göre yaşaması gereken bir varlıktır" cevabını veren insanlar, "insan rastlantılarla var olmuş, yaşam mücadelesiyle gelişmiş bir hayvandır" diye düşünmeye başlamışlardır. Bu büyük yanılgının faturası ise çok ağırdır. Irkçılık, faşizm, komünizm gibi vahşet ideolojileri ve diğer pek çok barbar, çatışmacı dünya görüşü, bu yanılgıdan güç bulmuştur.&lt;br /&gt;Bu makalede Darwinizm'in insanlığa getirdiği bu belayı inceleyecek ve bunun günümüzün en önemli global sorunlarından biri olan "terörizm"le ilgisini açıklayacağız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Darwinizm'in Yalanı: "Yaşam Bir Çatışmadır"&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Darwin, teorisini geliştirirken temel bir varsayımdan yola çıkmıştı: "Canlıların gelişimi doğadaki yaşam mücadelesine bağlıdır. Bu mücadeleyi güçlü olanlar kazanır. Zayıflar ise ezilerek yok olmaya mahkumdurlar".&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Darwin'e göre, doğada acımasız bir yaşam mücadelesi, daimi bir çatışma vardı. Güçlüler her zaman güçsüzleri alt ediyor ve gelişme de bu sayede mümkün oluyordu. Türlerin Kökeni kitabına koyduğu altbaşlık da, onun bu görüşünü özetliyordu: "Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon ve Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla".&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dahası Darwin, "yaşam mücadelesi"nin insan ırkları arasında da geçerli olduğunu öne sürmüştü. Bu gerçek dışı iddiaya göre, "kayırılmış ırklar" bu mücadelede üstün geliyorlardı. Darwin'e göre kayırılmış ırklar, Avrupalı beyazlardı. Asyalı ya da Afrikalı ırklar ise, yaşam mücadelesinde geri kalmışlardı. Darwin daha da ileri giderek, bu ırkların dünya üzerindeki "yaşam mücadelesi"ni yakın zamanda tamamen kaybederek yok olacaklarını ileri sürmüştü:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte, medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden silecekler ve onların yerine geçecekler. Öte yandan insansı maymunlar da… kuşkusuz elimine edilecekler. Böylece insan ile en yakın akrabaları arasındaki boşluk daha da genişleyecek. Bu sayede ortada şu anki Avrupalı ırklardan bile daha medeni olan ırklar ve şu anki zencilerden, Avustralya yerlilerinden ve gorillerden bile daha geride olan babun türü maymunlar kalacaktır." &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="1."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hintli antropolog Lalita Vidyarthi Darwin'in evrim teorisinin, ırkçılığı sosyal bilimlere nasıl kabul ettirdiğini şöyle açıklar:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Darwin'in ortaya attığı 'en güçlülerin hayatta kalması' düşüncesi, insanoğlunun kültürel bir evrim sürecinden geçtiğine ve en üst kademenin Beyaz Adam'ın medeniyeti olduğuna inanan sosyal bilimciler tarafından coşkuyla karşılandı. Bunun bir sonucu olarak, 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Batılı bilim adamlarının çok büyük bir kısmı ırkçılığı şiddetle benimsediler." &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#2"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="2."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Darwin'in İlham Kaynağı: Malthus'un Acımasızlık Teorisi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Darwin'in bu konulardaki ilham kaynağı, İngiliz bir ekonomist olan Thomas Malthus'un An Essay on the Principle of Population (Nüfus Prensibi Üzerine Bir Deneme) adlı kitabıydı. Malthus kendi başlarına bırakıldıklarında, insan nüfusunun çok hızlı arttığını hesaplamıştı. Ona göre nüfusları kontrol altında tutan başlıca etkenler, savaş, kıtlık ve hastalık gibi felaketlerdi. Kısacası bu vahşi iddiaya göre, bazı insanların yaşayabilmeleri için diğerlerinin ölmesi gerekiyordu. Var olma, "sürekli savaş" anlamına geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Thomas Robert Malthus&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;19. yüzyılda Malthus'un fikirleri oldukça geniş bir kitle tarafından benimsenmişti. Özellikle, Avrupalı üst sınıfın entellektüelleri Malthus'un zalimce fikirlerini destekliyordu. "Nazilerin Bilimsel Arka Planı" isimli makalede, 19. yüzyıl Avrupası'nın Malthus'un popülasyon ile ilgili görüşlerine verdiği önem şöyle aktarılmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"19. yüzyılın ilk yarısında Avrupa'da yönetici sınıfın üyeleri, yeni keşfedilen 'nüfus artışı problemi'ni tartışmak ve fakirlerin ölüm oranlarını artırmak için, Malthus'un fikirlerini uygulamanın yöntemlerini planlamak üzere biraraya geldiler. Vardıkları sonuç özetle şöyleydi: "Fakirlere temizliği tavsiye etmek yerine tam tersi alışkanlıklara teşvik etmeliyiz. Şehirlerimizdeki sokakları daha dar yapmalıyız, daha fazla insanı evlere doldurmalıyız ve vebayı getirmeye çalışmalıyız. Ülkemizde köylerimizi durgun sulara yakın yapmalıyız, bataklıklarda yaşamayı teşvik etmeliyiz vs..." &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#3"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;3&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="3."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu zalimce uygulamanın sonucunda, yaşam mücadelesinde güçlü olanlar zayıf olanları ezecekler ve bu şekilde hızla artan nüfus da dengelenmiş olacaktı. İngiltere'de 19. yüzyılda söz konusu "fakirleri ezme" programı gerçekten uygulandı. 8-9 yaşındaki çocukların günde 16 saat kömür ocaklarında çalıştırıldıkları ve binlercesinin kötü şartlar nedeniyle öldüğü bir endüstri düzeni kuruldu. Malthus'un teorik olarak gerekli bulduğu "yaşam mücadelesi", İngiltere'de milyonlarca fakir insana azap dolu bir ömür yaşattı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Darwin, işte bu fikirlerden etkilenerek çatışmacı görüşü tüm doğaya uyguladı ve bu var olma savaşında güçlü olanların ve en iyi uyum sağlayanların galip geleceklerini öne sürdü. Dahası, söz konusu yaşam mücadelesinin doğanın meşru ve değişmez bir yasası olduğunu iddia ediyordu. Bir yandan da yaratılışı inkar ederek insanları dini inançlarını terk etmeye davet ediyor ve böylece "yaşam mücadelesi"nin acımasızlığına engel olabilecek tüm ahlaki kıstasları hedef almış oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bireyleri acımasızlığa ve zalimliğe yönlendiren bu gerçek dışı fikirlerin yaygınlaşmasıyla, 20. yüzyılda insanlığın ödeyeceği bedel ağır olacaktı.&lt;br /&gt;"Orman Kanunları"nın Açtığı Yol: Faşizm&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Darwinizm 19. yüzyılda ırkçılığı beslerken, 20. yüzyılda doğup gelişecek ve tüm dünyayı kana bulayacak bir ideolojinin de temellerini oluşturuyordu: Nazizm.&lt;br /&gt;Nazi ideologlarında da yoğun bir Darwinizm etkisi görülmektedir. Adolf Hitler ve Alfred Rosenberg tarafından şekillendirilen bu teori incelendiğinde, "doğal seleksiyon", "seçici eşleşme", "ırklar arası yaşam mücadelesi" gibi, Darwin'in Türlerin Kökeni kitabında onlarca kez tekrarlanan kavramlara rastlanır. Hitler ünlü kitabı "Kavgam" (Mein Kampf)'ın ismini de, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Darwinizm'in yaşamın bir mücadele arenası olduğu ve bu mücadelede üstün gelenlerin hayatta kaldıkları prensibinden esinlenerek koymuştur. Kitabında özellikle ırklar arasındaki mücadeleden söz etmiş ve şöyle demiştir:&lt;br /&gt;"Tarih doğanın kendi kendine oluşturacağı yeni bir ırksal hiyerarşi sonucunda eşi benzeri olmayan bir imparatorluk meydana getirecektir." &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#4"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;4&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="4."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1933'deki ünlü Nuremberg mitinginde ise, "yüksek ırkın düşük ırkları idare ettiğini, bunun doğada görülen bir hak olduğunu ve tek mantıklı hak olduğunu" ileri sürmüştür.&lt;br /&gt;Nazilerin Darwin'den etkilendikleri bugün konunun uzmanı olan tarihçilerin hemen hepsi tarafından kabul gören bir gerçektir. Tarihçi Hickman Hitler'in Darwinizm'den etkilendiğini şöyle açıklar:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Hitler katı bir evrimciydi. Psikozunun derinlikleri ne olursa olsun Mein Kampf kitabı bir dizi evrim fikrini sergiler, özellikle de en uygunların yaşam savaşı ve daha iyi bir toplum için zayıfların katledilmesi fikirlerine yer verir." &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#5"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;5 &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="5."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu görüşlerle ortaya çıkan Hitler, dünyayı eşi benzeri hiç görülmemiş bir vahşete sürükledi. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Başta Yahudiler olmak üzere, pek çok etnik veya siyasi grup, Nazi ölüm kamplarında feci bir zulme ve katliama maruz bırakıldı. Naziler'in işgalleri ile başlayan II. Dünya Savaşı ise, tam 55 milyon insanın yaşamına mal oldu. Dünya tarihinin gördüğü bu en büyük felaketin arka planında, Darwinizm'in "yaşam mücadelesi" kavramı yer alıyordu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Kanlı İttifak: Darwinizm ve Komünizm&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Darwinizm'in sağ kanadında faşistler yer alırken, sol kanadında ise komünistler bulunur. Darwin'in teorisinin en ateşli savunucuları arasında, komünistler her zaman için önemli bir yer tutmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Darwinizm ile komünizm arasındaki bu ilişki, her iki "izm"in kurucularına kadar uzanır. Komünizmin kurucuları Marx ve Engels, Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabını yayınlanır yayınlanmaz okumuşlar ve kitaptaki "diyalektik materyalist" yaklaşıma hayran olmuşlardır. Marx ve Engels arasındaki mektuplaşmalar, her ikisinin de Darwin'in teorisini "komünizmin doğa bilimleri açısından temeli" saydıklarını göstermektedir. Nitekim Engels Darwin'in de etkisiyle kaleme aldığı Doğanın Diyalektiği adlı kitabında Darwin'e övgüler yağdırmış ve &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü" adlı bölümde evrim teorisine kendince katkılar yapmaya çalışmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Marx ve Engels'in yolunu izleyen Plekhanov, Lenin, Trotsky ve Stalin gibi Rus komünistlerinin hepsi de, Darwin'in evrim teorisini benimsemişlerdir. Rus komünizminin kurucusu sayılan Plekhanov, "Marksizm, Darwinizm'in sosyal bilimlere uygulanmasıdır" adlı sözüyle ünlüdür. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#6"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;6&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="6."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Trotsky'nin ise "Darwinizm, diyalektik materyalizmin en büyük zaferidir" şeklinde açıklamaları bulunmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#7"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;7 &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="7."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Komünist kadroların oluşmasında "Darwin'in eğitimi"nin büyük rolü vardır. Örneğin Stalin'in, gençliğinde bir din adamı iken Darwin'in kitapları nedeniyle ateist olduğu da tarihçiler tarafından not edilen bir gerçektir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#8"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;8&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="8."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Komünist rejimi Çin'de kuran ve milyonlarca insanı katleden Mao ise kurduğu bu düzenin felsefi dayanağını, "Çin sosyalizminin temeli, Darwin'e ve Evrim Teorisi'ne dayanmaktadır" diyerek açıkça belirtmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#9"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;9 &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="9."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Darwinizm'in Mao ve Çin komünizmi üzerindeki etkisi, Harvard Üniversitesi'nden tarihçi James Reeve Pusey'in, China and Charles Darwin (Çin ve Charles Darwin) adlı araştırma kitabında detaylarıyla anlatılmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#10"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;10&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="10."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kısacası, evrim teorisi ile komünizm arasında kopmaz bir bağ vardır. Evrim teorisi, canlıların bir tesadüf ürünü olduğunu iddia etmekle, ateizme sözde bilimsel bir dayanak sağlamıştır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tamamen ateist bir ideoloji olan komünizm de bu nedenle kaçınılmaz olarak Darwinizm'e bağlıdır. Dahası, evrim teorisi doğadaki gelişmenin çatışma (yani "yaşam mücadelesi") sayesinde mümkün olduğunu ileri sürmekle, komünizmin temelinde yer alan "diyalektik" kavramını desteklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Komünizmin bu "diyalektik çatışma" kavramının 20. yüzyıl boyunca yaklaşık 120 milyon insanı katletmiş bir "cinayet makinası" olduğunu düşünürsek, Darwinizm'in dünyaya getirdiği felaketin boyutunu daha iyi anlamak mümkün olur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Darwinizm ve Terörizm&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dünyanın her yerinde terör uygulayanlar, hangi ideolojiye sahip olurlarsa olsunlar, gerçekte birer Darwinisttirler. Darwinizm, çatışmayı körükleyen tek felsefedir.&lt;br /&gt;Buraya kadar incelediğimiz gibi, Darwinizm, 20. yüzyılda insanlığı felaketlere sürükleyen çeşitli şiddet yanlısı ideolojilerin kökenidir. Ancak Darwinizm bu ideolojilerin yanında bir de, çeşitli dünya görüşlerine etki edebilecek bir "ahlak anlayışı" ve "yöntem" tarif etmektedir. Bu ahlak anlayışının ve yöntemin temel kavramı ise, "kendinden olmayanla çatışmak"tır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bunu şöyle açıklayabiliriz: Dünya üzerinde farklı inançlar, farklı dünya görüşleri, farklı felsefeler vardır. Bunlar birbirlerine iki farklı bakış açısıyla bakabilirler:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1) Kendilerinden olmayanların varlıklarına saygı gösterebilir, onlarla diyalog kurmaya çalışabilir, "insancıl" bir yöntem izleyebilirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2) Kendilerinden olmayanlarla çatışmak, kavga etmek, onlara zarar vererek avantaj kazanmak yolunu seçebilir, yani "hayvani" davranabilirler.&lt;br /&gt;"Terörizm" adını verdiğimiz felaket, bu ikinci bakış açısının bir ifadesinden başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;Bu iki yaklaşım arasındaki farkı irdelediğimizde, Darwinizm'in insanların bilinçaltına aşıladığı "insan, çatışan hayvandır" telkininin son derece etkili olduğunu görürüz. Belki çatışma yolunu seçen insan ve grupların çoğunun Darwinizm'den, bu ideolojinin prensiplerinden haberi yoktur. Ama sonuçta felsefi temeli Darwinizm'e dayanan bir bakış açısını benimsemektedirler. Onları bunun doğruluğuna inandıran şey, "bu dünyada güçlüler ayakta kalır", "büyük balık küçük balığı yutar", "savaşmak erdemdir", "insan savaşarak yücelir" gibi temeli Darwinizm'e dayanan sloganlardır. Darwinizm'i kaldırın, bu sloganların da altı boş kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aslında Darwinizm kaldırıldığında, geriye "çatışmacı" bir felsefe kalmamaktadır. Yeryüzündeki insanların büyük bölümünün inandığı her üç İlahi din de (Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam) çatışmacılığı karşıdır. Her üç din de, yeryüzünde barış ve huzur sağlanmasını amaçlamakta, masum insanların öldürülmesine, zulüm ve işkence görmesine karşı çıkmaktadır. Çatışmayı ve şiddeti, Allah'ın insanlar için belirlemiş olduğu ahlaka aykırı olan, anormal ve istenmeyen kavramlar olarak kabul etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Oysa Darwinizm, çatışmayı ve şiddeti, mutlaka var olması gereken, doğal, doğru ve meşru kavramlar olarak görmekte ve göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu nedenle, eğer birileri çıkar da, İslam, Hıristiyanlık veya Yahudilik adına, bu dinlerin kavramlarını ve sembollerini kullanarak terör uygularsa, çatışmacılığı körüklerse, bilin ki o kişiler Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi değildir. Gerçekte bir Darwinisttir. Din kisvesi altına gizlenmiştir, ama samimi bir inanç sahibi değildir. Dine hizmet etmek için ortaya çıktığını iddia etse de, gerçekte dine ve dindarlara düşmandır. Çünkü, bizzat dinin yasakladığı bir suçu, hem de insanların gözünde dini karalayacak şekilde, zalimce işlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Dolayısıyla dünyamızı saran terör belasının kökeni, herhangi bir İlahi dinde değil, dinsizlikte, dinsizliğin çağımızdaki tanımları olan "Darwinizm" ve "materyalizm"de gizlidir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#009900;"&gt;İSLAM, TERÖRÜN ÇÖZÜMÜDÜR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir din adına ortaya çıktığını ileri süren insanların bir kısmı, o dini yanlış anlıyor ve yanlış uyguluyor olabilirler. O nedenle bu insanlara bakarak o din hakkında fikir edinmek yanlış olur. Bir dini tanımanın en doğru yolu, o dinin kutsal kaynağını incelemektir.&lt;br /&gt;İslam'ın kutsal kaynağı Kuran'dır. Ve Kuran'da öğretilen ahlak modeli, bugün "İslam" dendiğinde bazı Batılıların zihninde oluşan imajdan tamamen farklıdır. Kuran ahlakı, sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, fedakarlık, tolerans ve barış kavramlarına dayanmaktadır. Bu ahlakı gerçek anlamda yaşayan bir Müslüman, son derece kibar, ince düşünceli, hoşgörülü, güvenilir, uyumlu bir insan olur. Çevresine sevgi, saygı, huzur ve yaşama sevinci verir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#009900;"&gt;İslam Barış ve Esenlik Dinidir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İslam kelimesi, Arapça'da "barış" kelimesiyle aynı anlama gelir. İslam, Allah'ın sonsuz merhamet ve şefkatinin yeryüzünde tecelli ettiği huzur ve barış dolu bir hayatı insanlara sunmak için indirilmiş bir dindir. Allah tüm insanları, yeryüzünde merhametin, şefkatin, hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği model olarak İslam ahlakına çağırmaktadır. Bakara Suresi'nin 208. ayetinde Allah şöyle buyurmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ayette görüldüğü gibi Allah, insanların "güvenliği"nin ancak İslam'a girilmesi, Kuran ahlakının yaşanmasıyla sağlanabileceğini bildirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Allah Bozgunculuğu Lanetlemiştir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Allah, insanlara kötülük yapmaktan sakınmalarını emretmiş; küfrü, fıskı, isyanı, zulmü, zorbalığı, öldürmeyi, kan dökmeyi yasaklamıştır. Allah'ın bu emrine uymayanlar, ayetin ifadesiyle "şeytanın adımlarını izleyenler" olarak nitelendirilmiş ve açıkça Allah'ın haram kıldığı bir tutum içerisine girmişlerdir. Kuran'da bu konudaki birçok ayetten ikisi şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Allah'a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir." (Rad Suresi, 25)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Allah insanları barışa ve güvenliğe çağırır, dinsiz ideolojiler ise insanları kavgaya, çatışmaya ve teröre teşvik ederler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez." (Kasas Suresi, 77)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Görüldüğü gibi, Allah, İslam dininde, terör, şiddet anlamlarını da kapsayan her türlü bozgunculuk hareketini yasaklamış ve bu tür bir eylem içinde olanları lanetlemiştir. Müslüman dünyayı güzelleştiren, imar eden insandır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#009900;"&gt;İslam, Düşünce Hürriyetini ve Hoşgörüyü Savunur&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İnsanların fikir, düşünce ve yaşam özgürlüğünü açıkça sağlayan ve güvence altına alan bir din olan İslam, insanlar arasında gerginliği, anlaşmazlığı, birbirlerinin hakkında olumsuz konuşmayı ve hatta olumsuz düşünceyi (zan) dahi engelleyen ve yasaklayan emirler getirmiştir.&lt;br /&gt;Değil terör ve çeşitli şiddet eylemi, İslam, insanların üzerinde fikri olarak bile en ufak bir baskı kurulmasını yasaklamıştır:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır..." (Bakara Suresi, 256)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin." (Ğaşiye Suresi, 22)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İnsanların bir dine inanmaya veya o dinin ibadetlerini uygulamaya zorlanması, İslam'ın özüne ve ruhuna aykıdır. Çünkü İslam, inanç için özgür iradeyi ve vicdani bir kabulü şart koşar. Elbette &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Müslümanlar birbirlerini Kuran'da anlatılan ahlaki vasıfların uygulanması için uyarabilir, teşvik edebilirler. Ama asla bu konuda bir zorlama yapılamaz. Ya da dünyevi bir imtiyaz tanınarak, kişi dini uygulamaya yönlendirilemez.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bunun aksi bir toplum modeli varsayalım. Örneğin insanların ibadet yapmaya zorlandıklarını farzedelim. Böyle bir toplum modeli İslam'a tamamen aykırıdır. Çünkü inanç ve ibadet, sadece Allah için olduğunda bir değer taşır. Eğer bir sistem insanları inanca ve ibadete zorlayacak olursa, bu durumda insanlar o sistemden korktukları için dindar görünürler. Din açısından makbul olan ise, vicdanların tamamen serbest bırakıldığı bir ortamda Allah rızası için dinin yaşanmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#009900;"&gt;Allah Masum İnsanların Öldürülmesini Haram Kılmıştır&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir insanı suçsuz yere öldürmek, Kuran'a göre en büyük günahlardan biridir:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"...Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır. (Maide Suresi,32)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa 'ağır bir ceza ile' karşılaşır. (Furkan Suresi, 68)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, masum insanları haksız yere öldüren kişiler büyük bir azapla tehdit edilmişlerdir. Allah tek bir kişiyi öldürmenin, tüm insanları öldürmek kadar ağır bir suç olduğunu haber vermiştir. Allah'ın sınırlarını koruyan bir insanın değil binlerce masum insanı katletmek, tek bir insana bile zarar verme ihtimali yoktur. Dünyada adaletten kaçarak cezadan kurtulacağını sananlar, öldükten sonra, ahirette Allah'ın huzurunda verecekleri hesaptan asla kaçamayacaklardır. İşte bu nedenle ölümlerinin ardından Allah'a hesap vereceklerini bilen müminler Allah'ın sınırlarını korumakta büyük bir titizlik gösterirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Allah, Müminlere Şefkatli ve Merhametli Olmalarını Emreder&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir ayette Müslüman ahlakı şöyle anlatılmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır." (Beled Suresi, 17-18)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Allah'ın, ahiret günü kurtuluşa erenlerden olmaları, rahmetine ve cennetine kavuşabilmeleri için kullarına indirdiği ahlakın en önemli özelliklerinden biri ayette görüldüğü gibi "merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak"tır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kuran'da tarif edilen İslam son derece modern, aydınlık, ilerici bir yapıya sahiptir. Gerçek Müslüman, herşeyden önce, barışçı, hoşgörülü, demokrat ruhlu, kültürlü, aydın, dürüst, sanattan ve bilimden anlayan, medeni bir kişilik yapısına sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kuran'ın getirdiği güzel ahlakla yetişen bir Müslüman, herkese İslam'ın öngördüğü sevgiyle yaklaşır; her türlü fikre karşı saygılıdır; estetiğe ve sanata değer verir, olaylar karşısında her zaman uzlaştırıcı, gerilimi azaltan, kucaklayıcı, itidalli davranışlar sergiler. Böyle insanların oluşturdukları toplumlarda ise, bugün en modern devletler arasında gösterilen ülkelerden daha gelişmiş bir medeniyet, yüksek bir toplumsal ahlak, neşe, huzur, adalet, güvenlik, bolluk ve bereket hakim olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#009900;"&gt;Allah Hoşgörü ve Affediciliği Emretmiştir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Allah'ın Kuran-ı Kerim'de "Sen af yolunu benimse" ayetiyle buyurduğu "affedicilik ve hoşgörü" kavramı, İslam dininin temel kaidelerinden birini oluşturur. (Araf Suresi, 199)&lt;br /&gt;İslam tarihine bakıldığında, Müslümanların Kuran ahlakının bu önemli özelliğini sosyal yaşama nasıl geçirdikleri çok açık bir şekilde görülür. Müslümanlar ulaştıkları her noktada, hatalı uygulamaları ortadan kaldırarak hür ve hoşgörülü bir ortam oluşturmuştur. Din, dil ve kültür bakımından birbirine taban tabana zıt olan halkların aynı çatı altında barış ve huzur içerisinde yaşamalarını sağlamış, kendisine tabi olanlara da büyük bir ilim, zenginlik ve üstünlük kazandırmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nitekim büyük bir coğrafyaya yayılmış olan Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığını yüzyıllarca devam ettirebilmesindeki en önemli nedenlerden biri, İslam'ın getirdiği hoşgörü ve anlayış ortamının yaşanması olmuştur. Asırlardır hoşgörülü ve şefkatli yapılarıyla tanınmış olan Müslümanlar, her zaman dönemlerinin en merhametli ve en adil kişileri olmuşlardır. Bu çok uluslu yapı içerisindeki tüm etnik gruplar, yıllarca mensubu oldukları dinleri özgürce yaşamışlar, üstelik dinlerini ve kültürlerini yaşayabilecekleri tüm imkanlara da sahip olmuşlardır.&lt;br /&gt;Gerçek anlamda Müslümanlara mahsus olan hoşgörü, ancak Kuran'ın emrettiği doğrultuda uygulandığında tüm dünyaya barış ve esenlik getirir. Nitekim Kuran'da "İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel bir tarzda(kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost (un) oluvermiştir." (Fussilet Suresi, 34) ayeti ile bu özelliğe dikkat çekilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;color:#ff0000;"&gt;Sonuç&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Tüm bunlar, İslam'ın insanlara öğütlediği ahlak özelliklerinin, dünyaya barış, huzur ve adalet getirecek erdemler olduğunu göstermektedir. Şu an dünya gündeminde olan ve adına "İslami terör" denen barbarlık ise, Kuran ahlakından tamamen uzak, cahil ve bağnaz insanların, dinle gerçekte hiç bir ilgisi olmayan kişilerin eseridir. İşledikleri vahşetleri İslam kisvesi altında yürütmeye çalışan bu kişi ve gruplara karşı uygulanacak kültürel çözüm, gerçek İslam ahlakının insanlara öğretilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Başka bir deyişle, İslam dini ve Kuran ahlakı, terörizmin ve teröristlerin destekleyicisi değil, yeryüzünü terörizm belasından kurtaracak çaredir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;KAYNAKLAR:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1. Charles Darwin, The Descent of Man, 2. baskı, New York, A L. Burt Co., 1874, s. 178&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#1."&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="2"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2. Lalita Prasad Vidyarthi, Racism, Science and Pseudo-Science, Unesco, France, Vendôme, 1983. s. 54&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#2."&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="3"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;3. Theodore D. Hall, The Scientific Background of the Nazi Race Purification Program, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.trufax.org/avoid/nazi.html"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.trufax.org/avoid/nazi.html&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#3."&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="4"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;4. Henry Morris, The Long War Against God, 1989, s. 78&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#4."&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="5"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;5. R. Hickman, Biocreation, Science Press, Worthington, OH, s. 51-52, 1983; Jerry Bergman, "Darwinism and the Nazi Race Holocaust", Creation Ex Nihilo Technical Journal 13 (2): 101-111, 1999&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#5."&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="6"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;6. Robert M. Young, Darwinian Evolution and Human History, Historical Studies on Science and Belief, 1980&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#6."&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="7"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;7. Alan Woods and Ted Grant. "Marxism and Darwinism", Reason in Revolt: Marxism and Modern Science, London, 1993&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#7."&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="8"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;8. Alex de Jonge, Stalin and The Shaping of the Soviet Uninon, William Collins Sons &amp;amp; Limited Co., Glasgow, 1987, s. 22&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#8."&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="9"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;9. Mehnert, Kampf um Mao's Erbe, Deutsche Verlags-Anstalt, 1977&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#9."&gt;&lt;/a&gt;&lt;a name="10"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;10. James Reeve Pusey, China and Charles Darwin, Cambridge, Massachusetts, 1983&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/ek.html#10."&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-1926039403138753277?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/1926039403138753277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/04/terorizmin-gercek-ideolojik-kokeni.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1926039403138753277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/1926039403138753277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/04/terorizmin-gercek-ideolojik-kokeni.html' title='Terörizmin Gerçek İdeolojik Kökeni: DARWINİZM ve MATERYALİZM'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdTRULHDyeI/AAAAAAAAAa4/USo6ilD3jCA/s72-c/charles%2Bdarwin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9052797253719885486.post-5637071656789869488</id><published>2009-04-01T03:24:00.000-07:00</published><updated>2009-04-02T07:58:52.593-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KOCAYUSUF'/><title type='text'>Neden Evrim Teorisi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdNDsVN4atI/AAAAAAAAAaY/c_eDWEpMFwE/s1600-h/darwin.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319670013743360722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 231px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdNDsVN4atI/AAAAAAAAAaY/c_eDWEpMFwE/s320/darwin.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdNDbKJhfhI/AAAAAAAAAaQ/W6e9wzemR2E/s1600-h/marx.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Charles Darwin&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdNDGEiwteI/AAAAAAAAAaI/iIdtdmDOoLE/s1600-h/das.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#ff0000;"&gt;Neden Evrim Teorisi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evrim teorisi ya da "Darwinizm" kavramlarını duyan insanların bir bölümü, bu kavramların sadece biyolojinin ilgi alanına girdiğini ve kendi yaşamları açısından bir önem taşımadığını sanabilirler. Oysa, evrim teorisi, biyolojik bir kavram olmanın ötesinde, dünya üzerinde yaygın bir kitleyi etkisi altına almış yanlış bir felsefenin altyapısını oluşturur. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu felsefe, sadece maddenin varlığını kabul eden, insanı bir "madde yığını" olarak gören, insanın gelişmiş bir hayvan türü olarak ortaya çıktığını ve doğadaki tek geçerli kanunun "çatışma" olduğunu varsayan bir öğretidir. İsmi "materyalizm"dir ve her ne kadar bilim görüntüsü altında insanlara empoze edilse de, bilimsel bir dayanağı bulunmayan eski bir dogmadır. Eski Yunan'da doğan bu dogma, 18. yüzyılda bazı Avrupalı düşünürler tarafından yeniden tarihin tozlu raflarından çıkarılmış, 19. yüzyılda Marx, Darwin, Freud gibi teorisyenler tarafından bilimlere uygulanmış, daha doğrusu çeşitli bilim dalları materyalist felsefeye uydurulabilmek için çarpıtılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;19. ve 20. yüzyıl materyalizmin kanlı bir "deney alanı" olmuştur: Bu felsefeden kaynak bulan (veya ona tepki görüntüsü altında onunla aynı temelleri paylaşan) ideolojiler ve dünya görüşleri, dünyaya acımasızlık, çatışma, savaş ve kaos getirmişlerdir. 20. yüzyılda yaklaşık 120 milyon insanın yaşamına mal olan komünizm, materyalist felsefenin siyasi uygulamasından başka bir şey değildir. Materyalizme reddiye iddiasıyla ortaya çıkan, oysa bu felsefenin çatışmacı temelini aynen benimseyen faşizm, iki büyük dünya savaşının, sayısız soykırım, katliam ve zulmün sorumlusudur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu iki kanlı ideolojinin yanısıra, bireysel ve toplumsal ahlak da materyalizm tarafından tahrip edilmiştir. İnsanlar, materyalist felsefenin "sen, tesadüfen ortaya çıkmış, kimseye karşı sorumluluğu olmayan gelişmiş bir hayvansın" şeklindeki aldatıcı telkinine inandıkça, inanç ve değerlerini yitirmeye başlamışlardır. Bunun sonucunda pek çok toplumda, sevgi, merhamet, fedakarlık, dürüstlük, adalet gibi ahlaki erdemler dejenere olmuştur. Materyalizmin, "doğanın kuralı çatışmadır" şeklindeki dogmasına kanan insanlar, tüm hayatlarını diğer insanlara karşı yürütülen bir "çıkar çatışması" olarak görmüş ve görünüşte modern, ancak özde "orman kanunlarına" göre düzenlenmiş bir yaşam kurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Karl Marx, Darwin'in teorisinin materyalizme ve dolayısıyla komünist ideolojiye büyük bir temel sağladığını açıkça belirtmişti. Marx, Darwin'e olan sempatisini, en büyük eseri sayılan Das Kapital'i Darwin'e ithaf ederek de göstermişti. Kitabın Almanca baskısına el yazısıyla şöyle yazmıştı: "Charles Darwin'e, ateşli bir hayranı olan Karl Marx'tan" (solda)&lt;br /&gt;Kısacası, son iki yüzyıldır insanlığa isabet eden belalarda, materyalist felsefenin büyük bir rolü vardır. İnsanlar arasındaki farklılıkların bir "çatışma" nedeni olduğunu varsayan her türlü düşüncede, bu felsefenin izlerini bulabilirsiniz. Sözde din adına ortaya çıkan, ama masum insanların canına kast ederek dine göre en büyük günahlardan birini işleyen teröristlerin kökeninde bile...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evrim teorisi bu noktada çok önemlidir. Çünkü insanları materyalist felsefeye sürükleyen, onlara bu dogmayı "bilimsel" gibi gösteren en önemli unsur, Darwin'in evrim teorisidir. Komünizmin kurucusu Karl Marx'ın ifadesiyle, Darwin'in teorisi materyalizmin "doğabilimleri açısından temeli"dir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/hy_evrim_aldatmacasi/giris.html#1"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a name="1."&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Oysa bu temel çürüktür ve insanlık materyalizme inanarak büyük bir aldanışa düşmektedir. Nitekim bu gerçek çağımızın bilimsel bulguları tarafından ortaya konmaktadır. Darwin'in evrim teorisi bilim tarafından reddedilmekte, bilimsel bulgular dünya üzerinde varlığımızın kökeninin "yaratılış" olduğunu göstermektedir: Evreni, canlıları ve biz insanları Allah yaratmıştır.&lt;br /&gt;Elinizdeki kitap bu gerçeği insanlara duyurmak için yazıldı. Yazıldığı günden bu yana da ilk önce Türkiye'de, ardından da dünyanın pek çok farklı ülkesinde milyonlarca insana ulaştı. Kitap, orijinal yazım dili olan Türkçe'nin ardından; İngilizce, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça, Çince, Arapça, Boşnakça, Arnavutça, Urduca, Malayca ve Endonezyaca gibi farklı dillere çevrilerek dünyanın pek çok farklı ülkesindeki farklı kesimlerden okuyucular tarafından ilgiyle izlendi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Evrim Aldatmacası, Darwinist düşünceyi savunan çevrelerde de yankı buldu. ABD'deki Bilim Eğitimi Ulusal Merkezi (National Center for Science Education) tarafından yayınlanan Reports dergisinin, 10 Kasım 1999 tarihli sayısının kapağında Evrim Aldatmacası'nın resmi duruyordu ve derginin yaklaşık 30 sayfası bu konuya ayrılmıştı. 22 Nisan 2000 tarihli New Scientist dergisi, "Burning Darwin" başlıklı bir makalesinde, dünyada evrim teorisine karşı yürütülen entellektüel kampanyada yazar Harun Yahya'nın eserlerinin önemli bir yeri olduğunu vurguladı. New Scientist, şöyle yazıyordu: "Harun Yahya uluslararası bir kahraman. Kitapları İslam dünyasının her yanına yayılmış durumda."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bilim dünyasının lider dergisi Science'ın, 18 Mayıs 2001 tarihli ve "Yaratılışçılık Asya ve Avrupa'nın Birleştiği Yerde Kök Salıyor" (Creationism Takes Root Where Europe, Asia Meet) başlıklı bir makalesinde ise, "Harun Yahya'nın kitaplarının pek çok yerde ders kitaplarından bile daha etkili olduğu" belirtiliyordu.&lt;br /&gt;Belirtmek gerekir ki, evrim teorisini savunan bu ve benzeri bilimsel dergiler, Evrim Aldatmacası kitabını önemle konu edinmelerine rağmen, kitapta yer alan bilimsel delil ve argümanlara bir cevap getiremediler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Getirmeleri de mümkün değildir, çünkü evrim teorisi bilimsel bir çöküş içindedir. Evrim Aldatmacası kitabının bu 4. Türkçe baskısı, daha da genişletilmiş ve güncellenmiş olarak, bu çöküşü ortaya koymaktadır. Kitabın bölümlerini okudukça, evrim teorisinin ileri sürüldüğü gibi bilimsel bir gerçek değil, bilime rağmen materyalizm uğruna yaşatılan bir dogma olduğunu göreceksiniz. Kitabın son iki bölümünde ise, materyalizmin daha da temel bir noktadan çürütülmesini okuyacak, tüm dünyaya bakışınızı değiştirecek büyük bir gerçekle yüzyüze geleceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Umulur ki Evrim Aldatmacası, 150 yıldır insanlığı aldatan materyalist-Darwinist dogmanın çöküşüne katkıda bulunmaya devam edecektir. Ve insanlara, nasıl var olduğumuz ve bizi yaratan Allah'a karşı hangi sorumlulukları taşıdığımız gibi reddettikleri veya yeterince düşünmedikleri bazı temel gerçekleri hatırlatmayı sürdürecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.harunyahya.org/evrim/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;http://www.harunyahya.org/evrim/&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9052797253719885486-5637071656789869488?l=evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/feeds/5637071656789869488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/04/neden-evrim-teorisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/5637071656789869488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9052797253719885486/posts/default/5637071656789869488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://evrimteorisialdatmacasi.blogspot.com/2009/04/neden-evrim-teorisi.html' title='Neden Evrim Teorisi?'/><author><name>KOCAYUSUF</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15168056576166657948</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SWMVR6c8daI/AAAAAAAAABg/dVWlmBh_p1s/S220/45000000001569421_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_x448k8fzU9M/SdNDsVN4atI/AAAAAAAAAaY/c_eDWEpMFwE/s72-c/darwin.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
